Rusya Siyaseti ve Rus Dış Politikası

13 Temmuz 2018 Cuma  |  GÜNLÜK

Uluslararası Politika Akademisi'nin "Rusya Siyaseti ve Rus Dış Politikası" kitabının yazarları Doç. Dr. Ozan Örmeci ve Dr. Sina Kısacık'la yaptığı söyleşinin özetini aktarıyoruz:

Ahmet Ceylan & İsa Uslu: Sayın Doç. Dr. Ozan Örmeci ve kıymetli Dr. Sina Kısacık, siz değerli yazarlarımızın böylesi önemli bir kitabı literatüre kazandırmasını Uluslararası Politika Akademisi (UPA) okurları büyük bir ilgiyle takip etmekte. Emeğiniz için tebrik ve teşekkür ediyoruz. Bizimle yeni eserinizin fikriyatının nasıl ortaya çıktığını ve eseri tamamlama sürecinizi paylaşır mısınız?

Doç. Dr. Ozan Örmeci: Turkish Foreign Policy in the New Millennium (2015, Peter Lang) ve Mavi Elma (2016, Gazi Kitabevi) adlı editörlüğünü yaptığım çok yazarlı kitapların başarısı üzerine, son dönemde Uluslararası İlişkiler alanındaki çalışmalarımı yoğunlaştırdım. Yabancı dil bilgimi kullanarak, Türk öğrencileri ve araştırmacılarına katkı yapacak şekilde, ülke incelemeleri serisi yayınlamaya karar verdim. Çalışmalarıma da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi 5 önemli ülke (P5 ülkeleri) ile başladım. Bu doğrultuda, 2017 yılında Amerikan İç ve Dış Politikası (2017, Cinius Yayınları) ve bu yıl içerisinde Ejderin Ayak Sesleri: Dünya Siyasetinde Çin Halk Cumhuriyeti (2018, Cinius Yayınları) adlı eserlerim yayımlandı. Bu kitaplar sonrasında yine bu yıl içerisinde Rusya kitabı için çalışmalara başladım. Ancak bu ülkenin ekonomi ve enerji politikalarını yeterince iyi bilmediğimi fark edince, bu alanda doktora çalışmasını Yeditepe Üniversitesi'nde yeni tamamlayan ve UPA'da yazarlık yapan Sina Kısacık dostuma projemden söz ettim. O da projeye katılmak isteyince, ortaya böyle bir çalışma çıktı. 

Dr. Sina Kısacık:Yeditepe Üniversitesi İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde 2009-2017 seneleri arasında yaptığım doktoram esnasında çok kıymetli hocam Sayın Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın sayesinde, ki ben hâlihazırda kendisinin asistanlığını yapmaktayım, Avrasya jeopolitiği konusuna yönelmiştim. Bu bölgenin başat ülkelerinden birisi olarak kıymetlendirilen Rusya Federasyonu'nun dış politikasıyla ilgili bir ders almamın ertesinde, bu ülkeyle ilgili derinlemesine çalışmalar yapmanın gerekli olduğuna karar verdim. Nitekim Temmuz 2012'den bu yana sürdürdüğüm Uluslararası Politika Akademisi (UPA) yazarlığı süresince yaptığım çalışmalarda, daha sonrasında tamamladığım doktora tezimde ve yine geçtiğimiz yıllarda yazdığım kitaplarda ve kitap bölümlerinde akademik yönelimimin ağırlığını Rusya dış siyaseti ve enerji politikaları oluşturdu. Dünyanın en önemli küresel güçlerinden birisi olan ve özellikle Vladimir Putin döneminde bölgesel ve daha geniş ölçekteki jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik ve jeokültürel gelişmelerde çok dikkat çekici bir role sahip olan bir ülke olarak Rusya Federasyonu'nun iç ve dış politikasında yaşadığı dönüşümlerin, bilhassa da tarihsel rekabet ve işbirliği düzleminde ilişkiler tesis ettiği bir ülke olan Türkiye halkı tarafından iyi bilinmesi gerekliliğinden hareketle çok değerli meslektaşım Sayın Örmeci ile böyle bir çalışmayı yapmayı gerekli gördük. 

