Demokrasi ve 'alarm düğmeleri'

24 Mayıs 2018 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

Demokratik rejimlerin diktatörlüklerden çok önemli bir farkı var:

- Diktatörlükler, size bir yerlerden getirilip zorla empoze edilir. 

- Demokrasi ise hiçbir zaman "tabakta" servis edilmez. Yani onu mücadele ile kazanmak ve daha da önemlisi "muhafaza etmek" zorundasınız.

Demokratik rejimlerin bu "muhafaza edilme" zorunluluğu, yurttaşlara, toplumun tüm kesimlerine de, tek tek ve kurumsal olarak (en önemlisi de örgütlü biçimde), görünüşte basit ama aslında ağır ve zorlu görevler yükler.

Bu görevlerin en önemlisi de "Yanlış giden şeylere karşı uyarıda bulunma" görevidir. Demokrasinin, binalardaki yangın alarmı uyarı sistemlerine benzer bir takım "alarm düğmeleri" vardır. Yani, belli durumlarda tehlike anında o düğmelere basabilme yeteneği ve cesaretini gösterebilmek gerekir. Bir de, bir yerlerde demokrasinin canına kast eden şeyleri gördüğünüzde "ihbar" mekanizmalarını çalıştırabilmek, İngilizlerin kullandığı güzel tabirle "düdüğü-ıslığı" çalarak (whistle blower) imdat uyarısı yapabilmektir

Bunu yapabilen toplumlar demokrasilerini koruyup kollayabilir. Bu girizgahı yaptıktan sonra, 2 çok çarpıcı örnek vermek istiyorum:

1. ABD'deki Halkbank Davası'nda yargılanan M.Hakan Atilla'nın ceza almasına her kesimden gösterilen tepkiler neredeyse birbirinin kopyasıydı.

"Adam aslında masum. Günah keçisi yapıldı. Asıl suçlu, Reza Zarrab ve rüşvet alan banka yöneticileri ve bunların arkasındaki siyasetçiler"

Acaba doğru bir yorum mu bu? Bence hayır. 

Çünkü, M.Hakan Atilla onca önemli bir konumda (Genel Müdür Yardımcısı) bulunmasına ve olup bitenden haberdar olmasına rağmen, temizliği dürüstlüğü edebi adabı ve yasal düzeni korumak adına "uyarıcı" görevini yerine getirmemiştir. Her şey olup bittikten, Halkbank bu pisliğe alet edildikten, ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin de başı belaya girdikten sonra çıkıp da "O denli önemli bir mevkide bulunan" birinin "Ben masumum. Beni günah keçisi yapmayın. Ben sadece yardımcıyım. Asıl suçlu Genel Müdür" demesi kabul edilebilir mi? Beni kesmiyor bu.

Demokrasinin devamı için, bilen bildiğini gizlememeli. Bildiği ile bağlantılı olarak bir şekilde tavır almalı. En azından uyarıcı, haber verici olmalıdır.

2. Bir TV kanalının patronları, olağanüstü bir sorumsuzlukla iktidarın güdümünde yandaş yayın yapma kararı alıyor. Bu amaçla da, emrinde çalıştırdıkları insanlara "talimat" vererek, "Şunu yapın bunu yapmayın" diye yönlendiriyorlar. Teknik tarafta çalışanları bir yana bırakıyorum. Mesleği gazetecilik olan insanlar, bu olup bitenleri izlemekle yetinip hiçbir mücadele vermeyip, susup, dinleyip, en kötüsü de "sistemin çalışmasına göz yumup" sonra da işlerine son verildiğinde (Kanal-gazete vs. satılıp da) yerlerine yeni bir ekip getirildiğinde, "Kıyım vaaaar. Katliam vaaaaar.. Bizi tasfiye ediyorlar.. Demokrasi katlediliyor.. Basın özgürlüğüüüüü.." diye bağırınca inandırıcı olamıyorlar.

Sen, kural ihlali olduğunda sesini çıkacaksın. Feryadı basacaksın, yani yukarıda anlattığım biçimde "Düdüğü çalacak-alarm düğmesine basacaksın" ki, bugün inandırıcı olasın. Özelikle de gazeteciysen. Bir şeyleri sıradan insandan daha önce görme, duyma, bilme konumundaysan.

İnan bana. Bunu geçmişte yapan çok insan tanıyorum. 

Hele birini çok yakından tanıyorum. 

Her sabah yüzümü yıkarken, aynada bana bakıyor. 

Geceleri de öyle rahat uyuyor ki, horultusundan dünya yıkılır.

Demokrasi zor. Pahalı. Bedeli ağır. Korumak daha da zor. 

Hatırlatayım dedim.

Zafer Arapkirli