Habertürk veda etti

05 Temmuz 2018 Perşembe  |  GÜNLÜK

Yayın hayatına son verme kararı alan Habertürk, gazete yazarlarının veda yazılarına yer verdi.

Yazılardan bir bölüm şöyle:

UMUR TALU:

Ben kâğıt gazete içine doğdum. Kâğıt gazetelere yazı yazan babam vardı. Son dönemleri, biri takma isimle iki ayrı gazeteye yazarak ve artık ayağa kalkamadığı için, Babıâli emekçisi "Memet Bey" ile Bağlarbaşı'ndan Cağaloğlu'na göndererek. Bazen hangi yazının kime olduğunu karıştırsa da.

Önce babam öldü. Kâğıdın ölümsüz göründüğü bir devirde. Kâğıt gazetenin ölümü bu kuşaklara kaldı; tamamen ölecekse!

Yıllar sonra, "Online Memet Bey" diye yazacaktım. Mesleğe başladığımda sadece teleks varken, faksın gelişi büyük olay olmuşken; sonra tam 3 gazetede "dijital"in ilk bebek adımlarında fiilen vardım. "Başka bir şey" başlamıştı artık.

Esasen, "TV, gazeteyi öldürür" kehaneti boş çıkmıştı; çünkü yazı direnirdi. Ama bu "yeni şey" bizzat "yazının yeniden icadı"ydı.

Ders verdiğim üniversitede çocuklara demiştim ki: Yazıyı öldürürse yine yazı öldürür! Küllerinden doğmak üzere.

FATİH ALTAYLI:

"Bugün veda yazısı yazacaksın" dediler.

"Alışkınım, yazarım" dedim.

Arkamda bıraktığım 36 gazetecilik yılında pek çok veda yazısı yazdım.

Yazdığım gazetelerin sayını unuttum neredeyse.

Cumhuriyet, Söz, Gelişim, Güneş, Günaydın, Hürriyet, Sabah, Habertürk.

Anlayacağınız pek öyle duygusal olacak bir durumum yok.

Ama yine de bir miktar duygusallık oluyor haliyle, veda yazısını Habertürk'te yazınca.

Çünkü bu gazete "bendim".

Sevgili Turgay Ciner'in inancı ve desteğiyle, elimizden haksızca alınan bir gazetenin yerine kurduğumuz gazeteydi Habertürk.

Önce bir fikirdi.

Sonra adım adım gerçek oldu.

MUHARREM SARIKAYA: 

Zamanı gelmiş fikirlerin önünde durulamaz, büyük dönüşüm yaratır...

Ortam da zorluyorsa dönüşümü keskin olur.

Öyle de oldu, "smart&dijital" çağın yeni dinamikleri, sosyal, kültürel ve ekonomik yönden hem yaratıcı hem de vicdansız yok edici etkilere yol açtı.

Elinizde tuttuğunuz gazetemizin son baskısı için de durum böyle...

Bugünden itibaren kâğıt baskısı olmayacak...

Neslimde yetişmiş biz gazeteciler için üzüntü verici...

Çünkü biz, kurşun kalem odununun tadını, tükenmezin boyasını bilen nesiliz.

SERDAR TURGUT:

Allah onu ebediyen başımızdan eksik etmesin Yayın Yönetmenim Selçuk Tepeli'nin gazetede gerçekten yamyamlık yapıp yapmadığını bilmiyorum, ama gözleri biraz sonra yiyeceği kadına iştahla bakan Hannibal Lecter gibi kısık ve tuhaftır.

Yamyamlığı galiba olmadı, ama yazı işlerinin ortasına pazar yeri kurup gazetecilere iyi karpuz seçmeyi öğretmiştir.

Bundan şikâyetçi olan kadınlar aslında ne kadar da şanslı olduklarını bilmiyorlar. Çünkü o karpuz yerine orta yere tezek döküp "Kaliteli tezek nasıl seçilir?" diye de anlatabilirdi.

Kâğıt baskı gazeteye bir çiftçi duyarlılığını getirmiş bir adamın şimdi dijital yayın döneminde neler yapabileceğini düşünün. Üstelik şu anda tamamen delirmiş de durumda.

