Tevrat'taki 'Büyük İsrail'

11 Haziran 2018 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Yahudi damadı Jared Kushner'in, özellikle Orta Doğu ve İsrail konusunda iplerini çektiğinden kuşku duyulmayan ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen ay aldığı, İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemeye yönelik anlaşmadan çekilme kararı, bölgede yeni bir bombanın daha fitilini çekti mi, yoksa bu sorun unutulup gidecek mi?

Göründüğü kadarıyla İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD'nin anlaşmadan çekilmesini  yeterli bulmadığı için İran karşıtı koalisyonu genişletmek amacıya olanca gücüyle çaba göstermeye devam ediyor. Geçen hafta içinde Paris'te görüşmeler yaptığı Fransa  Cumhurbaşkanı Emanuel Macron'a  "Bu anlaşma nasıl olsa yırtılıp atılcak, gel sen de bizimle İran karşıtı koalisyona katıl" mealinde baskı yaptığı basında geniş yer alan İsrail lideri, anlaşıldığı kadarıyla işleri İran'ı hedef alan bir askeri harekata kadar tırmandırmaya kararlı; Beyaz Saray'da kendi görüşlerini ABD politikası olarak kabul ettirebileceği bir yönetim varken, bu fırsatı kaçırmak istemiyor oluşu normal.

Konjonktürel olarak İsrail'in, Trump aracılığıyla, İran karşıtı koalisyonda Suudi Arabistan'la birlikte hareket ediyor olması, Filistin halkına destek konusunda dillerden düşmeyen Arap birliği kavramının sahtekarlığını artık açıkça belgelediği için ilginç bir not olarak kenara yazılsa da, bu konjonktürün çok daha vahim bir niteliğinin olduğunu da gözlerden kaçırmamak gerekiyor: Netanyahu'nun Paris  ziyareti sırasında Fransız basınında, Suudi Arabistan'ın Körfez bölgesindeki askeri üstünlüğünü sağlayan hava kuvvetleri avantajının, Katar'ın Rusya'dan satın alacağı söylenen S-400 füzeleriyle sıfıra indirgeneceği yolunda haberler yer alırken İsrail gazeteleri  ise Suudi Arabistan'ın Korfez'in askeri dengesindeki  konumunu yitirmemek için Pakistan'dan nükleer silah teknolojisi  edinme arayışı içinde olduğunu yazdı.

Eğer basında yer alan bu spekülasyonlar doğruysa, Orta Doğu'da İran karşıtı ve nükleer donanımlı bir itiifak fiilen ortaya çıkıyor demektir ki, ABD'nin destekleyeceğinden hiç kimsenin kuşkusu olmaması gereken bu ittifakın saldırganlığı hangi noktaya taşıyacağı sorusu bölge ülkeleri tarafından fazla gecikmeden sorulmaya başlanmalı.

İsrail'deki (herhalde Netanyahu'nun sırtını sevgiyle sıvazlayan) radikal ve yayılmacı Yahudi ideologların, Tevrat'taki  Büyük İsrail'i yeniden yaratmak için önce Suriye'nin PYD/YPG kontrolündeki bölgesi, oradan da Güneydoğu Anadolu ve özellikle Harran ovası üzerinde emeller besledikleri  biliniyor.

Ancak bu emellerin gerçekleştirilebilmesi  için, İran'ın nükleer silah geliştirebilme kapasitesi İsrail'in önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

Bir başka biçimde ifade edilecek olursa, İsrail Arap ülkelerinin oluşturduğu Sünni islam'ı teslim almış durumda, şimdilik nüfuzunun, muhtemelen ilerde de toprak yayılmacılığının  önünde duran en büyük engel Şii İran; ve Sünnilerle (nükleer) ittifak halinde İsrail İran'ı bölgesel bir güç olarak denklemden dışlamaya çalışıyor.

İran'ın yalnızlığı

Irak'ın ABD tarafından  işgalinin sona erdiği 2011 yılından beri bölgedeki nüfuzu ve hem Irak hem de Suriye'deki askeri  gücü önemli ölçüde artan İran bu koalisyon karşısında ne kadar etkili olabilir?

Reuters ajansının bir özel haberine göre, Trump, Mayıs ayı başında İran'la 2015 yılında imzalanmış olan  çok taraflı anlaşmadan çekilme kararını açıklamadan önce Suudi Arabistan'dan, gerekmesi halinde petrol fiyatının ani bir yükselişe geçmemesi için üretimi artırmasını istemiş  ve "Hay hay,  derhal!" yanıtını almış. İran, petrol fiyatının düşmesine neden olabilecek bu adım karşısında OPEC üyesi  ülkelerin Suudi Arabistan'a karşı çıkmalarını istemiş ama bugüne kadar sesini çıkaran olmamış.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Mayıs ayı başında  Nazizm'i yenilgiye uğratarak İkinci Dünya Savaşı'ndan zaferle çıkışını kutlayan Moskova'ya yaptığı ziyaret sırasında  Vladimir Putin'le yaptığı görüşmede, Suriye'deki İran askeri varlığına karşı girişeceği askeri eylemlerde, ülkedeki Rus askeri gücünün müdahil olmayacağına ilişkin güvence aldı. (Putin'in Suriye'nin İran tarafından ileri karakol olarak kullanılmasından pek bir çıkar sağlamadığı, İran'ın Suriye'deki varlığının sadece Beşar Esad'ı destekleme noktasına kadar Moskova'nın işine yaradığı söyleniyor.)

Çin'e bakılacak olursa, şu anda Pekin'in, zaten gümrük tarifeleri  nedeniyle gergin ilişkiler içinde olduğu ABD'yle yeni bir platformda doğrudan çatışma noktasına gelmemek için İran'I desteklemek uğruna İsrail'e (ve dolayısıyla ABD'ye) sert bir tepki göstermesini beklemek gerçekçi değil.

Tahran hükümeti geçtiğimiz hafta içinde BM platformunda tüm uluslararası kamuoyuna, ABD'nin çekildiği 2015 tarihli anlaşmanın yaşatılması için çağrıda bulunurken, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na da, anlaşmanın yürürlükten kalkması halinde nükleer silah için uranyum zenginleştirme çabalrina yeniden başlamaya hazırlandığını duyurdu.

Göründüğü kadarıyla bölgedeki gerginliklerin yeni bir tırmanma aşamasına geldiği yadsınamaz ölçüde belirginleşti.

Netanyahu'nun bu konjonktürü İran'ı daha da boğacak diplomatik ve ekonomik araçların devreye sokulması için kullanmak istediği aşikar. Damat Kushner'in de Trump'ı bu yolda ika etmesi zor olmayabilir.

Şu sıralarda İran'ın lehindeki tek siyasi/diplomatik/ekonomik süreç, hoyrat Trump'ın  G7 grubu ülkelerin liderleriyle, gümrük tarifeleri nedeniyle giriştiği ağız dalaşı. Belki bu ağız dalaşı sayesinde Trump pervasızlıkta fazla ileri gittiğini anlayıp, İsrail'i dizginlemeye çalışabilir, o da belki.

Cengiz İzmirli (mahlas)