Vera'dan bir armağan

13 Temmuz 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Vera Tulyakova Hikmet tarafından yazılan "Bahtiyar Ol Nazım" adlı kitap kafamı kurcalayıp duruyordu ne zamandır.  Novodeviçi'deki törende kitabın önsözünü de yazan Vera'nın kızı Anna Stepanova'nın yaptığı duygusal konuşma sonrasında zamanın geldiğini anlamıştım.

1955 yılının Aralık ayında ilk kez karşılaştığı Vera'ya büyük bir tutkuyla aşık olan Nazım'ın en yakınındaki kişiydi O. Ve Nazım açılmıştı ona. Çünkü en suskun erkekler bile aşık oldukları kadınlara sessiz kalamaz. Nazım'sa her şeyi dolu dolu yaşayan bir insandı. Vera'ya bütün hayatını, her şeyini anlatmıştı. Zaten Onu bir an olsun yanından ayırmak istemiyordu. Bir tek hapishane günlerinden söz etmeyi sevmiyordu pek. 

İşte Vera'nın gözünden aşklarını, karşılaştıkları engelleri, Vera'nın Nazım'a giderken yaşadığı zorlukları, tereddütleri, Nazım'ın ısrarla, tutkuyla Vera için verdiği mücadeleyi bu kadar yakından, ayrıntılarıyla öğrenmek büyük bir ayrıcalık.

Kitap, Nazım'la bir söyleşi, bir iç dökme gibi, şiirsel, güzel bir dille yazılmış ve bazı anları hepimiz için ölümsüzleştiriyor. Bu yüzden en başta Nazım'a özel bir armağan. Ama sadece Nazım'a armağan olmakla kalmıyor, o yılları, bu güzel ve sıra dışı aşkın ayrıntılarını öğrenmemizi sağlaması açısından bizim için de eşsiz bir değer taşıyor.

Vera Nazım'la kavuşma öykülerindeki ayrıntıları vermekle kalmıyor, Nazım'ın hayatıyla ilgili bir çok ilginç noktayı da öğrenmemizi sağlıyor. 

Yeniden Nazım ve Vera aşkına dönecek olursak, gerçekten de bir adamın bir kadına duyduğu sınırsız, tutkulu bir aşk bu. Nazım'ın Onu bir an olsun bile yanından ayırmak istemediğini, onu delicesine kıskandığını, Onun için kendini sürekli paraladığını, Vera'nın ise genç, evli ve çocuklu bir kadın olarak böylesine büyük bir aşk karşısında duyarsız kalamadığını, zorlansa da Nazım'a gittiğini ve sonrasında ona aşık olduğunu anlıyoruz.

Vera aslına bakılırsa öylesine şanslı bir kadın ki, bu dünyada bir erkeğin bir kadına yazacağı en güzel şiirler belki de Onun için yazıldı. Bu durum aslında bazı tartışmalara da sebep olmuş o dönemde. Bazıları Ona bu kadar çok şiir yazmasını ve yalnızca Vera'ya odaklanmasını eleştirmiş. Hatta Vera bu durumdan utanmaya da başlamış ve bir gün demiş ki Nazım'a "artık benim için şiir yazmasan olmaz mı?" Tabi Nazım buna çok üzülmüş ve kızmış. Şunları söylemiş:

"Sonra, daha sonra ben bu dünyadan göçüp gittiğimde, her aşk sözcüğümden mutluluk duyacaksın, her yerde onları arayacaksın, en güç anlarında ayakta kalma gücünü onlardan alacaksın, anla bunu Vera, bırak içimde yaşayan her şeyi dışa vurayım, dile getireyim, kısıtlama bunu, kimseye kulak asma, bunlara gereksinimimiz var, benim şimdi, senin ise ileride..." 

Vera kitabında Nazım'ın bunu söylemekle ne kadar haklı olduğunu teslim ediyor hüzünle. 

