Fetih kutlamaları

31 Mayıs 2018 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

İstanbul, 29 Mayıs 1453'te fethedildi.

Bu büyük olayı, yurdun birçok kentinde çeşitli konuşmalarla, toplantılarla, havai fişeklerle, lazer ışıklarıyla kutluyoruz. 

Anma törenlerinde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan günün anlam ve önemini söyle dile getiriyor:

- (...) Fatih'in İstanbul'u fethederken inanç ve kararlılık vizyon neyse bizim Türkiye'yi 2023, 2053, 2071 hedeflerine taşıma konusundaki duruşumuz aynıdır. İşte bunun için, erdem irade ve cesaretle Türkiye'yi şahlandıracağız diyoruz. İşte bunun için vakit Türkiye vaktidir.

Fetih, bir kenti ya da bir ülkeyi zaptetmektir. Ne var ki; "fetih" sözcüğünün bir de dinsel anlamı var: Kur'an'nın 48 suresi "Fetih"tir. 

Eskiden kentleri ülkeleri ele geçirmek insanlıkta doğal sayılıyordu. Osmanlı İmparatorluğu da böyle kurulmuş ve fetihler yapa yapa yayılmıştı.

Günümüzde ise, askeri zafer yoluyla toprak kazanmak, yayılmak, büyümek yasal değildir. Bu nedenle saldırı savaşı hukuka aykırıdır. Birleşmiş Milletler Anayasası'na da ters düşer. 

Bunun son ve en belirgin örneği ise Irak'ın Kuveyt'i işgalidir. 

Uluslararası toplumun karşı çıkmasıyla Körfez Savaşı oldu. 

ABD, "Fetih Suresi"nin indirildiği topraklara geldi yerleşti. 

Bu nedenle uygar bir dünyada fetih düşünülemez. 

Siz hiç, Hollandalılar'ın Amsterdam'ı, Fransızlar'ın Paris'i, Almanlar'ın Berlin'i, İsveçliler'in Stockholm'ü, ya da dünyanın bir başka ülkesinde "fethettik"  diye bayram yaptıklarını duydunuz mu? 

Daha da önemlisi; bir devlet ülkesinin en büyük kentini nasıl ele geçirildiğini hatırlatarak bayram yapar mı?

Şöyle bir dönüp geçmişe bakınız...

Ne Osmanlı döneminde İstanbul'un fetih bayramı vardı, ne de cumhuriyette...

Çok partili döneme geçişle bu kutlamalar akıl edildi. 

Hatırlatalım:

Daha önce, "İstanbul'un kurtuluşu" 6 Ekimlerde şanına layık törenlerle kutlanırdı.

Hatırlayalım:

Birinci Dünya Savaşı'nın ertesinde yenik düşmüş Osmanlı Devleti'nin Başkenti İstanbul'u düşman işgal etmişti. 16 Mart 1920'de başlayan işgal, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın sonuna kadar sürdü. Zafer kazanıldıktan sonra Türk ordusu, 6 Ekim 1923'te İstanbul'a girdi. O günlerde yurdunu seven herkes sevinç gözyaşları döküyordu. İste o günlerde güzel İstanbul, üç yılı aşkın bir süre vahşi kana doymaz emperyalistlerin boyunduruğu altında inleyerek yaşamış, en kara günlere şahit olmuştu.

Osmanlı dünya görüşünün cumhuriyet Türkiye'sinde bu şekilde gündeme getirilmesi, ya da yeniden geçerli olması, "yurttaşlık bilincine" ters düşmüyor mu?

Osmanlıda "yurt" yoktu, "mülk" vardı. Vatan kavramı "Vatan şairi" Namık Kemal'le birlikte halkın bilincine işlendi. Mülk, fethedilen yerdir; neresini zapt edersen orası mülk olur. Vatan ise bir ulusun yaşadığı topraktır. 

Atatürk Cumhuriyeti'nde "fethetmek" yoktur, yurdu kurtarmak, tüm dünyaya "yurdu kurtarmak, bağımsızlığı savunmak" vardır.

Günümüz dünyasında, hiçbir ülke, hiçbir insan "yurdumu fethettim" diye bayram yapmaz, yapamaz. 

Ama "Kurtardım!" diye bayram yapabilir.

Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı, gitmişti elimizden İstanbul. Ne cami kalmıştı ne medrese. 

Büyük kurtarıcı Atatürk sayesinde İstanbul'un fethini kutlayabiliyoruz, unutmayalım.

Atatürk olmasaydı, ne bir tek yeni cami yapabilirdik, ne de minarelerin tepesine hoparlör takabilirdik. 

Ve yine Atatürk olmasaydı kilise çanlarını dinleyerek yaşardık İstanbul'da.

Bu bilince varalım; İstanbul'un kurtuluşunu coşkulu törenlerle kutlayalım.