Şah'ın dalağı (1)

02 Haziran 2018 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Bu kez insanlık tarihine damgasını vuran gücünü kaybetmiş bir kalp, hasar görmüş bir beyin, suikast kurşunu yemiş bir organ değil, bir dalaktı.

Hasta bir dalak Amerika Birleşik Devletleri ile yeni kurulan İran İslam Cumhuriyeti arasında etkisini günümüzde de yitirmemiş olan çok ciddi bir krize yol açtığında sene 1979'du. Farklı ülkelerden birçok hekimin kendilerini içinde buldukları senaryonun merkezinde acilen ameliyat edilmesi gereken talihsiz bir hasta vardı. 

Bu hasta henüz tahtından indirilmiş olan altmış yaşındaki İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'den başkası değildi.  

Şah'ın dalağında büyüme olduğunun teşhis edilmesinden bu yana beş ya da altı yıl geride kalmıştı. Bakanlığını yapmış ve onunla olan tüm görüşmelerini kaydetmiş olan Asadollah Alam'a göre Pehlevi karnının sol-üst bölgesinde ilk defa bir şişkinlik hissettiğinde takvim 9 Nisan 1974'ü gösteriyordu.

Davet edilen özel doktoru Dr.Ayadi tıp dilinde splenomegali olarak adlandırılan dalak büyümesini teşhis etmiş, Fransız hematolog Prof. Jean Bernard'ın aranmasını istemişti. Asadollah Alam, daha sonra Şah'ın hekimleri arasına katılacak olan Prof. Safavian aracılığıyla Bernard'a ulaşmaya çalıştıysa da bu mümkün olmadı. Bunun üzerine Şah Viyana'da Prof. Fellinger tarafından yapılması planlanan yıllık sağlık kontrolünü beklemeye karar verdi.  

Tarihçi Andrew Cooper'e göre Şah ile Fellinger nisan ayının ilerleyen günlerinde görüştüklerinde Fellinger teşhisinin lenfoma olduğunu söyledi. Alam'ın halen irtibatta olduğu Bernard 1 Mayıs'ta Prof. Georges Flandrin ile birlikte Tahran'a hareket etti. İkiliyle havaalanında buluşan Safavian onları Hilton oteline götürdü ve ilk kez burada söz konusu hastanın Şah olduğunu açıkladı. 

Dalağın yanı sıra boyundaki lenf bezlerinde de büyüme tespit ettikleri hastaya uyguladıkları kan ve kemik iliği tahlilleri kronik lenfositik lösemi için tanı koydurucuydu.. Ayadi Şah'a teşhisle ilgili bilgi verilmemesi hususunda ısrar etti. Kanser sözcüğü kullanılmadan bilgilendirilebileceği, yavaş seyirli bir lenfoma türü olan Waldenström hastalığına yakalanmış olduğu kendisine bilgi olarak verildi.  Doktorlar herhangi bir özel tedavi başlamadan yalnızca gözlem altında tutma konusunda fikir birliğine vardılar.     

Ne var ki Eylül ayında Şah dalağındaki şişmeyi yeniden hissetmeye başladı. Bernard, Flandrin ve tanınmış bir diğer Fransız doktor olan Milliez 18 Eylül'de Tahran'a gittiler. Bir kemoterapi ilacı olan klorambusil başlandı. İçeriğini gizli tutmak istedikleri bu ilacı kendisine bir sıtma ilacı kutusunda vermişlerdi. Anlaşılamayan bir nedenle bu tedavi yalnızca bir hafta sürdürüldü. 

Durumun ciddiyeti bilinmesine rağmen Şah'a 14 Ekim'de sunulan bir sağlık raporunda durumunun gayet iyi olduğu bilgisi yer aldı. Bu raporun kim tarafından kaleme alındığı, tam olarak neler içerdiği esrarengiz soru işaretleri olarak kaldı.

Şah'ın kanser hastası olduğu 1978'e dek kendisinden gizlendi. Doktorları ülke yönetimini etkilememesi için hastalığını bir sır olarak saklamakta fikir birliğine varmışlardı. Kraliçe Farah Pehlevi'ye dahi gerçek teşhisin Waldenström hastalığı değil, kronik lösemi olduğu 1977 yılında açıklandı.

Fransız doktorlarlar 18 Ocak 1975 tarihli üçüncü buluşma Zürih'te gerçekleşti. Dalak büyümesi iyileşmiş değildi. Klorambusil dozu arttırıldı. Kan sayımının ve dalak boyutunun hızla normale döndüğü görüldü. Ancak bir ay sonraki görüşmede kan sayımının tekrar bozulduğu ve dalağının büyük olduğu saptanınca doktorların endişeleri arttı. 

Sonraları kanser ilacının sıtma ilacı etiketiyle verildiğini bilmeyen hizmetçisinin ona gerçek sıtma ilacından sipariş ederek verdiği ortaya çıktı. Tekrar klorambusil tedavisinin başlandığı nisan ayından beş hafta sonra kan tahlili normale döndü.

