La Casa De Papel

09 Ağustos 2018 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

- Alooo?

- Buyrun, kimi aramıştınız?

-Rio, sen misin? Benim ben, Profesör. Ne çabuk unuttun lan beni?

- Vaayyy  Profesör, n'aber ya? Sesin soluğun çıkmıyordu ne zamandır.

- Diyene bak. Oğlum her ay kart atmıyor muyuz size Rakel yengenle gittiğimiz yerlerden? Bir cevap mı yazdın, vatsaptan bir mesaj mı yolladın?

- Valla ne desen haklısın. Ama inan hepsi Tokyo yüzünden anasını satayım. Rahat bırakmıyor ki bu hatun beni.

- N'oldu lan yine? 

- Daha ne olsun? Tam manyak çıktı bu hatun. Abi, nereye gitsek vukuat çıkarıyo. Geçen apartmandan bir herifin suratını dağıttı, dün mahalleden 3 kişiyi pataklamış.

- Oğlum, bırak git sen de o zaman!

- Kıyamıyorum be Profesör, ne yaparsa yapsın seviyorum ben bu hatunu. Bildiğin ateş topu hatun, aklını alıyor adamın. Neyse sen Tokyo'yu boşver şimdi, Rakel yenge n'apıyor?

- N'apsın, şimdilerde annesiyle kızını getirtmeye çalışıyoruz buraya.

- Yalnız çok hakikatlı çıktı bizim Rakel yenge, delikanlı kadınmış hakkaten. Sen taa İspanya'lardan kalk, oraya git, seni bul. Vallahi büyük cesaret.  Ama sen de az değilsin hani, fena çarptın hatunu. Selam söyle benden çok.

- Aleyküm selam, onun da selamı var. "Tokyo'yu alsın, gelsinler" diyor.

- İnşallah Profesör. 

- Bizimkilerden haber alıyor musun?

- Abi Nairobi'yi biliyorsun, hala çocuğunu almakla uğraşıyor.

- Olmadı mı daha o iş?

- Az kalmış galiba, yakında haber veririm ben sana.

- Denver n'apıyo? Doğdu mu çocuk?

- Ohooo, çoktan. İkinciye hamileymiş Monica.

- Hadi be! Oğlum bu ne hız?

- Ne bileyim abi, tutturdular çocuk diye. Erkek olursa Moskova koyacaklarmış çocuğun adını.

- Baba adı oğlum, normal.

- Haklısın.

- Helsinki n'apıyo?

- Valla son duyduğum bir pilates salonu açmış, ders veriyormuş, öyle duydum.

- Pilates salonu mu, ne alaka be kardeşim?

- Ne bileyim abi? Biliyorsun biraz kırıklık vardı bizimkinde.

- Neyse, para onun, istedğini yapsın, bize ne? Ben seni ne için aradım biliyor musun?

- Bilmiyorum abi.

- Yeni bir iş için toplanıyoruz.

- Soygun falan mı yine?

- Yine para basacağız ama soygun değil bu kez. Bildiğin resmi bir iş olacak.

- Nassı yani?

- Şimdi bak, dün yengenle oturuyoruz, benim telefon çalmaya başladı. Baktım, bilmediğim bir numara. Zaman zaman dolandırıcılar Bulgaristan'dan falan böyle arayıp kapatıyorlar ya, öyle sandım baştan. Daha önceden bir miktar paramı çarptı zaten bu şerefsizler. Neyse, baktım ki ısrarla çalıyor telefon...

- Eee?

- Açtım telefonu, baktım gayet güzel İspanyolca konuşan bir adam sesi: "Selamün aleyküm Profesör" dedi. " Ve aleyküm selam" dedim ben de. "Kimsiniz acaba? Ben sizi Türkiye'den arıyorum "dedi. "Türkiye mi, hayırdır" dedim. "Bizim için de para basmanızı istiyorum" dedi adam.

- Bizim için para basmanızı istiyorum mu dedi? Hadi be.

- Ekmek çarpsın öyle dedi. "Beyefendi" dedim ben de, "Bir yanlışlık olmasın, biz o işleri  çoktan bıraktık. Herkes bir yere dağıldı, imkanı yok bulamam ben onları.

- Ne dedi adam?

- Ne dese beğenirsin. "Valla Sayın Profesör, arkadaşlarınızla aranızdaki ilişkinin devam ettiğini hepimiz biliyoruz. Gittiğiniz her yerden onlara kartpostal gönderdiğiniz bilgimiz dahilinde. "

- Hadi be!