Deliliğinin kanıtı önceki akşam bana attığı şu mesajdı: "Abi sen benden de köylü çıktın."

Selçuk'tan başkası, örneğin Oray söylemiş olsaydı bu cinayet davamda hafifletici neden olabilirdi. Ama Selçuk bunu sıcak duygularla söylüyor; çünkü o bir manda sineği kovmak için kuyruğunu sallarken suratına çarpsa bunu romantik bir dokunuş olarak algılıyor.

Bu yüzden aslında ben de en az onun kadar deli olduğumdan

"Bir gün seninle tarlada mutlaka yürüyeceğiz" diye cevap yazdım.

Mesajımın ikinci bölümünde "Tarladan geri dönerken o gömülü olacağından tek başıma olacağım" dediğimi göremedi.

Kâğıt baskı döneminde onu öldürmeye fırsat maalesef olmadı, ama yeni dönemde dijital yayıncılığımızda bu hatamı mutlaka düzelteceğim.

NİHAL BENGİSU KARACA:  

Habertürk Gazetesi çıktığı günden, yani 2009'un Mart ayından beri bu kurumdayım. Şimdi kapanıyor olmasından, en azından bilinen anlamıyla kâğıda basılan formunu yitiriyor olmasından derin bir üzüntü duyuyorum.

Geriye doğru baktığımda her şeyin her zaman kolay olmadığını hatırlıyorum. Ama her şeyin "organik" olduğunu da hatırlıyorum. Acısıyla tatlısıyla bu gazeteye emek verdiğim 9 yıl boyunca yaşadığım tartışmalar da mutabakatlar da sahiciydi.

Gazetemizin CEO'su Kenan Tekdağ'ın dünya ve Türkiye tarihi okumalarından; olaylara hukuk perspektifinden bakan sohbetlerinden ne kadar faydalandığımı hatırlıyorum sonra. Tekdağ'ın Ergenekon ve Balyoz'dan tutuklu olanların yargılamalarında gerçekleşen hukuk skandalları ışığında yaptığı "cemaat" analizleri, yapıyı terör örgütü olarak nitelendirilmeye kadar götürecek sürecin ilk ve en erken okumalarıydı.

FETÖ'nün bu devletin yargısına nasıl zarar verdiğine dair ilk birikimim bu sohbetler sayesinde oldu desem yalan olmaz. Bilişim devrimine ayak uydurmakla ilgili azmini hatırlıyorum gazetemizin. "HT Blog"da, "HT Dokun"da yazılı baskıyı internetle harmanlama arayışının ürünleriydi. Sözün özü talimatla değil tahkikatla, dayatmayla değil tartışmayla yol alan, yeniliklere açık, hepsi birbirinin aynısı olan insan malzemesiyle değil çoğulcu bir yapıyla hareket etmeye önem veren bir yapıydı Habertürk Gazetesi.

"Gücü Özgürlüğünde" sloganı bir lafügüzaf değildi. Nitekim içini doldurmak için gece gündüz çalışan kadrosuyla elde ettiği itibarı ve saygınlığı sonuna kadar hak etti. Şimdi en üzücü olanı, onu okumaya hazır hale getiren çalışanlarının, emek verenlerin işlerini kaybetmeleri olacak. Çünkü ne yaparsanız yapın sizin dışınızdaki değişimin sizi alt ettiği zamanlar olacaktır. Çünkü hem Türkiye değişti hem dünya.

NAGEHAN ALÇI:

Bir yıldan fazla oldu. Geçen yıl haziranda Habertürk Gazetesi'nde yazmaya başladığımda hep dikkatle takip ettiğim bir mecrada bulunmaktan gurur duyuyordum ama burada olmanın etkilerinin neler olacağını açıkçası bilmiyordum...

