Değişim

13 Haziran 2018 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Öfkeli, tepkili, endişeli, çabuk kızıyor, her fırsatta yineliyor:

- Ben milletimi severim.

Övünçle söylüyor bunu. "Milletini sevmesi" kendine göre, erdem ya da özveri sanki.

Sesleniş biçimlerinde, "ben kullarımı severim" diyen eski zamanların sultanlarındaki gibi bir tını var.

Onca badire atlatmış, dünyada gezmedik yer bırakmamış, seçkin çevrelerde nice üst lider kadrolarıyla tanışmış, zengin sofralarında oturmuş bir kişi için "milletini sevmesi" bir lütuf muydu?

Bir gün çıktı sordu:

- Niçin "ben milletimi severim" diyorsun da "milleti, ya da halkı severim" demiyorsun?

Durdu, düşündü, cevap verdi:

- Millet benim!

Çoğu zaman milletini çok sevdiğini gördüm, ama ayrım yapmadan herkesi seviyor muydu?

Kalabalıklar içinde yaşayan tek başına bir adamdı.

Kavgacı, hırçın, tuttuğunu koparan, kaybetmeye tahammülü olmayan biriydi; aklına geldikçe yinelerdi:

- Memlekette doğru adam kalmadı.

- Abuziddin iyidir ama...

- Bırak şu geri zekalıyı. Hem o herif arkamdan neler söylüyor bilmez misin?

- Hayır, bilmiyorum.

- Bilsen böyle konuşmazdın.

- Peki, Tacikiddin?

-  Tacikiddin mi?.. O dangalak da iki yüzlüdür. Şemsettin'in gıyabımda söylediklerini geldi, bana yetiştirdi. Ciğerini bilirim.

- Hümeyrisa?

- Eh işte. Bir kadın için fena sayılmaz.

- Konusunda uzman ama...

- Öyle sanarsın, ama farklıdır. Beyni çalışmaz, kullanabilirsen faydası olabilir.

- Şemsettin'de ne dersin?

- O kadar bunaldım, dara düştüm, mahkemelerde süründüm, bir kez olsun aramadı alçak!

- Yahu, senin hiç dostun yok mu?

- Ben yalnızlığı severim.


*               *              *


Herkes kötü bir bizimki iyi.

Kötü yazgı kimi zaman kötüleri doldurur çevresine. Bir şey yapamazsın. Evlenirsin, seçtiğin kadın canına ot tıkar, cehennem hayatı yaşarsın. Ortak iş yapmaya kalkarsın, ortağın kazık atar. Siyasete soyunursun, yol arkadaşların terk eder. Terk etmekle kalmayıp ayağını kaydırmaya kalkar.

Yaşamın bin bir türlü çilesi var:

O rezil mi rezil. Bu yalancı. Öteki dangalak. Beriki bencil. Diğeri korkak, Öbürü ruh hastası, hırslarının kölesi. Kimi nankör, kimi hain, kimi kazıkçı.

Sinirlendi...

- Ulan, dedi, sen hiç kimseyi adam gibi, taa yürekten, taa gönlünden koparak, günahlarıyla, sevaplarıyla, güzellikleri, çirkinlikleriyle sevemez misin?

Durdu, düşündü, cevap verdi:

- Ben milletimi severim!

*               *              *

Franz Kafka'nın "Değişim" adlı romanında Gregor Samsa, bir sabah uyandığında yatağında sırt üstü yatan hamamböceğine dönüşmüş olarak bulur kendini. Yerin dibine batası hamamböceğini sırt üstü çevirdiniz mi, işi sarpa sarar. Yüzüstü dönüp ayaklarını kullanabilmesi için, böcek çırpınıp durur.

Gündüzleri insan gece kurt olan kişinin romanı "en çok okunanlar" listesinde aylarca kalmış, daha sonra sinemaya uyarlanmış hepimizi de korkutmuştur.

Değişim, doğanın en katı kurallarından biridir. Acımasızdır, yeri ve zamanı geldiğinde kaçınılmazdır. Hangi insan doğduğu gibi kalabilmiştir?

Çocukluktan gençliğe, gençlikten yaşlılığa doğru yol alırken her şey değişecektir.

Galile, Einstein, Kant gibi insanlar doğduklarında bizim tanıdığımız kişiliklerinde değildi. Napolyon'un yaşamı da büyük bir değişimin romanı gibi değil midir?

Mustafa Kemal Atatürk, bir Osmanlı subayıydı; cumhuriyetin kurucusu oldu.

Değişimi, değişenleri, değiştirilecekleri her toplumda her koşulda doğal kabul etmek gerekir. On yıl önce düşüncelerine saygı duyduğumuz bilim insanı, ya da siyasetçi, on yıl sonra gördüğümüzde değişmiş veya gerilemiş olabilir; buna neden olan etkenler kolay geçiştirilecek şeyler değildir.

Eski Yunan bilgesi, Efesli filozof  Heraklitos'un şu ünlü sözü bu yasanın istenç dışında yürüdüğünü anlatır:

- İnsan aynı suda iki kez yıkanamaz!

Bir örnek daha verip bitirelim yazıyı:

- Ne kadar kıvranırsan kıvran, o çocuk doğacak...