Ahmet Ceylan & İsa Uslu: Değerli yazarlarımız, kitabınız için tercih etmiş olduğunuz başlık içerik açısından bize fikir veriyor, fakat takip edemeyenler için bu değerli eserinizin içerik tanıtımını bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Doç. Dr. Ozan Örmeci: Kitap, "Önsöz" ve "Sonsöz" dışında 3 bölüm ve 33 makaleden oluşuyor. Kitabın "Rusya İç Politikası" başlıklı ilk bölümünde; Rus siyasal tarihi, Rusya Federasyonu siyasal sistemi, Rus siyasal kültürü, Rusya ekonomisi, 2018 Rusya Devlet Başkanlığı seçimleri ve karizmatik Rus lider ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin'e dair bilgi ve analizlere yer verdik. "Rusya Dış Politikası" başlıklı kitabın ikinci bölümünde; güncel Rus Dış Politikası'nın temel ilkeleri, Rus Dış Politika geleneği, enerji diplomasisinin Rus Dış Politikası'ndaki yeri, Kremlin üzerinde etkili olan Rus filozof Aleksandr Dugin ve Avrasyacılık düşüncesi, Rusya-Orta Asya ülkeleri ilişkileri, Rusya-Çin ilişkileri, Rusya-Almanya ilişkileri, Rusya-İran ilişkileri, Rusya-ABD ilişkileri ve Yeni Soğuk Savaş tartışmaları, Ukrayna Krizi ve Kırım Referandumu, Rusya Ulusal Güvenlik Stratejisi, Rusya-Suriye ilişkileri, Rusya-Kuzey Kore ilişkileri ve Kuzey Kore nükleer programı, Kuzey Akım projesi ve Rusya-Avrupa ilişkileri ve Rus akademisyen Dmitri Trenin'in perspektifinden Rusya-Batı dünyası ilişkileri gibi konuları işledik. Kitabın "Türkiye-Rusya İlişkileri" başlıklı üçüncü ve son bölümünde ise; Aleksandr Dugin'in perspektifinden Rusya-Türkiye ilişkileri, son dönemde yaşanan Rusya-Türkiye yakınlaşması, Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemi, Türkiye ile Rusya'nın Mersin Akkuyu Nükleer Santrali projesiyle somutlaşan enerji işbirliği ve Ukrayna Krizi'nin Türk-Rus ilişkilerine etkisi gibi konulara değindik. Eksikliklere karşın, bu alanda güncel siyasete değen en önemli Türkçe çalışmalardan birisini yazdığımızı ve literatürdeki önemli bir boşluğu doldurduğumuzu düşünüyorum.

Dr. Sina Kısacık: Öncelikle bizim kitabımız bir tarih kitabı hüviyetinde değildir. Rusya tarihi, çok daha geniş ölçekte ve daha kapsamlı olarak tarihçiler tarafından ele alınması gereken bir alandır. Bizim kitabımız ise Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanlarına yönelik ve güncel siyaset ağırlıklıdır. İkinci olarak belirtilmesi gereken önemli bir husus, bu kitabın ilk iki bölümünde Uluslararası Politika Akademisi'nde hem Sayın Örmeci, hem de benim tarafından kaleme alınan makalelerimizden bir derleme yapmamız ve ilgili bölümlerde olabildiğince güncel gelişmelere yer vermemizdir. Bu iki bölümde, kitabımızın çıktığı ay olan Haziran 2018'e kadar Rus iç ve dış politikasının önemli gördüğümüz konuları üzerinde yapılan en güncel analizlere yer vermeye çalıştık. Dolayısıyla, kitap, en güncel gelişmeleri bile kapsayan niteliktedir. Üçüncü olarak değinmek istediğim konu ise, kitabımızın üçüncü ve de son bölümünü oluşturan Türkiye-Rusya ilişkileri üzerine olacaktır. Avrasya jeopolitiğinin en kayda değer iki başat gücü olarak, Türkiye ve Rusya arasında tarihsel süreç içerisinde zaman zaman çatışma, zaman zaman da işbirliği düzleminde yürütülen ilişkilerin kendisine özgü doğasından ötürü, ayrı bir bölümde farklı konu başlıkları üzerinden değerlendirmeyi uygun bulduğumuzdan böyle bir tercih yapmış durumdayız. Uluslararası politikanın anlık değişen karakterinden ötürü kitaba bazı konuları dâhil edemememizin yanı sıra, -kitapta bulunan eksikliklerin idrakinde olarak- herşeye rağmen Türkçe literatür anlamında bu alanda yapılmış en dikkat çekici çalışmalardan birisini ortaya çıkardığımız kanaatindeyim. Ancak elbette kitabımız hakkında kararı Türk okurları ve entelektüelleri verecektir.

Ahmet Ceylan & İsa Uslu: Tarihsel perspektiften baktığınız zaman, Rusya-Türkiye ilişkilerinin bugününü etkileyen ve geleceğini şekillendirme olanağına sahip olan unsurlar sizce hangi başlıklarda ele alınabilir? Sizce iki ülke arasında ilişkilerin bugününde söz sahibi olan kırılma noktaları olarak neleri incelemek gerekir?