Sonra yolculuk başladı ve 17 yıllık meslek hayatım boyunca ender rastladığım bir uyumla karşılaştım. Okurlar ile aramızda çok güzel ve yoğun bir bağ oluştu. Müthiş bir yaygınlık, gündem yaratma gücü, kalem özgürlüğü ve ferahlık gördüm bu grupta. Ekip ruhuyla çalışan, kendine özgü bir gazeteydi Habertürk. Başta Selçuk (Tepeli) ve Kürşad (Oğuz) olmak üzere bütün yazı işleri ekibinin hayatlarını severek adadıkları bir "vaha"ydı adeta...

Bugünden itibaren bu vaha mecra değiştiriyor. Aynı ruh ve aynı özveriyle yapılan haberler ve sayfalar bundan böyle dijital platformda olacak. Yani Habertürk Gazetesi kapanmıyor. Bir dijital gazete geliyor. İçerik üreten, habercilik yapan, biz yazarların aynı şekilde özgürce ve farklı seslerle yazdığımız bir mecra bu. Bildiğiniz, güvendiğiniz Habertürk Gazetesi'nin internetteki yansıması...

Bir yandan heyecanlı, bir yandan da hüzünlü ve tuhaf bir süreç. Yeniye hazırlanmak umut verici olsa da kâğıdın kokusu, baskının heyecanı, sayfaların dizilmesinin her günkü koşuşturmasını her zaman büyülü bulmuş bir gazeteci olarak sabahları elime Habertürk almayı özleyeceğim...

SEVİLAY YILMAN:

Hemen en başında şunu söyleyeyim değerli okurlarım... Evet bu bir veda yazısı ama bu veda gazeteciliğe ya da köşe yazarlığına değil, Habertürk'ün basılı hayatına... Bilmiyorum diğer köşe yazarı arkadaşlarım ne yazdılar bu vedayla ilgili... Ben de sizler gibi yarın basılı yayın hayatına veda eden Habertürk Gazetesi'nin son baskısından okuyacağım onların yazılarını, ama galiba ben hepsinden biraz farklı düşünüyorum.

Bir yandan bu işin eğitimini almış gazeteci olarak bir devrin kapanmasını öylece izliyor olmaktan çok hüzünlüyüm, ama diğer yandan Ciner Medya Grubu patronajının Türk medya tarihine altın harflerle yazılacak devrim niteliğindeki bu kararının bir parçası olmaktan da mutluyum.

Çünkü bir dönem kapanıyor, ama yepyeni bir dönem için de dev bir adım atılıyor bugün. Belki şimdi değil, ama ilerleyen zamanlarda Türk medyası adına atılan bu dev adımın ne kadar sağlıklı olduğunu hep beraber göreceğiz.

Elbette ki üzgünüm son yılların en iyi gazetecilik örneğini sergileyerek Türkiye yazılı basınının "amiral gemisi" unvanını anasının ak sütü gibi hak eden Habertürk Gazetesi'nin yayın hayatına son vermesinden. Gerçekten de tarafsız ve objektif habercilik anlayışıyla toplumda her kesimin severek ve beğenerek okuduğu bir gazete oldu Habertürk. Gerek özel haberciliği, gerekse köşe yazarlarındaki farklılıkla gündem belirleyen bir gazete olan Habertürk, yüz binlerin gönlünde taht kurdu.

ORAY EĞİN: 

Yaşadığım apartmanlarda son yıllarda evine tek gazete alan kişi benim. Geçenlerde bende kalan bir arkadaşım sabah kapıyı açıp gazeteyi bulamayınca "Herhalde komşular aldı" diye düşünmüş. Komşuların gazeteyle işleri olmayacağını, büyük ihtimalle dağıtımda bir sorun çıkmış olabileceğini söyledim. Hakikaten de öyle oldu.

İstanbul'da oturan bir başka arkadaşım da "Artık karpuz keserken altına serecek gazete bile bulamıyorum" dedi. Şehirlerin yapısı, yaşam tarzları değişiyor. Birçok apartmanın artık kapıcısı yok. Eskiden mahallelerde sokak sokak gezip gazete dağıtanlar kalmadı. Dahası bir de değişimin dayattığı kolaylıklar var. Basılı gazeteyle çay keyfi, biraz ev telefonuyla saatlerce dedikodu yapmak gibi bir nostalji olabilir ancak.

