Mukteda el Sadr ve yeni Irak

21 Mayıs 2018 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Irak'ta 12 Mayıs'ta yapılan parlamento seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo, bölgede ciddi bir güç dengesi değişimine yol açma potansiyeli taşıyor.

Ülkenin yakın tarihindeki en düşük katılım oranının gerçekleştiği seçimde, Şii dini lider Mukteda el Sadr'ın önderliğindeki, yolsuzlukla mücadele ve yoksulluğa son ilkelerine dayalı bir platformu savunan ittifakın, 329 sandalyeli yaşama organında 54 üyelik kazandığı kesinleşti .

Seçimlerde hem İran'ın üzerinde güçlü bir nüfuz sahibi olduğu görevdeki  başbakan Haydar El Abadi hem de ondan önceki, ABD yanlısı olarak tanınan başbakan Nuri el Maliki önemli ölçüde seçmen desteği yitirmiş görünüyorlar.

Parlamentodaki en büyük grubun 54 sandalyeli bir koalisyon olması, milletvekili dağılımının ne derecede parçalı olduğunu ve dolayısıyla 165 üyelik parlamento çoğunluğuna sahip olabilecek bir hükümetin kuruluşunun ne kadar zor olacağını da gösteriyor.

Bu dağınık ve flu siyasi tabloda net olarak öne çıkan tek görüntü Mukteda el Sadr'ın gücü ve yeni hükümetin yönünü belrleyebilme potansiyeli.

Kim bu adam?

Irak'ın  yeni güçlü adamı olarak tanımlanabilecek olan el Sadr, çok ilginç ve dalgalı bir geçmişe sahip.

Öncelikle belirtmek gerekir ki el Sadr parlamento seçimlerinde aday olmadığı için Irak yaşama organının bir üyesi değil ve bu nedenle de başbakan olması söz konusu değil; ama 54 sandalyeyi kazanan ve Irak Komünist Partisi'ni de içine alan koalisyonun önderi olarak, kurulacak yeni hükümeti yönlendirme gücüne sahip olacak.

ABD işgaline karşı çıkıp ülkedeki Amerikan askerlerine karşı mücadelede önemli bir rol oynamış ve bir çoğunun ölümünden sorumlu olmasının yanı sıra, ABD'nin İslam Devleti'nin çökertilmesi için verdiği (sözde) mücadelede Washington'ın yanında saf tutmuş, ama bir dönemde de İran'a sığınarak orada sürgün hayatı yaşamış.olan el Sadr, anlaşılabileceği gibi pragmatik bir lider.

Seçimlerden sonra yaptığı açıklamalarda, milliyetçi tonu belirgin ve Irak'ın ulusal bütünlüğünü öne çıkaran bir söylem tutturan el Sadr, özellikle Irak'ın Sünni nüfusuyla ve Kürtlerle işbirliği yapmak istediğini vurguladı.

Şii olsun, bizim olsun

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla birlikte zaferi belirginleşmeye başlayan Mukteda el Sadr, her nasılsa son iki haftada Kuzey Amerika ve İsrail basınının sevgilisi oluverdi.

Çoğunluğu Yahudi kökenli olan köşe yazarları ve siyasi gözlemciler, Trump yönetiminin, Amerikan askerlerinin ölümünden sorumlu olmasını filan unutup el Sadr'İ kucaklaması gerektiğini savunmaya başladılar.

ABD'nin eski Irak büyükelçisi Zalmay Halilzad da bu furyaya katılarak şunları söyledi:

"Eğer dediklerini yapacaksa, eski düşmanınız olsa bile sizin amaçlarınızı benimsemişse, buna olumlu bir karşılık vermek gerekir, ancak dikkatli olmak koşuluyla..."

Yeni durumun yansımaları

Henüz ortada kurulmuş yeni bir hükümet ve belirlenmiş yeni bir siyasi çizgi olmamasına karşın, el Sadr'ın izleyebileceği politikaların Türkiye'yi, ama daha da önemlisi İran'ın bölgedeki stratejik konumunu nasıl etkileyebileceğini anlamaya çalışmak mümkün.

ABD'nin Irak işgalinin sona ermesiyle birlikte İran'ın Basra Körfezi'nden Akdeniz'e uzanan büyük bir nüfuz alanına sahip olabilmesi, Irak topraklarını hem Suriye hükümetini hem de Lübnan'daki Hizbullah güçlerini destekleyebilmek için ikmal yolu olarak kullanabilmesi sayesinde gerçekleşmişti.

El Sadr'ın Irak'ın ulusal çıkarlarına öncelik vereceğini ilan etmiş olması, ülkedeki İran nüfuzunun zayıflayacağı anlamına gelecek mi? Burada akılda tutulması gereken önemli bir faktör, Tahran yönetiminin Irak'ta bir fiili durum yaratmış olduğu gerçeği. İslam Devleti'nin militanlarına karşı verilen mücadelede Irak ordusuna önemli ölçüde destek sağlamış olan İran güdümündeki Şii milis kuvvetleri halen önemli bir askeri güç olarak Irak'ın iç siyasal/askeri yapısında edindikleri konumu koruyorlar.  Bu konum elbette İran'ın Doğu Akdeniz kıyılarına uzanan stratejik nüfuz alanını korumasında hayati bir önem taşımaya devam ediyor.

Mukteda el Sadr'ın fiilen yöneteceği bir hükümet, bu askeri gücü yerinden etmek için bir çaba harcayacak mı? Eğer bu sorunun yanıtı evet olacaksa, yeni Irak hükümeti  amaca ulaşmak için İran'ın baş düşmanları olan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan'dan diplomatik, siyasi ve ekonomik destek arayışına girecek mi? Eğer bu yola girilirse, seçimlerde vaad edilen Irak'ın ulusal çıkarlarına öncelik verme politikası sulandırılmış olacak mı? Yoksa el Sadr, ülkedeki İran askeri varlığını kendisine bağlı milis kuvvetlerine dayanarak mı etkisiz hale getirmeye çalışacak? Irak'ta Şiiler arası bir iç savaş anlamına gelebilecek böyle bir durumun gerçekleşmesi olası mı?

Irak'taki seçim sonrasında ortaya çıkan yeni durumun Türkiye açısından yarattığı en önemli sorun, el Sadr'in seçim zaferinden sonra yaptığı ilk açıklamada yatıyor olabilir. El Sadr bu açıklamada Sünnilerin yanı sıra Kürtlerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu söylemekle, sadece basmakalıp bir ulusal bütünlük açıklaması mı yapıyordu, yoksa Kürtlerin bağımsızlık özlemlerine göz mü kırpıyordu? Eğer ikinci olasılık doğruysa, bu Irak'ın ulusal çıkarlarına öncelik verme politikasıyla çelişmeyecek mi?

Irak anayasasına göre yeni hükümetin seçimden sonraki 90 gün içinde kurulması gerekiyor. Bu demektir ki, gelecek üç ay içinde çok at pazarlığı yapılacak. Bu pazarlıklar sonucunda kurulacak yeni hükümetin önceliklerini ancak o zaman öğrenebileceğiz.

Bu aşamada sorulacak daha genel sorunun şu olması gerekiyor: Irak'ın yeni hükümeti bölgede anti-emperyalizmin bir kalesi mi olacak, yoksa Batı çıkarlarının hizmetkarı mı?..

Cengiz İzmirli (mahlas)