Nankörsünüz beyler nankör!

17 Haziran 2018 Pazar  |  KEÇİ FİKRİ

Bazılarınız Fikri abinize kızacak biliyorum ama bayramlarda en büyük eğlencem televizyonun başına kurulup "dinlenmek" için büyük şehirlerden sayfiye yerlere gidenler, daha doğrusu gitmeye çalışanlarla ilgili haberleri izlemek. Ya kardeşim insan, bir değil, beş değil, on değil, her seferinde aynı eziyeti neden yaşar ki? 

Diyeceksiniz, "Sana ne!"

Peki, eyvallah.

Siz de benim yaşıma gelip köşenize çekilince neden her şeye maydanoz olduğumu anlarsınız.

Neyse...

Efendim, bu bayram günümde oturup da hiç yeni yazı yazmaya niyetim yok.

Eski yazılarıma göz atarken "Açıklıyorum! Dünya Türkiye'den ne istiyor" başlıklı yazıyla karşılaştım.

E ben zaten meseleyi daha önce yazmışım, açıklamışım hiçbiriniz uyanmamış. Resmen nankörlük etmişsiniz!

Hadi bu da Fikri abinizden size "bayram kıyağı" olsun, bakın "bor"una varıncaya kadar her şeyi yazmışım. Bari bu sefer nankörlük etmeyin de sindirerek okuyun şu yazıyı:

İtiraf ediyorum, bir kaç gün öncesine kadar "Dünya alem bize karşı" ve "Yaşadığımız her sorunun arkasında dış güçler var" laflarına son derece gıcık kapıyordum.

Derken, uykumun kaçtığı bir gece, çıldırtan sıcakta tenimi hafifçe okşayan ipek ropdöşambırımı giyip balkonda tek kişilik bir beyin fırtınasının içine daldım. Ne mutlu bana ki (burada ki ayrı yazılır) bu fırtına benim gerçekleri ilk kez görmemi sağladı.

Afedersiniz beyler, hükümet haklı. Dünyanın gözü bizim üzerimizde, altımızı oymak için fırsat kolluyorlar, hatta fırsat kolluyorlar ne kelime, o fırsatları bizzat yaratıyorlar. Amaç ne? Dünyanın en önemli, en stratejik ülkesinde ipleri ellerine almak. Peki biz yer miyiz, salak mıyız kardeşim?!

Arkadaşım İlker Neyler geçen gün Twitter'da Alman istihbaratının Türkiye'yi dinlemesi konusunda, "Bizim sadece birbirimizi, herkesin ise bizi dinliyor olması en eğlenceli ülke olduğumuzu gösterir"diye bir mesaj attı.

Nein (Hayır, yok anlamında) İlker, eğlenceli değil, önemli olduğumuzu kanıtlar! Öyle ya, önemsiz bir ülke olsak koskoca Alman devleti bizi dinlemeye kalkar mı,  öbür türlü "Bunlardan ne köy olur ne kasaba" demez mi?

Kendimle balkon konuşmamda meditasyon tadında yaptığım beyin fırtınasında kafamdaki ve büyük olasılıkla sizin kafanızdaki bütün soruların yanıtlarını birer birer buldum.

Eğer siz de, "Ya yürü git, dünya Türkiye'den ne isteyecekmiş, kafayı mı yedin!" diye düşünenlerdenseniz işte tiftik keçisi sevimliliğinde cevaplar:

Bir kere bizde acaip bor madeni var. Bor biliyorsunuz- büyük olasılık bilmiyorsunuzdur ya neyse- benzin yerine kullanabilen, aç kalınca yenilebilen, sınavlar öncesinde alındığında uykuyu kaçıran bir element. Hatta, bizim boru çıkarıp dünyaya hükmetmemizi engellemek için atasözlerimize bile sızmışlar, "Geçti Bor'un pazarı..." diye bir şey uydurmuşlar! Amaç bizi bordan soğutmak! Ama bor(u) mu, yer miyiz?

Ünlü İngiliz düşünür Sir Alfred Hitchcock, "İstanbul'u ele geçiren dünyayı ele geçirir"demiş ama bir sorun niye demiş. Bize düşman yabancı güçler İstanbul'u bir ele geçirse olağanüstü büyük gelire kavuşacak, paraya para demeyecek.  Arazi mafyası mı dersin, otopark mafyası mı dersin, organ mafyası mı dersin, çocuklara dilencilik yaptırma çetesi mi dersin, aklınıza gelen her şeyi bir anda kontrol edip milli servetimize konma planları yapıyor bu hayasız alçaklar!

Daha önce duymuştum, bu büyük devletler baştan Yunanistan'a kafayı takmış, fakat o kıyılarda tek bir kaçak yapı olmadığı görünce bozulmuşlar ve bize sarmışlar. Eee Türkiye'yi ele geçiren kıyılardaki yağmalamanın da dümenine geçer. Herifler uyanık valla! Yattığın yerden para basacaksın resmen!

Gerçek şu ki, bu gavurlar bazı zaaflarımızı çözmüş. Aslında benim "zaaf" demeye dilim varmıyor ama buradaki bize özgü bazı kurallar belli ki çok iştahlarını kabartmış. Ne mi bunlar? Mesela her şey yapanın yanına kalır. Çalarsın çırparsın yakalanmazsın. Yolda birine çarparsın, üstüne "Önüme neden çıktın ulan"diye tekme tokat girişirsin. "Milletin ...." dersin omuzlarda taşınırsın. "Benim memurum işini bilir" dersin, alkışlanırsın.

Büyük devletlerin Türkiye'ye gıpta etmeleri boşuna değil. Bir kere her şeyden önce bu ülkeyi yönetmek çok kolay. Halbuki Batılı ülkeler öyle mi? Parlamento var, muhalefet var, medya var, kamuoyu var, sivil toplum örgütleri var, farklı denetim mekanizmaları var, var oğlu var. Halbuki (burada ki bitişik) Türkiye el elde baş başta (bu deyime hastayım valla)

Sözün özü, bu devletler bizi karıştırmak için Gezi olaylarını da tezgahlar, deprem de yapar, yağmur yağmasını engelleyip bizi kuraklığa da mahkum ettiririr.  Ayrıca hatırlatmak isterim, aynı melunlar 783,562 kilometrekarenin tamamının üstüne oturduğu petrol denizine ulaşmamızı engellemek için şimdiye kadar neler yaptılar neler, sanki biz bilmiyoruz, hey yavrum hey kaçın kurasıyız!

Ama yağma yok! Zaten biz bu oyuna gelmemek için "Ekmelletmedik". Bravo Türkiyem!

Keçi Fikri karikatürü: Can Barslan