- Lan oğlum biz günlerce koca İspanyol polis ve istihbarat teşkilatına yakalanmadık, bunlar bizi nereden buldu diye kıllanmadım değil. Sordum ben de: "Bizden ne istiyorsunuz?" diye. "Ülkemize gelip para basacaksınız" dedi. "Ne tür paralar?" dedim ben de. "Şimdilik dolar ve yuro, duruma göre sterlin falan da olabilir" dedi.

- Neden istiyorlarmış peki?

- Ben de sordum tabi bunu adama. Dedi ki: "Ülkemizde dış mikrahların bir oyunları yüzünden dolar ve yuroda aşırı bir yükseliş başladı. Ne yapsak engel olamıyoruz. Bu konuda çareler düşünürken bizim güzide sanatçılarımızdan Yıldız Tilbe Hanımefendi'nin bir tviti bizim aklımızı başımıza getirdi"

- Yıldız Tilbe mi?

-Tanıyor musun?

- Valla seneler önce yutubdan "Delikanlım" diye bir şarkısını dinlemiştim, güzel şarkıydı. Neyse, sonra ne oldu, neymiş bu tvit?

- Valla hatun bu tvitte: " TL basıyorsak dolar da basarız, nedir yani? Pound da euro da basalım. Dünyanın bütün paralarını basalım. Nedir yani, paraysa para" demiş.

- Manyak galiba?

- Valla bilemem. Anlaşılan bu fikir adamların aklına yatmış.

- Eee, başka ne dedi adam?

- Gayet kibar bir şekilde Türkiye'ye gelirsek, bize darphanelerini açacaklarını, bize para basmak için her türlü imkanı sağlayacaklarını, bastığımız paralardan da komisyon vereceklerini söyledi. Rehine yok, silah yok, kan yok, ölü yok, kaçmak yok, maske takıp gizlenmek yok.

- Temiz para yani?

- Aynen öyle. Ne diyosun?

- Valla bana uyar. Tokyoyla konuşup dönerim ben sana. Hem geldi de zaten. O da "tamam" diyor, selam söylüyor.

- O zaman ben adamları arıyorum. "Haftaya Pazartesi Türkiye'ye gelir misiniz?" demişlerdi, veriyorum okeyi adamlara. Sen takımı toplar mısın?

- O iş bende merak etme.

- Ulan be!

- N'oldu Profesör, içlendin birden.

- Nasıl içlenmem be oğlum? Berlin geldi aklıma, Moskova geldi, Oslo geldi. Onlar da olaydı iyiydi. Daha soyguna başlamadan bizim çiftlikle Berlin'le şaraplarımızı içerken "Çav Bella"yı söylemiştik. Ne günlerdi be, ne günlerdi. Biz de çok vefasız çıktık anasını satayım, bir dua okutmadık adamların ruhlarına.

- Haklısın be Profesör, ayıp oldu bir nevi. Benim bir papaz tanıdığım vardı, Türkiye'de yaşıyormuş artık. Olmadı onu ararız gittiğimizde. Neydi lan o papazın adı? Branlı bir şeydi ama, unuttum. İzmir'de yaşıyordu en son.

-Tamam, bakarız orada o zaman. Ben arıyorum adamları şimdi, sen de bizimkileri toparla.

- O iş bende dedim ya.

- Oldu o zaman, Pazartesi görüşürüz artık.

- İnşallah. Rakel yengeme selamlar.

- Aleyküm selam,sen de Tokyo'ya selam söyle. 

- Aleyküm selam Profesör. Bekle bizi Türkiye.

- Denver?

- Efendim?

- Neydi şu senin dediğin şarkı?

- Delikanlım olması lazım. İspanyolcasını bilmiyorum valla.

- Dur bakayım, merak ettim şu hatunu. 

- Bak bakalım. Bu kez iş bitince belki seninle  Berlin'le yaptığın gibi şaraplarımızı içerken "Delikanlım" şarkısını söyleriz birlikte bu kez. Ne dersin?

- Neden olmasın, güzel fikir. Hadi ben kapatıyorum şimdi, çok girmesin bize telefon faturası. Rakel yengen her gün saatlerce konuşuyor zaten İspanyayla,kol gibi geliyor telefon faturası.

- Sen de vatsaptan arasaydın be Profesör. Bir de " Profesör" diyorsun kendine.

-Gülme be, gülme. Kapa hadi,kapa, kapa!