Sigara mı siyaset mi?

26 Temmuz 2018 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

Seçim öncesinde o kadar çok siyasete batıyoruz ve bu süreçteki tartışmalar, heyecan, umut, karamsarlık o kadar yoğun yaşanıyor ki seçim mağlubiyeti -hiçbir seçimde kazanan tarafta olamadığımız için, ''seçim sonucu''diyemiyorum - sonrasında arkadaşlarla biraraya geldiğimizde politikayı bırakmaya ve bir sonraki seçimlerde oy kullanmamaya karar veriyoruz.  Tıpkı günlerce üstüste sigara içip göğüs ağrılarına ve bitmez tükenmez öksürük nöbetlerine maruz kalınca ''Lanet olsun, artık bırakıyorum!'' diyerek sonuncusunu söndürmek gibi.
 
Politikayı bıraktıktan sonra günlerimizi hayatın tüm koşuşturmacası içerisinde anı durdurup basit ama bize huzur veren şeylerin tadını çıkarma sanatı olan İskandinavların ''hygge''si gibi geçirmek istiyoruz. 
 
Açılır kapanır iskemlelerimizi alıp sahilde güneşin batışını seyretmek, iş çıkışı bir arkadaşımıza uğrayıp yıllardır dinlemekten bıkmadığımız müzikler eşliğinde bir iki kadeh içki içmek, o gün işe gitmeyip uzun zamandır beklediğimiz filmi sinema salonunda seyretmek, hafta sonu için planlanan işleri bir kenara bırakıp şehir dışına kaçmak... Tıpkı sigarayı bıraktıktan sonra onu aklımızdan çıkarmak için yaptığımız şeyler gibi. 
 
Bir süre bunlar iyi geliyor, ''Oh! Ne güzel kafam rahatladı.'' diyoruz siyaseti bırakınca, tıpkı sigarayı bıraktığımızda '' Oh be! İki günde nefesim açıldı'' dediğimiz gibi.
 
Sonra aniden siyaseti bırakan bir arkadaştan mesaj geliyor; ''Muharrem Halk TV'de konuşacakmış!''. Ben; ''Yapma yahu, hani siyaseti bırakmıştın"  ''Tamam da... Bir bakalım ne diyecek'' diye devam ediyor arkadaşım. '' Aaaa, Kılıçdaroğlu'na onursal başkanlık teklif etti.'' derken günler günleri, olaylar olayları takip ediyor. 
 
''Eren Erdem tutuklandı!'', ''Panelvanda 20 ton patlayıcı yakalandı!'' ''Yalçın Küçük Muharrem İnce'yi seçime meşruiyet kazandırmakla suçladı.'', Binali Yıldırım '' En hoşuma gitmeyen proje 15 Temmuz'du.'' dedi, Barış Yarkadaş ''CHP 50 bin sandıktan veri alamadı, 20 bin sandıkta müşahidi yoktu.'' dedi, 

''Adil seçim platformu çalışmadı.'', ''OHAL kalkıyor ama yeni düzenlemeler OHAL'i aratmayacak.'',  ''Amerikan doları gece yükselmeye başladı.'', ''Sadece dört tarım ürününü ithal etmiyoruz.'', ''Adnan Oktar'a operasyon yapılıyor, sıra diğer cemaatlere geliyor.'',  ''En geç Ağustos sonunda büyük ekonomik kriz'', ''Anıtkabir'in önünde Atatürk'e hakaret videosu.'',  ''Bedelli askerlik yasası mecliste.''
 
Bütün bunlar olurken de ortadan kaybolan ve günler sonra cesedi bulunan çocuk, uzuvları kesilen hayvan, karısını döverek öldüren adam haberlerini okuyoruz.
  
Yavaş yavaş tekrar ısınmaya başlıyorsun siyasete, her olayı siyasetle ilişkilendiriyorsun. Çocuk hakları, hayvan hakları ve kadın hakları yasaları yetersiz, cezalar caydırıcı değil, eğitim sistemi baştan aşağıya yenilenmeli, haksız gözaltılar ve tutuklamalar  sona ermeli deyip siyasetin derin ve sonu görünmeyen dehlizlerinde dolaşmaya başlıyorsun.
 
Diğer taraftan kahvenin, çayın, içkinin yanında aklına sigara geliyor. Yemekten sonra karşındaki sigarasını yakınca içinden ''Ben de bir tane yaksam ne güzel olurdu. '' geçiyor. Bir süre sonra, '' Kaç gün oldu içmiyorum, bıraktım ben sigarayı, akşam yemekten sonra bir tane içsem bir şey olmaz'' diyorsun. Akşam yemeğinden sonra bir sigara yakıp dumanını özlemle içine çekerken ertesi gün sabah kahvesiyle birlikte içeceğin sigarayı düşünüyorsun.
 
Bir de bakıyorsun ne siyaseti bırakabilmişsin, ne de sigarayı...
 
Bir toplumun bu kadar politize olması normal midir? İnsanlar bu denli boğulmalı mı siyasetin içerisinde? Uzunca bir süredir tutuklu kaldıktan sonra Deutsche Welle'ye verdiği röportajda Prof. Dr. Ahmet Altan bir tehlikeye işaret ediyor. '' Siyaset her şeyi belirlediğinde toplum çöker.'' 
 
Toplum bilinçli olarak ayrıştırılıyorsa, ülkede yıllardır siyasi istikrar sağlanamadığından çok sık seçime gidiliyorsa, toplumun meşruiyetini sağlayan anayasası çiğneniyorsa, hukuk işletilmiyorsa, eğitim sistemi alaşağı edilmişse, palyatif çözümlerle yol alınıyorsa anı durdurup ''hygge'' yapmak bize çok uzak görünüyor.
 
Oysa özlediğimiz ve istediğimiz huzur, sadece huzur... Sonsuz ve mutlak bir huzuru hedeflemiyoruz elbette, aralıklarla ayaklarımıza çarpan huzur dalgalarına razıyız.
 
Bizler bu kadar politikadan yorulduğumuzu söylerken Cumhuriyet gazetesindeki yazısının başlığında Kemal Can, '' Ne yaptınız da yoruldunuz?'' diye soruyor.  Diyor ki, ''Peki, herkes elini vicdanına koysun ve bu ülkenin yaşanmakta olanlara -oy verme dışında büyük bir karşı koyuş örgütlediğini söylesin.''  Ve ''Yorulmak için çok erken, çünkü yol uzun.'' diyerek yazısını bitiriyor.
 
Eyvah! Görünen o ki Türkiye'de sigarayı bırakmak siyaseti bırakmaktan çok daha kolay, peki yaşadığımız günlerde hangisi daha tehlikeli? Ona da siz kara verin.  

Deniz Ersoy (mahlas)