Doç. Dr. Ozan Örmeci: Türk-Rus ilişkileri açısından benim nazar-ı itibarımda en önemli konular; enerji projeleri başta olmak üzere iki ülke arasında giderek artan ekonomik münasebetler, tarihsel açıdan iki devletin birbirlerine karşı geliştirdikleri ve kimliklerinin bir parçası haline gelen rekabet algısı, Türkiye'nin NATO üyesi olması ve Rusya'nın da Batı ile ilişkilerinin genelde sorunlu şekilde sürmesi nedeniyle ikili ilişkilerde zaman zaman yaşanan zorluklar, iki ülkenin Suriye iç savaşı, Dağlık Karabağ Sorunu ve diğer bazı konularda farklılaşan çıkarları ve hem Batılı, hem de Doğulu özellikleriyle aslında birbirlerine benzeşen Türk ve Rus toplumlarının siyasal kültürlerinde "güçlü lider" ve "tek adam-tek seçici" eğilimlerinin güçlü olması gibi faktörlerdir. Kırılma noktaları açısından bir değerlendirme yaparsak; Atatürk-Lenin dönemindeki dostluk, sonrasında Soğuk Savaş'ın ilk safhasında bir anda alevlenen düşmanlık, 1970'lerdeki geçici yakınlaşma, 1980'den Soğuk Savaş bitene kadar yeniden yükselen rekabet algısı, 1990'ların sonlarından itibaren enerji anlaşmalarının ve artan ekonomik ilişkiler ve turistik faaliyetlerin sürüklediği istikrarlı yükseliş ve bunun neticesinde 2000'lerde otoriter eğilimli liderler olan Erdoğan-Putin ikilisi sayesinde ortaya çıkan "ekonomik müttefik" algısı, Arap Baharı döneminde yeniden başlayan ve Rus jetinin düşürülmesiyle zirveye çıkan ama oldukça kısa süreli olan yeniden rekabet/hamaset algılaması ve son olarak S-400 hava savunma sistemi, Mersin Akkuyu Nükleer Santrali ve Türk Akımı projesi ile taçlanan "daha da güçlü ekonomik müttefiklik" dönemleri belirtilebilir. Ancak bu konuda giderek daha zorlu bir döneme girildiğini de bu noktada belirtmem gerekiyor; zira Batı siyasal-askeri kurumlarına ortaklık ve aynı zamanda Rusya ile yakın ekonomik ilişkiler, yakın bir gelecekte Ankara'yı tercih yapmaya zorlayabilir. Fakat Türkiye'nin sakin, sağduyulu ve uluslararası hukuka uygun şekilde adımlar atması durumunda korkmasını gerektiren hiçbir şey yoktur. Hatta Batı-Rusya gerginliğinden Türkiye'nin kendisine önemli diplomatik roller çıkarması bile mümkün olabilir. Şunu da belirtmek isterim ki, Rusya ile ekonomik ve siyasi ilişkiler kurmak ABD ve Avrupa düşmanlığı gibi algılanmamalıdır. Tam tersine, bu ülke ile kapsamlı siyasi ve ekonomik ilişkilerin olması, Batı ile ilişkileri de ivmelendirebilir. Bu noktada elbette ciddi bir hüner gereklidir ki, AK Parti hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı zaman zaman bunu göstermektedir.