Şah'ın takibini üstlenen Prof. Georges Flandrin 1979'a dek 35 kez gizlice Tahran'a uçtu. 5-6 haftada bir yaptığı bu ziyaretlerde hastadan kan alıyor, tahlil için ülkesine götürüyordu. Paris'teki St.Louis hastanesinden doğrudan Tahran'a yapılan bu seyahatler doktorun eşi dahil herkesten gizli tutuldu. Tahran'ın kuzeyinde bir evde kalıyor, evden yalnızca hastasına gitmek için ayrılıyordu.  

Ülkede politik durum 1978 yılında bozulmaya başlamıştı. Monarşi karşıtı gösteriler, yükselen köktendincilik ve giderek artan siyasi huzursuzluğun bir devrime dönüştüğü 1979, Pehlevi için sağlığının daha da bozulduğu, yedi ülkeden sığınma talebinde bulunduğu, defalarca refüze edildiği dört kez ameliyat geçirdiği, her bakımdan felaketlerle dolu bir yıl oldu. 

16 Ocak 1979'da pilot koltuğunda kendisinin oturduğu bir Boeing 707 ile Tahran'dan Mısır'ın Asvan kentine uçtu. Arkadaşı Enver Sedat tarafından bir süre misafir edilen Şah, buradan Fas'a gitti ve Kral II.Hasan tarafından ağırlandı. 

Dr.Flandrin hem Mısır hem Fas'a giderek ünlü hastasının muayene ve laboratuvar takibini aksatmamaya özen gösterdi. Ne var ki birkaç hafta sonra Fas yönetimi Fransa'nın baskısıyla devrik şahtan ülkeyi terk etmesini istedi. ABD Şah'ı kabul etmekte isteksizdi. İsviçre, Fransa, İtalya, İngiltere ve Ürdün güvenli bölge temin etme ricasını geri çevirdiler. Paraguay ve Güney Afrika buna gönüllü oldular; ancak Şah bu olasılıkları kabul etmedi. 

Nihayet ikiz kardeşi Prenses Eşref'in fikri Henry Kissinger'in aracılığıyla hayata geçirildi ve Şah küçük bir Bahama adası olan Cennet Adası'nda kendisine tahsis edilen küçük bir evde konaklamak üzere 30 Mart 1979'da Fas'tan ayrıldı.

Şah ve Kraliçe Farah burada 10 hafta kaldılar. Bir tür hapis hayatıydı. Hava nemli, boğucuydu. İran'dan gelen haberler kötüydü. Sağlığı giderek bozuluyordu. Flandrin boynundaki lenf bezlerinden birisinin büyüdüğünü fark etti. Biyopsi ve kemik iliği analizi yaptı. Lösemi kötüleşiyor, ışın tedavisi ve muhtemelen dalağın ameliyatla alınması gerekiyordu. 

Zaten vizesinin süreli olduğu bu adada Şah'ın tedavisinin sürdürülebilmesi mümkün değildi. Yakın arkadaşları olan Henry Kissinger, David Rockefeller, bizzat Başkan Carter İran'daki vatandaşları hakkında duydukları endişe nedeniyle söz vermiş olmalarına rağmen ülkelerine davet edemedikleri Şah için çözüm arayışındaydılar. Kissinger'in Meksika başkanından rica etmesi üzerine bu ülke için altı aylık vize alındı ve başkente 30 km mesafede konforlu bir ev tahsis edildi. 

Meksika seyahatinden dört hafta sonra Şah'ın sağlığı kötüleşti. Sarılık ve ateş başlamıştı. Meksikalı doktorlar sıtma teşhisi koydular. Rockefeller'in önerisiyle New York'tan bir dahiliye uzmanından, Dr.Benjamin H Kean'den konsültasyon istendi. 1979 yılı eylül ayının sonlarında Şah'ı ziyaret eden Kean onu çok zayıflamış, çökmüş gördü. Sarılığı belirgindi. Sıtma olmadığını, safra yollarında tıkanma olabileceğini düşündü. Kan örneği almak istese de Şah Fransız doktorları olmadan kan vermek istemedi. 

Kraliçe'nin davetiyle Meksika'ya gelen Flandrin Şah'a hastaneye yatması gerektiğini söyledi. Kean ile görüşerek hastayla ilgili bilgi verdi. Mexico City'de teşhis için görüntüleme teknolojisine sahip hastaneler mevcut olsa da Şah gerek iletişim güçlüğü gerekse burada alacağı sağlık hizmetiyle ilgili tereddütleri nedeniyle bu seçeneğe sıcak bakmıyordu.

Durum acildi. Tek makul seçenek Amerika'ya nakledilmesiydi. Washington'daki yetkililer zor bir kararın eşiğine gelmişlerdi. Terazinin bir kefesinde ağır hasta olan bir devrik lider, diğer kefesinde Tahran'daki vatandaşları vardı 

(Devam edecek)

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.