Yeni Sağlık Bakanı'nı neler bekliyor?

20 Temmuz 2018 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimi ardından Türkiye, Başkanlık Sistemine resmen geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Temmuz günü yemin etti ve yeni Bakanlar Kurulu'nu açıkladı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ilk kabinesinde Sağlık Bakanlığı'na Fahrettin Koca getirildi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı olan, İstanbul Medipol Üniversitesi'nin Mütevvelli Heyeti Başkanlığı'nı yapan Bakan'ı sağlıkta ciddi sorunlar beklemektedir.

Gelin bunlara bakalım:

Sayın Bakan'ı bekleyen en önemli sorun, elbette ki hastanelerin güvenli alanlar olması ve çalışan sağlık personelinin can güvenliğinin sağlanmasıdır. Hastaneler başta hastalar ve hasta yakınları olmak üzere insanların kendilerini güvende hissetmeleri gereken alanlardır. Hekim, hemşire başta olmak üzere tüm sağlık görevlilerinin daha güvenli alanlara kavuşması çok önemlidir. Sağlık hizmeti sunanların saldırıya uğraması kabul edilebilir bir durum değildir.  

Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın, sağlık alanında birçok soruna yol açtığı ortadadır. Sağlık neredeyse tamamen özelleşmiş ve kar getirecek, yatırımcıya para kazandıracak bir alan haline getirilmiştir. Oysa sosyal devlette önemli olan halkının sağlığı ve hasta olmadan korunabilmesidir. Bu programın kalbi diye düşünülen Kamu Hastane Birlikleri modeli, 6 yılın sonunda "çok başlılık yarattığı ve verimi düşürdüğü" gerekçesiyle kaldırılırken, geriye döner sermayeli işletmelere dönüşmüş hastaneler kalmıştır.  

Performans sistemi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi düşürmüş, sağlık çalışanlarını neredeyse tükenme noktasına getirmiştir. "Parça başı para" olarak algılanan performans sistemi hekim ile hasta arasındaki iletişimi koparmıştır.

Vatandaştan 14 farklı kalemde alınan katkı ve katılım payları ile kamu sağlık kuruluşlarında sağlık hizmetleri ücretli hale getirilmiştir. 

6 milyonu aşkın sayıda insanımız prim borcu nedeniyle Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamı dışında kalarak, sağlık hizmetine ulaşmada güçlük yaşamaktadır. GSS sistemi gençleri, işsizleri sağlıktan yoksun bırakmıştır. 

Aile hekimliği sistemi, halkın sağlık gereksinimlerine yeterli yanıt verememiştir. Bunun en büyük nedeni aşırı iş yükü, hekim başına düşen nüfusun fazlalığıdır. Aile hekimleri toplumda sadece reçete yazan, "tahlil isteyen" doktor olarak anılır olmuştur.   

Aile hekimliğine geçilirken herhangi bir planlama yapılmamış, Acil Servisler, 112 ambulanslarda çalışan deneyimli hekimler cazip ücretler nedeniyle aile hekimi olunca, acil sağlık hizmetlerinde ciddi açıklar ve aksamalar yaşanmıştır.  

Kamu kaynakları şehir hastaneleri projesi ile özel sektöre aktarılmaktadır. Şehir hastaneleri yapılırken şehir merkezindeki hastaneler kapatıldığı için o kentteki hasta yatağı sayılarında bir artış görülmemekte; şehir hastanesi olarak adlandırılmalarına karşın bu hastanelerin genellikle şehir dışında, ulaşımı zor yerlere yapılmaları nedeniyle sağlık hizmetlerine erişim zorlaşmaktadır. 

Eğitim-öğretim programları ve araştırma faaliyetleri planlanmadan çok sayıda tıp fakültesi açılarak tıp ve uzmanlık eğitiminin niteliği düşürülmüştür. 
Üniversite hastaneleri, finansal bir kriz içine sokularak iflasın eşiğine getirilmiştir.

Özel sağlık kuruluşlarında ve iş sağlığı alanında çalışan hekimlerin önde gelen sorunları arasında iş güvencesinden yoksunluk, aldıkların ücretlerin düşüklüğü ve özlük hakkı kayıpları yer almaktadır.

Bu sorunların çözülmesi hiç zor değildir. 

Yapılması gereken ilk iş, "Sağlıkta Dönüşüm Projesi'nin" başarısız olduğunu kabul edip, bu sistemden hızla vazgeçmektir. Hizmetin merkezine insanı alacak bir model ile çok daha kaliteli sağlık hizmeti sunulabilir. Bunu başaracak insan kaynağı vardır.