Dr. Sina Kısacık ve Doç. Dr. Ozan Örmeci

Dr. Sina Kısacık: Çarlık Rusyası ve Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana çeşitli vesilelerle dönem dönem savaşan, dönem dönem de içinde bulundukları  durum gereğince ittifaklar tesis eden bu iki büyük güç, -adı geçen iki büyük yapılanmanın parçalanmasının ertesinde- Türkiye Cumhuriyeti ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) olarak 1945 senesine kadar birbirleri ile genel anlamda uyumlu politikalar izlemişlerdir. Ancak 1945'te biten İkinci Dünya Savaşı'nın muzaffer ülkelerinden birisi olan Sovyetler Birliği'nin lideri Joseph Stalin'in Türkiye'den toprak taleplerinde bulunmasından ötürü, Ankara, şartların da zorlamasıyla ABD liderliğindeki Batı Bloku'na dâhil olmuştur. Bu dönem boyunca Ankara ve Moskova ilişkileri çok düşük seviyede cereyan etmiştir. Ancak Soğuk Savaş'ta yaşanan ve kısa süren Yumuşama (Detant) dönemi ve Türkiye'nin özellikle Kıbrıs Sorunu'yla alakalı olarak 1964 Johnson Mektubu'ndan sonra çok boyutlu dış politika geliştirme arayışları neticesinde, Soğuk Savaş döneminde bile iki ülke arasında kısa süreli bir yakınlaşma olmuştur. Ancak esas önemli gelişme, Soğuk Savaş'ın sonlarına doğru Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterliği'ne getirilen Mikhail Gorbaçov'un izlediği açılım politikaları sayesinde Türkiye-Rusya ilişkilerinde somut bazı gelişmeler yaşanmaya başlanmasıdır. 1984 senesinde imzalanan bir doğalgaz alım-satım anlaşmasıyla enerji temelli olarak ivmelenen Ankara-Moskova ilişkilerinde, 1990'lı yıllar ise, her iki ülkede yaşanan iç ve dış kaynaklı sorunların çokluğundan ötürü sıkıntılı ve verimsiz geçmiştir. Dağlık Karabağ ve Çeçenistan gibi meselelerin yanı sıra, dondurulmuş çatışmalar ve iç politik sarsıntılar nedeniyle de çok zor yıllar geçiren Rusya Federasyonu'nda, siyasi ve ekonomik durum, bu tarihten sonra adeta eski KGB ajanı Vladimir Putin'in St. Petersburg Belediyesi'nde başlayan siyasi kariyeriyle paralel olarak ilerlemeye başlamıştır. St. Petersburg Belediyesi'nden sonra ilk olarak KGB'nin yerine kurulan FSB'nin Başkanlığına, daha sonrasında ise dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in yardımcılığına atanan Putin, son olarak önce 31 Aralık 1999 günü Yeltsin tarafından Başkanlığa vekâleten atanmış ve Mart 2000'de yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerini kazanmasıyla birlikte de Rusya'da ipleri tamamen eline almıştır. İç politikada sert, otoriter ve merkeziyetçi bir yapı tesis eden Putin, bu yönden halkın tam desteğine sahip olmakla birlikte, dış politikada da sertlik yanlısı bir tutum takınarak, o dönemde yüksek seyreden hidrokarbon fiyatlarının sağladığı özgüvenle 1990'larla kıyaslanmayacak ölçüde pro-aktif bir politika izlemeye başlamıştır. 1990'larda, 1980'lerin ortasında başlayan ve bu dönemde şiddetlenen PKK terörünün yanı sıra, iç siyasi istikrarsızlıklarla da boğuşan Türkiye'de ise, 14 Ağustos 2001'de kurulan AK Parti'nin 3 Kasım 2002 seçimlerini büyük bir sürpriz neticesinde kazanmasıyla yeni bir dönemin startı verilmiştir. Bu minvalde, "Stratejik Derinlik" doktrini çerçevesinde önem atfedilen ülkelerin başında Rusya Federasyonu gelmiştir. Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi ve sağlamlaştırılmasıyla bulundukları bölgelerdeki birçok sorunun çözüme kavuşturulabileceği düşüncesinden hareket eden iki küresel lider Vladimir Putin ve Recep Tayyip Erdoğan, enerji ekseninde temellenen ilişkilerin boyutlarını her geçen sene farklı alanlar dâhil etmek suretiyle çeşitlendirme yönünde kararlı politikalar ortaya koymaktadır. Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı'na ilaveten Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı'nın yakın bir zamanda faaliyete geçirilecek olması, Türkiye'nin ilk nükleer santralinin Mersin'in Akkuyu ilçesinde Rusya tarafından yapılıyor olması, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alması, iki ülke arasında karşılıklı yapılan ticari yatırımlar ve sayısı son yıllarda çok artan Türk-Rus evlilikleri, ikili ilişkilerin güçlü ve gelişmekte olan alanlarını göstermektedir. Ukrayna ve Suriye özelindeki anlaşmazlıklar, yakın geçmişte uçak düşürme ve Büyükelçi suikasti gibi istenmeyen hadiseler yaşanmasına yol açmasına karşın, özellikle Türkiye'de hükümete 15 Temmuz 2016'da FETÖ tarafından düzenlenen hain darbe girişimi esnasında Rusya'nın verdiği siyasi destek ve Türkiye ile Avro-Atlantik Blok arasında son zamanlarda yaşanan ciddi gerginliklerden ötürü, Ankara ve Moskova arasında son dönemde yeniden kapsamlı bir yakınlaşma meydana gelmiştir. Avro-Atlantik Blok tarafından endişeyle karşılanan ve geçici olması umulan bu yakınlaşmanın önümüzdeki dönemde konjonktürel gelişmeler çerçevesinde daha da güçlenip güçlenmeyeceğini zaman gösterecektir. Ancak işaretler, iki ülke arasındaki münasebetlerin gittikçe sağlamlaştığı ve gelecekte de büyük çaplı jeopolitik ve jeostratejik krizlerin yaşanmaması durumunda her geçen gün daha da sağlamlaşacağı yönündedir.

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın