Faiz nedir?

06 Temmuz 2018 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Faiz, ödünç alınan para için ödenen ve yüzde olarak ifade edilen komisyon ya da ücrettir. Genellikle yılık oran olarak ifade edilir. Ancak paranın bir yıldan daha kısa ya da uzun süreli ödünç alınması elbette mümkündür. Kullanım amacına, süresine ve alan ve verenin özelliklerine göre çeşitli adları ve hesaplama yöntemleri olsa da temel prensip aynıdır. Aldığınızdan fazlasını geri ödersiniz.

Mülkiyeti bir başkasına ait bir taşınmazı ya da malı kendi amacınız için bir süreliğine kullanma karşılığında nasıl ki bedel ödüyorsak, sahip olmadığımız bir parayı belirli bir süre kullanma karşılığında da bir bedel ödememiz gerekiyor. Diğer bir deyişle, karşılığını ödemeden bir evde oturamıyor ya da araba kiralayamıyorsak, bir bedel ödemeden de ödünç para almamız beklenemez. Faiz, en yalın anlatımıyla, ödünç alınan bir parayı belli bir süre kullanma karşılığında ödenmesi gereken "kira" bedelidir.

Peki, paranın kira bedeli yani faizi nasıl belirleniyor? Bu sorunun cevabı parayı kimin aldığı kadar kimin verdiği ile de yakından ilgili. Bir yakınlarınızdan aldığınız ödünç para için faiz vermeyebilirsiniz. Ancak, parasını ya da malını bir bedel almadan kullanmanıza izin veren kişinin aslında bir gelirden vazgeçtiğini bunun maddi bir külfeti olduğunu unutmamak gerekir. 

Bu durumu paranın zaman değeri ile daha iyi açıklayabiliriz. Çünkü paranın değeri ile zaman arasında ters orantı vardır. Bunun nedeni fiyat artışları yani enflasyondur. Örneğin, aylık ortalama % 1 fiyat artışı olan bir ekonomide bir ay nakit olarak tutulan paranın alım gücü % 1 azalacaktır. Yani, bir bedel almadan borç veren bir kişinin parası bir ay sonra % 1 değer kaybetmiş olacaktır. Eş dost arasında bu paranın lafı mı olur diyebilirsiniz zararı sineye çekebilirsiniz. Ama bir finans kurumundan ödünç alınan para için en az beklenen enflasyonun üzerinde bir bedel ödenmesi gerektiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Borç alınan para için ödenmesi gereken faizin oranının ne olacağı ise, piyasadaki para arzı miktarı, paraya olan talep miktarı, ödünç istenen süre zarfında beklenen enflasyon ve risklerin ne olacağı ile yakından ilgili. Finansal kurumlar bu risklerin fiyatlandırılmasında yani faizin belirlenmesinde bu bilgileri mümkün olduğunca hesaplamalarına yansıtırlar. Hesabın en zor kısmı ise belirsizliğin fiyatlanmasıdır. Hiçbir aracı kurum belirsiz ortamlarda risk almak istemez. Bu nedenle risk fiyatlamalarını yüksek tutarlar. Yani, belirsizliğin artması faizlerin de artması anlamına gelir. Tersten okursak, faizlerin düşmesi için öncelikle belirsizliğin, gelecekle ilgili endişelerin azalması gerekir.

Bir an için, risk beklentisinin iç ve dış nedenlerle arttığını ancak faizlerin yükselmediğini varsayalım. Bu durumda ödünç para verenler, yani bankalardaki mevduat sahipleri, birikimlerinin erimesinden endişe duymaya başlarlar ve arsa, ev, döviz, altın gibi alternatif yatırım araçlarına yönelebilirler. Hatta yatırım yapmaktan vazgeçip tüketim harcamalarını öne çekebilirler. 

Gayri nakdi yatırım araçlarına yönelme tercihi, yatırım için gerekli fon arzını olumsuz etkileyecektir. Tüketimi öne çekme tercihi ise toplam talebin artmasına neden olacaktır. Böylece, bir yandan talep artarken diğer yandan üretim talebe cevap veremeyecek çünkü yeni yatırım için yeterli fon arzı olmayacaktır. Bu durum ise ders kitaplarında tarif edilen enflasyonist ortama davet çıkaracaktır.

Enflasyonun artmaya başlaması ise artık sadece para sahiplerini değil sabit gelirlileri de olumsuz etkileyecektir. Çünkü enflasyon gelir dağılımı bozar, alım gücünü azaltır. Sabit gelirlilerin geliri, tasarruf sahiplerinin tasarrufu hızla erimeye başlar. 

Mümkün olduğunca basitleştirilmiş bu analizden anlaşılacağı üzere, faiz neden değil sonuçtur. Nedeni ortadan kaldırmadan faiz artışının engellenmesi ve bunda ısrar edilmesi kaçınılmaz olarak toplumun tüm kesimlerinin ağır bedel ödemesine neden olacaktır.