Bilinmeyen Birand

06 Ağustos 2018 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

"Onu ilk gördüğümde gözüm hiç tutmamıştı. Gür siyah saçları, sakalı ve bıyığı vardı. Burnu da boksör burnu gibi çarpıktı. Gülünce dişlerinin çarpık olduğunu fark ettim. Gözümün tutmadığı bu adamı kalbimin hiç bırakmamacasına tutacağını bilmiyordum tabii henüz..."

Cemre Birand, ilk karşılaşmalarında gözünün tutmadığı ama sonradan 40 yılı aşkın süre hayatını paylaştığı Mehmet Ali Birand'la ilişkisini anlattığı "Memoş'lu Yıllar" kitabına böyle başlıyor.

Bu aslında gecikmiş bir yazı çünkü kitap çıkalı yedi aydan fazla oldu ama okuma fırsatı elime yeni geçti. Bir oturuşta değilse de iki seferde 128 sayfalık kitap çabucak bitiverdi. Elbette bunda kitapta adı geçen pek çok kişiyi yakından ya da uzaktan tanımanın rolü de vardı ama Cemre Birand'ın kolay okunan, akıcı üslubunun hakkını da teslim etmek gerekiyor.

"Memoş'lu Yıllar" esas olarak Birand çiftinin arasındaki ilişkiyi anlatıyor ama arka planda Mehmet Ali Birand'ın 1964 yılında Milliyet'te başlayan gazetecilik kariyeri ve o yıllar boyunca Türkiye'de yaşanan siyasi gelişmeler de yer alıyor.

Cemre Birand, eşiyle ilişkisini ve onu böyle bir kitaptan beklemeyecek kadar dürüst, tarafsız ve ayrıntılı olarak anlatıyor. Bence kitabın en önemli özelliği, bizler gibi onunla yakından çalışmış gazetecilerin bile bilmediği özel yaşamına ışık tutması ve "aşık Birand" portresiyle ilk kez tanıştırması.

Evet, neşeli, esprili ve dışa dönük bir kişi gibi görünse de aslında "kapalı bir kutu" olan Birand'ın "romantik aşık" kimliğini ilk kez öğreniyoruz.

Ama eşine karşı romantikliğini bile yüz yüzeyken değil de ona yazdığı uzun mektuplarda kelimelere dökmüş. Örneğin, oğulları Umur doğduktan sonra eşine yazdığı mektuptan bir bölüm şöyle:

"Bir tanem, nar tanem, gül tanem, karım;

Her defasında gariptir, seni bırakıp yola çıktığım zaman arkamda, ensemde parlayan iki kara gözle dolaşırım. Şimdi iki değil, dört tane gözle dolaşıyorum. İlk defa böyle bir hisle gidiyorum. Ve ilk defa ayaklarım aynı hırsla gitmiyor. Birkaç saat sonra New York'ta olacağım. Ancak seni valizime, oğulcuğumu da portföyüme koyabilsem... Sen şimdi bunları okurken kim bilir kendi kendine neler söylüyorsundur? Ama zarar yok. Ben yine seni çok seviyorum."

Birand sadece eşine aşık değildi, mesleğine de tutkuyla bağlıydı; o kadar ki Cemre Birand birlikte geçirdikleri 40 yılı aşkın sürede gazeteciliğin bir gölge gibi her an kendilerini izlediğini söylüyor, hatta gizlemediği bir kıskançlıkla "metres" diye söz ediyor. Onun mesleki hırsını birlikte çalışanlar zaten çok iyi biliyordu ama hırsının sınırlarını, daha doğrusu sınırsızlığını kitap sayesinde öğreniyoruz. Aşina olduğumuz en tepeye tırmanma hırsı, tutkuları, kafasına koyduğunu ne pahasına olursa olsun yapmasının yanı sıra bilmediğimiz zayıflıklarıyla "Mehmet Ali abi"nin "insan" yönlerini anlatıyor kitap.

Kitapta Birand'ın meslek yaşamına ilişkin bilinmeyen anekdotlar, generallerin onu nasıl "kara liste"ye aldığı ve nasıl işsiz kaldığı da ayrıntılı olarak yer alıyor.

"Aman kimselere söz vermeyin de yine beraber olalım" anonsuyla programlarını kapatan Birand'ı ekrandan görünmeyen yüzüyle tanımak isteyenlerin okuması gereken bir kitap "Memoş'lu Yıllar."

Her insan gibi onun da olumlu ve olumsuz yanları vardı, her insan gibi onun da seveni ve sevmeyeni vardı ama kesin olan, Türk medya tarihinin Birand'sız yazılamayacağı...