Vera'yı etkileyen şey O olmadığı zaman sürekli özlemesiydi Nazım'ı. Ona öylesine bir ilgi ile yaklaşıyor, öylesine bir enerji ve dikkatle davranıyordu ki Vera onca zorluğa rağmen kayıtsız kalamıyordu buna. Vera Ona tam olarak ne zaman aşık olduğunu düşünüyor bir an ve şunları yazıyor:

"Belki de 1957'nin güzünde aşık oldum sana, o puslu sonbahar gününde, anımsıyor musun, yağmurdan sonraki haliyle Gorki Park'ı..."

Kitapta dile getirilen başka önemli noktalar ise, Nazım'ın memleketine olan o büyük sevgisi, Sovyetler döneminde, özellikle yazarlar ve sanatçılar üzerinde olan baskılar, Nazım'ın ne denli güçlü bir şekilde bu baskılara direndiği, hatta bir yetkilinin sanki "bütün muhaliflerin lideri gibi" demesi mesela.

Nazım'ın, Neruda, Aragon, Pasternak, Erenburg gibi o dönemin önemli şair ve yazarları ile olan dostlukları, sohbetleri, tiyatro tutkusu, hatta bazı dönemlerde örneğin o gün oynanan on sekiz oyundan beşinin Nazım'a ait olması gibi birçok bilgi ve ayrıntıyı da öğreniyoruz.

Bir gün bir telefon gelir Nazım'a. Onunla görüşmek istediğini söyleyen bir kadınla buluşurlar. Kadın yoksulca giyimli, solgun yüzlü, Moskova'daki bir dikim fabrikasında çalışan  işçilerin temsilcisiymiş. Çalışanların çoğu kadınmış. Nazım'ın evlenmek üzere olduğunu duymuşlar ve şunu demeye gelmiş kadın: Sizin gibi bir şahıs tek bir kadına ait olamaz, herkese aitsiniz siz.

Bu ve başka birçok olaydan şunu anlıyoruz ki, Nazım o dönemde aslında hemen herkes tarafından bilinen, oyunları Moskova tiyatrolarında sıkça oynanan, herkes tarafından çok sevilen önemli bir şair. Bol bol seyahat ediyor, belki de uzun seyahatlere maksatlı olarak çıkması isteniliyor.

Nazım'ın ilginç anlarından birisi de Kahire'deki Asya Afrika Yazarlar Birliği toplantısında. Nazım'ın başkan seçildiği seçimlerde, Çin delegesi kürsüye gelerek Nazım'ın Sovyet pasaportu taşıdığını ve oy kullanamayacağını söyler. Nazımsa sakin şekilde kürsüye gelir ve şöyle der: Halkının dilinde yazan bir şair elbette ülkesini temsil edebilir. Bunun üzerine bir alkış tufanı kopar.

Ve o sabahı anlatıyor Vera. Nazım'ın yedi buçuk sularında gazeteleri almak için kapıya yöneldiğini, ancak bir süre gelmediğini hissedince, kalkıp kontrol ettiğini, Onu kapının önünde kapıya yaslanmış, bir eli yerde gördüğünü ve o anda ölmüş olduğunu anladığını söylüyor. O sabah geldiklerinde Onun kimliğini istiyorlar. Vera cüzdanına baktığında 1957 yılında değiştirdiklerini kendi fotoğrafını görüyor ve fotoğrafın arkasına yazmış olduğu o son şiiri.

Sanırım Vera Tulyakova Hikmet'e bir teşekkür borçluyuz ve bu güzel çeviriyi yapan Hülya Arslan'a. Çünkü bu kitap Türkolog çevirmeni ve yakın dostu Ekber Babayev dışında Nazım'ın son yıllarında en yakınındaki kişinin, sırdaşının ve büyük aşkının bize o ölümsüz ve eşsiz anları aktarması açısından büyük bir hazine. 

Umarım, bu kitap yeniden basılmaya başlanır ve bütün Nazım severler tarafından okunur.

Samih Güven

Yazının orjinalini okumak için tıklayın