Ne günlere kaldık...

23 Temmuz 2018 Pazartesi  |  GÜNLÜK

Eskiden, haber kanallarının (ve tabii gazetelerin) dış muhabirleri vardı. Ben de uzun yıllar boyu onlardan biriydim. Medya patronları, bunun bir "lüks" olduğuna hükmettikleri ve onların "kölesi-emir eri" konumundaki, kendilerini gazeteci olarak hissetmeyen editoryal yöneticileri de biat ettikleri için, hepsi birer birer işlerinden kovuldular.

Gerekçesi de, "İnternet çağında nasıl olsa haberleri buradan (merkezden) da alabiliyoruz" oldu. Yalan, gerçek dışı ve temelsiz bir gerekçe bu.

Muhabirler, ya bulundukları yerde işten atılarak ya da geçici bir süre Türkiye'ye "çekilip görevlendirilerek" sonra da kovularak, bu müessese (dış muhabir) neredeyse ortadan kaldırıldı.

Şimdi dikkat ettiyseniz, bir yabancı ülkede bir olay olduğunda AA'nın (Anadolu Ajansı) oradaki muhabirlerine bağlanıyor kanallar. Yani, artık resmen devletin memuru, iktidarın emrindeki, iktidarın borazanlığını yapan bir ajansın gazetecilikten başka her işe yarayan (tek tük olumlu örnekleri kaldıysa onları tenzih ederim) askerlerinden söz ediyorum.

Çoğu, yurtdışında sanki polis gibi, sanki MİT ajanı gibi, FETÖ'cü takibi, gizli video çekimi gibi "istihbaratçı pozlarında" işlerle uğraşıyorlar.

Gazetecilikte de gereğinde "gizlice (hatta gizli kamera ve mikrofonla) insan veya olay takibi" vardır. Ama bunun sınırını-çizgisini vs. gazeteci kendisi belirler. Emirle, polisiye bir anlayışla yapmaz bunu.

Arada sıradağlar, okyanuslar kadar fark vardır.

Zafer Arapkirli