'Ütopik' çözüm

30 Haziran 2018 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Daha önce de yazdım, hile tüm canlıların mayasında, genlerinde vardır. Olmasaydı hiçbiri hayatta kalamazdı. Aslan, yılan, sinek, ahtapot, maymun ne kadar canlı varsa illa ki avlanmak, hayatını idame ettirip, genlerini bir sonraki nesle aktarmak için hile yapar. Bunların içinde bir tek insan buna yalanı eklemiştir çünkü konuşur! Bu tespiti yazının en tepsine koyalım, hile vardır ve gereklidir!

İnsanlık tarihinde bazı hileler vardır ki tüm millet gurur duyar. Mesela, bilmem ne savaşında yarım ay taktiği vardır, düşmanı kandırır, çembere alır ve hepsini öldürür. Yani, düşmanı kandırmış (hile yapmış) ve kazanmıştır. Tüm tarih kitapları da bunu deha olarak yazar. Bizim tarihimizde de bir dolu böyle destan vardır. Atatürk bile İstiklal (kurtuluş değil) savaşında sayıca çok daha üstün olan düşmanı yenmek için dehasını kullanıp , düşmanı kandırarak, aldatarak yani aslında hile yaparak savaşı kazanmıştır. 

Bir de kötü niyetli, yani hayatta kalmak için değil, zevk için, daha çok para için ve karşı tarafın saflığını ve iyi niyetini kullanarak, güvenini suistimal ederek yapılan hileler vardır. Mesela, ihalede yalandan rakip yaratıp fiyatı yüksek tutmak, rakamlarla oynayıp arada malı götürmek gibi... 

Bizim memlekette yapılan hile ikinci türden. İşin trajikomik tarafı, hile yapıldığının herkes tarafından bilinmesi, kazananın bundan gurur duyup, kaybedenin sinir olması ama sonuçta herkesin bilip bir şey yapamaması. Burada bir tuhaflık var. Analizi yapılması gereken nokta da bu.

Neden bu düzen böyle ve kimse bir şey yapamıyor?

Aklımın erdiğince yazayım;

Bir kere şunun tespitini yapalım, Türkiye'yi yöneten malum kişi mi? Öyleymiş gibi ama asla değil. O zaman nasıl? Birileri Kurtlar Vadisi'ndeki gibi yuvarlak masada direktif mi veriyor? Hayır. O film senaryosu. Olan şey şu: Bizim aklımızın alamayacağı miktarda sermayeyi yöneten kişiler ki bunlar kendi paralarını yönetmezler, çok büyük fonları yönetirler ve bu fonlar bırakın şahısları, ülkelerin paralarından oluşur, dünyadaki gelir getiren, getirme potansiyeli olan bölgelerdeki ülkeleri sürekli analiz ederler. Henüz tüm dünyayı tek yerden kumanda edemedikleri için ki nihai hedef budur, kendileri için karlı olan bölgelerde, menfaatleri ve müşterilerinin para kazanmaları için sürekli müdahalede bulunurlar, kendilerine ortak bulurlar ve onları koruyup kollarlar. O bölgede yaşayan insanların kim olduğu, ne olduğu, umurlarında değildir. Onlar için her şey kardır. Haliyle bu işin yönetimi için çok fazla faktörle haşır neşir olmak zorundadırlar. Yani, işleri öyle kolay değildir, sürekli sorunlar çıkar, birileri farkında olmadan işlerine taş koymaya kalkar, bilmem neredeki halk umulmadık şekilde direnir vs. Dünya tarihinde bu tiplere karşı tek zaferi kazanan kişi kimdir biliyor musunuz? Atatürk! 

1920 Sevr Anlaşmasıyla koskoca bir imparatorluğa çökmüşken biri çıkıp planları bozmuştur. Ama bu yenilgi onlar için çok da önemli değildir. Çünkü para onlardadır ve zamanları da boldur. Bu arada hayat yaşayan bir mekanizma olduğundan, insanlık her saniye iki buluş yaptığından, sürekli kendilerini geliştirmek zorundadırlar. 

Şimdi tüm bu gelişmelere bu perspektiften baktığınızda ortaya bir şey çıkar.

Dünyadaki parayı yönetenlerin menfaati nerede ve kiminle iş birliğini gerektiriyorsa orada hile de olur, hurda da olur, savaş da olur. Türkiye , dünyadaki toplam 149 milyon kilometrekare kara parçasının, kilometrekare bazında en değerli olan Orta Doğu coğrafyasının göbeğinde bulunduğundan sürekli müdahale gerektiren bir ülke konumundadır. Yani, aslında seçimler, Muharrem İnce, malum şahıs, ılımlı İslam, medya vs.vs.vs. 

Aklınıza ne gelirse bu sistemin menfaatine çalışmak zorundadır. Direnirse yok edilmelidir. Türkiye 1923 yılında bir deha tarafından Cumhuriyet rejimine geçirilince şartlar yeniden değerlendirilmiş, deha çok sistemli şekilde öldürülmüş, 1947 yılından itibaren de memlekete biçilen don giydirilmiştir. Bugün gelinen nokta ise o zamanlarda yapılan planların bir neticesidir. Yarın konjonktür değişirse ki sürekli değişiyor, bugünkü durum da değişecektir. 

Diyeceksiniz ki bizim elimizden hiç mi bir şey gelmez, kaderimize razı mı olacağız?

Güzel soru, cevabı da güzel. Hayır. Bu sistemin içinde olup mücadele etmek de mümkün. Ama önce sorunu anlamamız lazım. Organize olmamız, kendi göbeğimizi kendimizin kesmesi lazım. Adamların tek dertleri para olduğuna göre bu sistemi kendi silahıyla vurmak durumundayız. Senin paran bana sökmez, senin düzenin beni ırgalamaz diyebilecek bir ortak bilinç yaratmalıyız. Kolay mı derseniz, hayır, kesinlikle değil ama imkansız da değil. 

Hayal edin; ben ve benim gibi düşünenler kendi aralarında örgütleniyorlar, kendileri üretiyorlar, devletle olan ekonomik ilişkilerini minimize ediyorlar, alışverişlerini kendi aralarında yapıyorlar, kendi okullarını kendileri inşa ediyorlar, çocuklarını kendileri eğitiyorlar, kendi aralarında kendi finansman sistemlerini kuruyorlar, devletin kolluk kuvvetlerinin üzerilerine sürülmesine neden olacak hiçbir girişimde bulunmuyorlar, kimseyi rahatsız etmiyorlar, yasalara karşı da gelmiyorlar. Devlet içinde devlet gibi değil mi? Evet, aynen öyle. Tamam ben bir devletin mensubuyum ama kendi hayatımı kendim idare etmek istiyorum, benim de kurallarım var. Kimseye zarar vermeden kendi işimi kendim halledebilirim. Araba almam, evimi kendim inşa ederim, yiyeceklerimi kendim üretirim, hastahanelerimi,  fabrikalarımı kendim kurarım, çok gerekirse kendi içimde kendi para sistemimi geliştiririm. Çok mu ütopik.? Bence değil. Bakın size bir sır vereyim, doğa dışında etrafınızda gördüğünüz her şey insan beyninin eseridir..

Unutmayalım, sürünün içindeki koyunun gördüğü tek şey öndekinin poposudur. Burnunun aldığı koku ise tektir!..

Analizör