Mavi gözler, beyaz geceler -2

30 Haziran 2018 Cumartesi  |  MG ÖZEL

...Bir şafak, diğerini kovalıyor

Oyalansın diye geceye yarım saat veriyor

Aleksandr Puşkin

Moskova mavisini keşfedenlerin mutlaka St. Petersburg beyazı ile de tanışması gerekiyor. St. Petersburg da biraz hırçın ve öfkeli, çünkü 206 yıl süren başkent unvanını 1918 yılında, yani devrimden hemen sonra en büyük rakibi Moskova'ya kaptırmış. Ama bazıları için hala başkent; kimilerine göre 'kuzey başkenti', kimilerine göre 'kültür başkenti'; kanallarla süslendiği için de kimilerine göre ise 'kuzeyin Venedik'i. Kentin bir adı daha var: Açık hava müzesi.

St. Petersburg'un en önemli özelliği, Rusya'nın "Batı'ya açılan penceresi" olarak kabul edilmesi; bu nedenle, en modern, en Batılı Rus kenti olduğunu kimse yadsımıyor, Moskova bile... 1703 yılında bugünkü adıyla kurulan St. Petersburg 1914'te Petrograd, 1924'te Leningrad adını almış, 1991 yılındaki halk oylamasıyla ilk ismine dönmüş. Sanılanın tersine, adı Büyük Petro'dan değil, Aziz Peter'den geliyor. Uzun süre imparatorluk ailesini ağırlayan kent, 860 yaşındaki Moskova'nın tersine, sadece 300 yıllık tarihi birikimiyle Rusya'nın en önemli kültür, bilim ve sanayi merkezine dönüşmüş. 2. Dünya Savaşı sırasında 900 gün süren ablukaya teslim olmamış.

Bütün bunlar, St. Petersburg'un gururunu okşayan, ona Moskova'dan üstün olduğu duygusu veren özellikleri. Ama kentin Moskova'yı asıl kıskandıran güzelliği, 'beyaz'ı. Bu öyle bir 'beyaz'ki, ışıkta değil, karanlıkta ortaya çıkıyor, geceleri aydınlatıyor. Ama St. Petersburg, bu güzelliğini göstermekte o kadar da cömert değil; topu topu iki ay kendisini teslim ediyor. Kentte yaz 12 Haziran'da başlıyor, 22 Ağustos'ta son buluyor. İşte, yazın başlangıcından temmuz ortasına kadar, tam olarak 50 gün, St. Petersburg'da biraz sarı, biraz gümüş mavisi, biraz mor, çokça beyaz, biraz romantik, biraz mistik, çokça heyecan verici bir doğa harikası yaşanıyor: Beyaz geceler (beliye noçi). İşte bu, Puşkin'in de şiirinde söz ettiği, sürekli yer değiştiren şafakların, sadece varlığını sürdürebilsin diye karanlığa yarım saat olsun veren beyaz geceler. Uzun günlerde kimi zaman 19 saat gökyüzünü terk etmeyen güneş gece karanlığını yokediyor ve kenti sarımsı bir beyaza boyuyor. Bu beyaz o kadar güçlü ki, en parlak yıldızları saklıyor, kentte geceleri sokak ışıklarını yaktırmıyor, alışık olmayanların uykusunu çalıyor, kendisini hayran hayran seyredenlere dilerlerse gazete okuyabilecekleri ya da kenti dolaşmaya devam edebilecekleri ikinci bir gündüz hediye ediyor. St. Petersburg'un deltasına kurulduğu Neva nehrindeki bütün köprüler de, sanki uyumadıklarını, bu çarpıcı görüntünün tadını çıkardıklarını kanıtlamak için gece yarısından hemen sonra kapaklarını kaldırıyor. Üç saat süren bu saygı duruşuna, kapakların arasından süzülen gemiler eşlik ediyor. Belki de doğanın, St. Petersburg konuklarına 24 saati dolu dolu yaşatmak istemesinin sırrı, kentin güzelliklerini göstermek için sabırsızlanmasında. Haksız da sayılmaz, çünkü adına layık bir açık hava müzesi görünümündeki kentin tadını çıkarmak turistler için hiç de kolay değil.

Dünyanın en önemli, en saygın ve en büyük müzelerinden Hermitaj'da sergilenen 2,7 milyon eserin her birinin önünde sadece 60 saniye geçirmek isteyenlerin bile yaşamlarından 11 yılı ayırmaları gerekiyor. (Tabii, böyle bir zorunluluk yok!) Leonardo da Vinci'den Michelangelo'ya, Rembrandt'tan Cezanne'a, Van Gogh'tan Matisse'e ünlü sanatçıların tablolarıyla eski Mısır'a ait eserlerin de sergilendiği müze, yüzyıllarca Rus çarlarını ağırlayan Kışlık Saray içinde yer alıyor. 1762 yılında tamamlanan barok stili saray 1057 odası, 1786 kapısı ve 1945 penceresi ile belki de St. Petersburg'un en güzel yapısı. Büyük Petro'nun bronz anıtından Kirov balesine ev sahipliği yapan Mariinskiy tiyatrosuna, Kazan katedralinden Mavi köprüye, değişik saraylardan Aleksandr Puşkin, Anna Ahmatova ve Fyodor Dostoyevski'nin müze evlerine, hatta dış bölgelerine, St. Petersburg'da görülmesi gereken çok yer var. Kent, Puşkin gibi Dostoyevski'nin yaşamında da iz bırakmış: Ünlü yazar Moskova'da 16 yıl yaşamasının karşılığında 28 yıl geçirerek St. Petersburg'a kendisini bağışlatmış ve kitaplarının çoğunda kentten söz etmiş. Suç ve Ceza'yı yeniden yaşamak için Sennaya meydanına gitmek yeterli. Bazıları, St. Petersburg'u "Dünyanın en güzel kenti," diye tanımlıyor. Bu, tabii, tartışmaya açık bir değerlendirme ama güzel olup olmadığını sorgulamak, St. Petersburg'a haksızlık...

2003

Gazeteci Cenk Başlamış'ın "Rusya'nın Sırları" kitabından alınmıştır.

İlk bölümü okumak için: http://www.medyagunlugu.com/Haber-4812-mavi-gozler-beyaz-geceler.html