Avrupa'nın hasta adamları

06 Haziran 2018 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Dönemsel olarak ortaya çıkan ekonomik krizlerin ekonomide zamanla biriken sorunları ve zafiyetleri gidermek gibi bir işlevi vardır. Hızlı büyüme dönemlerinde karlılığı ve mali yapısı güçlü olmayan işletmeler fazla göze batmadan yaşam imkanı bulur. Ekonomi yavaşlamaya ve kar marjları azalmaya başlayınca bu sağlıksız yapılar düşen kar marjlarına dayanamaz ve birer birer kapanır. 

Ancak popülizmin hakim olduğu bir dünyada krizleri doğal akışına bırakmak ve sonuçlarına katlanmak mümkün olmuyor. Son küresel finans krizinde de farklı olmamış, başta Amerikan Merkez Bankası (FED) olmak üzere hemen hemen bütün merkez bankaları olağan ve olağandışı yöntemler kullanarak krize müdahale etmişlerdir. Özellikle ABD, Avrupa ve Japonya merkez bankalarının uyguladığı müdahalelerin bir bölümü ilk kez uygulanan önlemler olduğu için önümüzdeki yıllarda sonuçları itibarıyla muhtemelen dünya ekonomi tarihi için önemli derslerle dolu olacaktır.

Küresel krizin onuncu yılının tamamlanmasına çok az kaldığı bir dönemde yine büyük bir kriz dalgasının yaklaşmakta olduğuna dair belirtiler güç kazanıyor. Yeterli şartlar oluştuğunda krizi tetikleyen şey aslında en zayıf halkanın kopmasıdır. Bugün Avrupa'nın karşı karşıya olduğu sorun da birlik içindeki bazı zayıf halkaların varlığından kaynaklanıyor. Yapısal nedenlerle çözülemeyen bu sorun, yeni bir küresel krizde Avrupa birliğini derinden etkiyecek güçte. 

Daha iyi anlatabilmek için şu soruyu sorarak başlayalım; Avrupa'da neden bazı ülkeler sürekli borç almak zorunda kalırken diğer ülkeler tasarruf fazlası vermektedir ve neden bu durum düzeltilememektedir? 

Genel bir tanım yapmak gerekirse, eğer bir ülke dış dünyaya sattığı mal ve hizmetlerden elde ettiği döviz geliri ile dış dünyadan aldığı mal ve hizmetlerin bedelini ödeyemiyorsa ya büyümeyi düşürmek ya parasının değerini düşürmek ya da borçlanmak zorundadır. İlk iki seçenek siyasi açıdan popüler seçenekler olmadığı için, borç almak en kolay ve en tercih edilen yöntemdir. 

Borç almanın tek seçenek olduğu bir başka durum da mukayeseli rekabet üstünlükleri dengeli olmayan ülkelerin parasal birlik çatısı altına girmesidir. Teorik olarak, dış ticareti sürekli açık veren ülkelerin para birimleri denge sağlanıncaya kadar değer kaybetmesi gerekir. Ancak bir ekonomik ve parasal birlik içinde ticaret açığı veren ve bu durumu kalıcı olan ülkeler, kur silahları olmadığı için gelir açıklarını borçlanarak kapatmak zorundadırlar. Ya da sürekli olarak küçülme ve fakirleşmeyi göze almaları gerekir ki ekonomik ve politik olarak bu seçeneğin tercih edilmesi mümkün değildir.

Parasal birlik içinde yer alan ülkeler her ne kadar aralarında ödemeler dengesi hesabı tutmasalar da, bu durum bu ülkeler arasında bir ödemeler dengesi sorununun yok olduğu anlamına gelmez. Birlik içinde yer alan ülkeler arasında ticaret devam ettiği sürece göre birlik ülkeleri arasında bir ticaret açığı ya da fazlası olacaktır.

Parasal birlik sürecinde ticaret açığı veren ülkeler zamanla rekabet güçlerini artıracak yapısal dönüşümü başaramazlarsa açık vermeye ve borçlanmaya devam edecekler ve sonunda bir borç ödeme sorunu ile karşılaşacaklardır. Peki, rekabette eşit şartları olmayan ülkelerin parasal birlik içinde yer almaları mümkün değil midir? Rekabette sorun yaşayan ülkelerde yapısal reformlar yapılmadan ve en önemlisi sürecin mali birlik aşaması tamamlamadan mümkün değildir. 

Eğer, parasal birliğin hemen arkasından mali birlik ile ilgili adımlar atılabilseydi, bugün Avrupa Birliği'nde bazı ülkelerin içine düştüğü borç krizi bu derece derinleşmeden mali disiplin tedbirleri ile daha hafif atlatılabilirdi. Ancak mali birlik, üye ülkelerin egemenlik haklarından vazgeçmeleri anlamına geldiği için hiç bir üye ülke parlamentosu bu konuda adım atma cesaretini gösterememektedir. 

Önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği'nin mevcut yapısı yeni sorunlar üretmeye devam edecektir. Avrupa Birliği içinde rekabet üstünlüğü olan ülkeler giderek daha fazla zenginleşirken, nispeten rekabet sorunu yaşayan Doğu Avrupa ülkeleri ve Akdeniz kuşağı ülkelerinin gelirleri azalacaktır. Mali ve siyasi birlik konusunda bir ilerleme olması ihtimali öngörülemiyorsa, kronik rekabet sorunu olan ülkelerin parasal birlikten ayrılmaları bu ülkeler için belki en maliyetli ama en etkili çözüm olacaktır.