ABD'de kılıçlar çekildi

23 Temmuz 2018 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

ABD'deki büyük televizyon kanallarının Pazar sabahı yayınlanan siyasi sohbet/değerlendirme toplantılarında bu hafta en çok kullanılan deyimlerden biri "ne haftaydı ama!" oldu.

Gerçekten de ABD Başkanı Donald Trump bir hafta içinde yalnızca uluslararası ilişkileri değil ülkesinin iç politikasını da hallaç pamuğu gibi attıktan sonra, kendi istihbarat örgütleriyle laf dalaşına girmekle kalmadı, hakkındaki soruşturmayı yürüten adalet mekanizmasına da ağır saldırılarla yüklenmeye devam etti.

Bilindiği gibi, ABD siyaset kurumu içinde en büyük tepkiyi çeken, Trump'ın Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı iki saatlik başbaşa görüşmeydi. Tüm diplomatik teamüllerin çiğnendiği bu görüşmede, iki başkanın çevirmenleri dışında hiç kimse hazır bulunmadı. Yani görüşmede neler konuşulduğunun  yazılı hiçbir belgesi yok. Hiçbir kaydın tutulmadığı bu görüşmede Trump ve Putin biribirlerine ne vaad ettiler, neyin pazarlığını yaptılar, ülkeleriyle ve kişisel hesaplarıyla ilgili neleri açıkladılar, iki çevirmenden başka bilen yok.

Tabii bu görüşmeden sonra yapılan ortak basın toplantısında Trump'ın, Amerikan istibarat örgütlerinin ve Kongre ihtisas komitelerinin vardığı, 2016 seçimine Rusya'nın müdahale ettiği hükmünü yok sayarak Putin'in tarafını tutmasıyla ölçü iyice kaçtı.

Üstüne üstlük Washington'a döndükten sonra Trump'ın, gösterilen tüm tepkileri kulak arkası ettiğini adeta ilan edercesine Putin'i sonbaharda  Beyaz Saray'da  ağırlamak için tüm dünya kamuoyunun da duyacağı bir biçimde davet etmesiyle artık ABD'deki iç siyasi kavgada kılıçların çekildiğini söylemek yanlış olmaz.

Bu aşamadan sonra, bir anlamda ABD'de Kasım ayında yapılacak  Kongre ara seçimleriyle sonuçlanacak bir at yarışının başladığını söylemek yanlış olmaz: Trump bu yarışta bir kaç ata karşı ipi göğüsleme mücadelesi veriyor. Rakip atlardan birincisi Demokrat Parti, ikincisi ülkenin istihbarat kuruluşları, üçüncüsü 2016 seçimlerini soruşturmaya devam eden  özel savcı Mueller ve  nihayet  dördüncüsü, Turmp'ın kendi partisi Cumhuriyetçilerin arasında gidişattan kaygı duyan bir azınlık.

Bu yarışta Trump'ın avantajları olduğu gibi dezavantajları da var.

Önce dezavantajlardan başlarsak: Trump'a en büyük tehdit istihbarat kuruluşlarından geliyor. CIA, FBI ve NSA (National Security Agency) Trump aleyhinde tonlarca belge içeren dosyalar oluşturmuş durumda ve bu dosyaları özel savcı Robert Mueller'in soruşturmasına yardımcı olmak için giderek artan biçimde yargıya açıyorlar. Bunun da ötesinde, bu dosyaların içindeki bilgiler aşamalı olarak basına da sizidirlarak kamuoyunun Trump aleyhinde dolduruşa getirilmesi amaçlanıyor. (Bu yüzden Putin'le yaptığı zirve toplantısının hemen ardından, Trump'ın 2016 seçim kampanyasındaki dış ilişkiler sorumlusunun Rusya istihbaratıyla ilişkilerinin ayrıntıları FBI tarafından açıklandı)

Trump'ın avantajlarına bakacak olursak... Bunların görünenden çok daha fazla olduğu sonucuna varmak olanaklı. Başta ekonomi: ABD'de işsizlik oranının son 40 yılın en düşük düzeyinde olduğu söyleniyor (istatistiklerin namusu her ne kadar tartışmalı olsa da); Trump kendisine oy veren kitlenin öncelikle cüzdanıyla ve yaşam standardının düzeyiyle oy hesabı yapacağını biliyor, o yüzden OPEC'e petrol fiyatını düşürmesi için baskı yapıyor ve o nedenle İran'dan petrol alan ülkelere ambargo uygualamayı ara seçimlerin yapılacağı Kasım'a erteledi (uluslararası piyasada petrol arzının daralması fiyatların fırlamasına neden olur kaygısıyla).

İkincisi Trump seçmenin, işleri siyaset konuşmak ve yorum yapmak olan gazeteci ve yorumcu erbabının tersine kendisini konu alan skandalları an be an izlemediğini çok iyi biliyor. Bunun da ötesinde Trump'ın gündemi istediği an değiştirebilmek gibi çok önemli bir kozu var. Ve bu kozu oynayarak sürekli  bir biçimde kendisini yerleşik siyaset kurumunun ve istihbarat örgütlerinin kurbanı gibi gösterme çabası içinde. (Yani Türkiye'de yabancısı olmadığımız mazlum rolüne bürünme taktiği.)  Üstüne üstlük, Kongre'deki, ama özellikle Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçi Parti grubu içinde Trump'ı ne yaparsa yapsın desteklemeye devam  eden önemli bir grup var. (Örneğin Temsilciler Meclisi'nde Trump'ın Putin'le görüşmesinde görev yapan çevirmenin ifade vermesi Kongre'ye  çağrılmasına ilişkin bir önerge Cumhuriyetçilerin oylarıyla reddedildi.)

Kesin olan gelecek üç ay içinde ABD'de giderek şenlenecek olan bir tiyatro gösterisi izleyeceğimiz. Ama ülkede o tiyatro oynanırken uluslararası dengelerin sarsılmaya ve uluslararası ilişkilerin bozulmaya devam edeceği de kesin.

Eğer gelecek üç ayın sonunda at yarışını kaybeden taraf Trump olursa, yıl sonuna doğru kendisini görevden almayı amaçlayan yasal sürecin başlatıldığını görmek sürpriz olmamalı.

Cengiz İzmirli (mahlas)