Patronlar ve günahlar ve emekçilere dair

01 Haziran 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Seçim atmosferi, bir kez daha Medya-Siyasetçi-Kamuoyu üçgeninde ilginç sahneler yaşanmasına neden oluyor. 

TV programlarında siyasetçilerin önüne çıkan gazetecilerin (ya da kimi zaman taklitlerinin) uğradıkları haller, basın-yayın kuruluşlarının tavırları.

Onların tutumları ve bu konuda kamuoyundan gelen olumlu-olumsuz tepkiler, gündemde önemli yer tutuyor.

TV oturumlarında özellikle Muharrem İnce'nin programlarında (bence kendi kendine) madara olan gazeteci kılıklı kişilerin ve İktidar mensuplarının karşısında (yine, bence kendi kendine) madara olmayı hazmeden benzerlerinin durumuna ilişkin sık sık yazdık, yazıyoruz yazacağız.

Ben bugün başka bir kesime değineceğim: 

Yandaş-Borazan-Uşak durumundaki yayın kuruluşlarının emekçilerine.

​Başta "Kamu Yayıncısı" konumuna ihanet eden ve iktidarın borazanı durumuna düşen TRT olmak üzere yandaş kanalların emekçilerine yönelik "topyekûn​" bir saldırıyı şiddet kınıyorum. Özellikle miting alanlarında ya da liderlerin gezilerini izlerken, muhabir, kameraman ve teknik elemanlara yönelik hakaret ve şiddetin, nasıl gerekçelendirilebildiğine şaşıyorum.

Geçmişte benim başıma da geldiği için, çok yakından bildiğim bir durum bu. Haberci olarak bir yere gidersiniz ve çalıştığınız kurumun karşı tarafında bulunan kişi ya da grupların kimi zaman sitemkâr ve kibarca kimi zaman da sert, sözlü veya fiili saldırısına uğrarsınız. Yani, patronunuzun veya kurumsal yapının arkasındaki gücün vebalini günahını size fatura etmeye çalışırlar.

Ayıplı ve vicdansızlık içeren bir durumdur bu.

Medya mensupları, her zaman o kurumun politikasını belirleyen veya destekleyen bir durumda olmayabilirler. Çoğu zaman da değillerdir, haliyle. Evine ekmek götüren emekçilerdir çoğunluğu. Muhabir, bir basın toplantısını ya da mitingini haber yapmak üzere oradadır. Kameraman görüntüyü çekmek, editör, prodüktör, teknik ekip de, şoförü de, başka elemanları da bu faaliyeti gerçekleştirmek için. Onlara hakaretin ya da saldırının bir gerekçesi asla olamaz. Kurumu kınamak, slogan atmak, eleştirmek, ayrı bir şeydir, gerektiğinde boykot etmek ayrı bir şeydir, ama o emekçi arkadaşlara saldırı ayrı bir şey.

Demokratik bir edep adap içinde her türlü protesto yapılabilir. Ama bunun hakaret ve şiddete dönüşmesine asla izin verilmemelidir.

Bir köşe yazarını yazdığı yazıdan dolayı protesto etmek, bir muhabir ya da program sunucusunu belki takındığı yanlı, utanç verici, ayıplı tutumdan dolayı protesto etmenin de belli soğukkanlı ve edepli yolları vardır. Ama onlara dahi hakaret ve şiddet kabul edilemez. Kaldı ki, yayın politikasının belirlenmesinde en ufak bir dahli olmayanların, hedef alınması ayıptır.

Bu yüzden TRT, A Haber, ATV, NTV, CNN, Ülke, TV Net, pek çok gazete dergi ajans muhabirlerinin ve diğer çalışanlarının (görüşleri ne olursa olsun) son günlerde maruz kaldıkları muameleyi şiddetle kınıyor ve herkesi akıllı-uslu-sorumlu olmaya çağırıyorum.

Emekçiye dokunmayın. Evine ekmek götürmek üzere, hele ki bugünün diz boyu işsizlik ortamında çalışacağı yeri seçme şansı da olmayan insanların çalışma özgürlüğüne işlerini yapma özgürlüğüne ve güvenliğine saygı göstermeyen herkes, demokrasi ayıbı işlemektedir.

Uzun yıllarını bu mesleğe vermiş ve sahada benzer durumlarda defalarca kalmış bir medya emektarı olarak, hatırlatmak istedim.

Zafer Arapkirli