Hangimiz çoktandır eve gazete alıyorduk ki zaten? Ben bile kendi köşemi basılı kâğıtta toplasanız beş kere görmüşümdür son 10 yılda. Ben bu durumdayken okurdan kâğıdı yaşatmasını beklemek bir aymazlık olabilirdi.

Gazetenin bayi fiyatına bile az önce baktım.

Ciner Grubu en radikal, sert ama en doğru kararı verdi.

Zamanın ruhunun aksine ben hâlâ kâğıdın ölmediğine inananlardanım. Öngörümün doğru çıkacağında da ısrarlıyım. Ama bugünkü yapısıyla mevcut gazetecilik sürdürülebilir bir model değil. Aksine, kâğıt "premium" kategorisine yerleşecek. Her gün eve gazete gelmeyecek ama belki yılda birkaç kere, muazzam ve çok özel bir içerikle oluşacak basılı yayın organları yaşamaya devam edecek. Tabii bunun da satışı şimdiki gibi maliyetinin çok çok çok altına 1.25 TL değil belki 100 TL olacak.

SOLİ ÖZEL:

Kısacık bir veda yazısına söylemek istediğim her şeyi sığdırabilmek benim harcım değil. Zaten belki böyle bir çaba içine girmek de gerekli sayılmaz. Öncelikle yapılacak olan 9 küsur yıldır birlikte çalıştığım arkadaşlara, bazen beni benden koruyan yöneticilere, stajyerlerimize teşekkür etmektir. Gazetenin farklı bölümlerini, eklerini idare eden editör arkadaşlarımdan da mesleki olarak çok şey öğrendim.

Habertürk Gazetesi ekonomik kriz ortamında hakikaten insana ilham veren bir enerjiyi, farklı bir gazete çıkarmak, bir fark yaratmak arzusunu içlerinde taşıyan bir kadroyla işe başladı. 9 yıl içinde çok gelen giden oldu, başlardaki ruhu muhafaza etmenin güçleştiği dönemlerden geçildi ve sonunda herhalde 9 yıl önce kimsenin aklına gelmeyen noktaya vardık.

Kendi hesabıma hem bu deneyimden hem de bu gazetede kurduğum dostluklardan büyük mutluluk duydum, keyif aldım. Birlikte çalıştığım ve benim, neredeyse hepsi rötarlı gelen yazılarımı sayfaya sokabilmek için ellerinden geleni yapan Ayçağ, Buket, Ulaş, Seçil, Nevra, Ezgi, Koray, Mustafa ve Zahide'ye elbette ömür boyu sürecek şükran borçluyum. Her konuda anlaşmasak bile bana haber akışı okumayı öğreten Özcan Tikit'le birlikte çalışmayı da gerçekten bir şans olarak görüyorum.

Esas ilgilendiğim ve yazılarıma konu ettiğim uluslararası sistemin krizi, yeni güç dengesi, Türkiye'nin dış politikası ve sarsıcı bir hızla yeniden şekillenen dünya düzeni hakkında söylenecek sözler tükenmek bir yana aslında yeni başlıyor. İçe çok fazla dönen bir Türkiye'nin kendisine zarar vereceğini düşündüğümden, dışarıda olup bitenlere dikkat çekmeye çalıştım. Önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin ancak dış dünyayı doğru ve hayalcilikten uzak şekilde değerlendirerek, kendi gücünün boyutlarını doğru anlayarak yeni düzende kendisine yarar sağlayacak, potansiyeline uygun bir yer bulabileceği kanısındayım.

Bu tartışmaları artık bu gazetenin sayfalarında yapamıyor olmak elbette pek çok bakımdan üzücü olsa da düşünmeye, anlamaya ve var olan mecralarda tartışmaya da elbette devam edeceğim.

Son olarak da desteklerini, ilgilerini esirgemeyen okurlara samimiyetle teşekkür ederim.

Sağlıcakla kalın.

Yazıların tamamını okumak için tıklayın