Siyaset-medya-hakaret vesaire...

18 Temmuz 2018 Çarşamba  |  GÜNLÜK

Sayın Cumhurbaşkanı'nın Sayın CHP Lideri'ne açtığı "hakaret" davaları ve ODTÜ'lü öğrencilerin taşıdığı mahut "Tayyipler Alemi" pankartı vesilesi ile bir kez daha gündeme geldi konu.

Tolerans, tahammül ve "eleştiri-hakaret kaldırabilirlik" konusundan söz ediyorum.

Evrensel (tabii ki demokratik rejimlerden söz ediyorum) norm ve uygulamalara baktığınızda, siyasetçi-sanatçı benzeri ünlü insanlara, özellikle de siyasetçilere yönelik eleştirilerin "dozajı" konusunda hukukçular genelde "farklı bir ölçüt" olması gerektiğinde birleşiyorlar.

Eleştiri ile hakaret arasındaki "tayin edilmesi güç" çizgi tartışmasını bir kenara koyalım. Hakaret boyutlarında sayılabilecek bazı sözlerin bile mevzubahis siyasetçi olduğunda farklı değerlendirilmesi gereği ortada. Çünkü o "eleştiri (ya da hakaret) nitelikli" beyan, aslında o kişinin şahsına yönelik değildir. Bulunduğu konum itibarı ile aldığı tavır, yaptığı icraata yönelik bir tepki sayılmalıdır.

Yoksa "Ahmet, Mehmet, Hasan, Ayşe, Fatma kişisi"ne yönelik bir tavırdan söz etmiyoruz burada. "Orada oturduğu ve o eylemde bulunduğu ve o eylemler ya da icraat da, geniş kitleleri ilgilendirdiği için" o tepkiyi haketttiğine inanılmaktadır.

Bu yüzden "Şahsi hakaret davası" gibi, yani "Ali'nin Veli'ye, Ayşe'nin Fatma'ya açabileceği bir davadan" farklı görülmelidir. Bu konuda hem ulusal hem de küresel planda içtihatlar da vardır. Bazı içtihatlarda, birine "Diktatör" denmesi bile suç sayılmamıştır, mesela. Çünkü burada kastedilenin bir "Yönetim biçimine (ansiklopedik tanım) gönderme" olduğu kayda geçmiştir.

Şimdi, kendi başımdan geçeni anlatayım.

Bu sabah da "Ezik" biri bana Facebook'tan ağır hakaretler içeren bir mesajlar dizisi yollamış mesela. Ağıza alınmayacak lâflar. Küfürler. Ezik, ezikliğini kusmuş adeta ağız dolusu.. Sabah yayında anlattıklarımla ilgili beğenmediği şeyler var anlaşılan. Üstelik de anlamamış ne dediğimi.

Yazıp çizdiğimden ya da radyoda TV'de konuştuğumdan dolayı her gün sayısız hakaret, küfür hatta tehdit gelmekte. Tehdidi bir kenara koyuyorum. O konu ayrı bir alan. Ama hakaret ve küfürü "Zafer Arapkirli'nin şahsına" yapılmış gibi algılamıyorum. Avukatıma da danıştım.

Bu lafları (eleştiri ya da hakaret) "Ben" olduğum için değil, "Benim söylediklerime ya da savunduklarıma, yazdıklarıma ediyor aslında. Derdi ben değilim. Fikirlerim, yazım, çizgim. Ben bir gazeteci-yorumcuyum. Sözle, fikirle başedemeyince ağzını bozuyor. Seviyesine (ezik, zavallı çünkü) uygun tepki gösteriyor.

Siyasetçi söz konusu olduğunda da, daha da yüksek bir tolerans çizgisi söz konusu olmalı. Neticede siyasetçi, 81 milyonun hayatını bire bir etkileyecek kararlar alıyor. Gösterilen tepkiyi "duymazdan görmezden" gelmeli. Hatta, ciddiye alacaksa da, "Nerede yanlış yaptım acaba?.." deyip, ders çıkarma vesilesi yapmalı.

Demokratik ve olgun davranış biçiminden söz ediyorum tabii.. Eğer öyle biri değilseniz, (misal) benim bu yazımı bile dava konusu edip "Z.A bana hakaret çağrısı yaptı...." gibi bir komikliğe bile başvurabilirsiniz.

Olmaz (dilerim) tabii.. 

Yanlış olur..

Zafer Arapkirli