Moskova'nın başka bir yüzü

22 Haziran 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Yılbaşı ertesi, gece yağan karla süslenmiş, o sessiz halini seyretmek istiyordum Moskova'nın. Trafiğin olmadığı, mekanların kapalı olduğu, caddelerden tek tük araçların geçtiği, sabah mahmuru, gece yorgunu halini.

Sabaha kadar havai fişekler patlamıştı. Meydanlar, restoranlar,  barlar dolup taşmıştı dün gece. Öpüşenler öpüşmüştü yeterince. Eş dost hasret giderip güzel saatler geçirmişti. Belki de daha yeni uyumuştu çoğu.

Evin hemen yakınındaki park karla örtülmüştü. Banklar bomboştu. Köpeklerini gezdiren bir kaç yaşlı vardı görünürde.

Moskova Nehri bütünüyle donmamıştı henüz. Suyun kıpırtısını duyabiliyordum. Yaprak yaprak kabaran, parıldayan ve ağır ağır ilerleyen haliyle şehrin susmuş haline aldırmıyordu. İyice yanaşmıştım. O sesi biliyordum. Yine de sesten çok sessizliği güçlendiren bir özellik gibiydi bu.

Parktaki serçelerin hareketliliği, kanat çırpışları da her zamankinden daha dikkat çekiciydi. Onlar da sessizliği büyütüyordu varlıklarıyla.

Moskova'da ileri yaşına rağmen yalnız yaşayan çok yaşlı vardı. Nerdeyse doksan derecelik açıyla pazar arabalarını sürükleyen yaşlı kadınlarla karşılaşıyordum çokça. Parktaki o yaşlıları düşündüm biran. Neden erken kalkıyorlardı? Erken yattıkları için mi? Geceden umutları kalmadığı için mi artık? Kalan zamanı daha mı iyi değerlendirmek istiyorlardı? Ya da sabahı mı seviyorlardı? Sabahın sevilecek nesi var? Bilmiyorum. Biliyorum belki de. Ben de sabahın güzel olduğunu düşünmüyor muyum?

Çünkü umuttur sabah. Ferahlıktır serin esintiler. Karanlığın son bulmasıdır. Hele bir sabah olsun denir ya... Bu gece sabah olur mu, denir ya hani.

Sanki sabah olunca her şey değişecektir ve ellerimizde şekillenecek yeni bir dünya başlayacaktır. Ya da bir mucize doğacaktır.

Zaman mı veriyor hükmü? Her şey kendi dinamikleri içinde döngüsünü tamamlıyor, zaman bütün bunların tanığı yalnızca. Bir şeye karışmaz, bir şeyin şöyle ya da böyle olmasını istemez o. Her şey onu çevreleyen koşullar içinde bir yere evrilir veya evrilemez. Zaman bir yerden bir yere varmaktır sadece. A noktasından B noktasına. Yaşlılık da böyle mi?

Yürümeye devam ediyorum nehrin kenarında. Yanlarından geçerken göz göze geldiğim ve diğerlerinden daha duyarlı olduklarını bildiğim o yaşlı insanları düşünmeye devam ediyorum bir yandan.

Ne anlatıyor yüzlerindeki ifade? Çaresizlik mi, yorgunluk mu, geldikleri noktanın dehşeti mi, hayal kırıklığı mı, baş edememek mi, güçsüzleşen bedenin, ağrıların, sönmüş arzuların belirtisi mi?

Bir yılbaşı ertesi neden bunları düşünüyorum bilmiyorum. Ama o sessiz şehirde karşıma çıkan durum buydu. Yüzleştiğim bu insanlardı. Eğlence yorgunu, uyuyan, sıcak sarılmaların sarhoşu olmuş insanlardan değillerdi.

Otobüs durağında da birkaç yaşlı insanla karşılaşıyorum yalnızca. 9b numaralı otobüs. Şehrin merkezinde çember bir hattın (kaltso) üzerinde dolaşan, bir saat sonra bindiğiniz noktada inebileceğiniz bir güzergah. Metroya inip çıkmanın sıkıntısını yaşayan yaşlıların tercih ettiği ve genelde tenha olan bir otobüs bu.

Bu yüzden bedavaya şehir turu atabileceğiniz, otobüste kitap okuma gibi bir alışkanlığınız varsa bunu kolaylıkla gerçekleştirebileceğiniz bir imkan. Yürüyüş sonrası işte bu otobüse binip dolaşmaya başlıyorum yaşlıların arasında. Sonrasında kahve içecek bir yer bulabilir miyim, emin değilim.

Samih Güven

Yazının orjinalini okumak için tıklayın