Merhaba futbol

11 Ağustos 2018 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Futbol tutkunlarının hasretle beklediği yeni sezon başladı. Son şampiyon Galatasaray"ın yıllar sonra Süper Lig'e geri dönen Ankaragücü deplasmanıyla perde Cuma akşamı açıldı.

2018-2019 futbol sezonu ya da resmi adıyla "Lefter Küçükandonyadis sezonu" herkese hayırlı olsun. Her sezon başlangıcında olduğu gibi tüm taraftarlarda ayrı bir heyecan, ayrı bir umut var. 

Yaz sezonu taraftarlar için en sıkıcı, en ölü zamanlardır. Ne Dünya kupası ne de transfer dönemi onları liglerin başlaması kadar heyecanlandırır.

Futbolla fazla ilgisi olmayanlar, milyonlarca insanın futbola neden bu kadar düşkün olduklarını anlayamaz.

Taraftarlık kimine göre vazgeçilmez bir tutku, kimine göre büyük bir heyecan, aşk, kimine göre tedavisi olmayan bir hastalık. 

Bu hastalık çok farklı bir hastalık, bazen heyecanınızı, üzüntünüzü ve sevincinizi anlatmak için kelimeler yetmez. Böyle durumlarda sizi, ancak sizin durumunuzda olanlar anlayabilir.

İşinizi, eşinizi, evinizi, arabanızı, hatta oy verdiğiniz parti gibi yaşamınızı etkileyecek birçok alanda değişiklik yapabilirsiniz ama taraftarı olduğunuz takımı belli bir yaştan sonra asla değiştiremezsiniz. Ne kadar kırgın/küskün dahi olsanız sonuçta o bağımlılıktan kurtulamazsınız. "Bıraktım artık ilgilenmiyorum" deseniz bile aklınız hep takımınızdadır.

Hangi takımın taraftarı olursanız olun, yaşınız, mesleğiniz, sosyal statünüz, kariyeriniz ne olursa olsun takımınızın maçını izlerken veya futbol ortamlarında konuşurken bütün bunları bir kenara koyar tamamen farklı bir kimliğe bürünürsünüz. İşte o kimliğiniz o an sahip olduğunuz tüm kimlik ve kültürlerin üstüne çıkar. Yani tuttuğunuz takımın adıyla anılan taraftar kimliğiniz...

Gidin tribünlere bakın, gerçek yaşamda sosyal statü olarak bir araya ve yan yana gelmesi mümkün dahi olmayan insanlar atılan bir golden sonra sarmaş dolaş olabilirler, kendilerini en koyu muhabbetin içinde bulabilirler. 

Futbolla çok fazla ilgisi olmayan ya da şöyle kıyısından köşesinden biraz yakın olanlar için bu anlaşılmaz bir durumdur. Koskoca adamların/kadınların futbol yüzünden sevinip üzülmesine, çocuklaşmasına, bazen inatlaşmasına, hatta tartışmalarına/kavgalarına bir anlam veremezler.

Zaten onlara göre futbola bu kadar çok bağlanmak, neredeyse sağlığını bozacak düzeyde ilgilenmek çok da normal bir şey değildir. 

Bu tür insanlar günlük yaşamlarını bile takımlarına göre ayarlarlar. Örneğin Galatasaray"ın maçı olduğu günler benim için hayat durur. Şahsen tüm sosyal yaşamımı programlarken Galatasaray'ın maç takvimine göre ayarlarım. Maç günleri ne bir yere giderim ne de eve misafir kabul ederim. Maç hastası olanlar ve izlemek için gelenler hariç.

Gidin bir Fenerbahçeli'ye-Beşiktaşlı'ya, Göztepeli'ye ya da Trabzonsporlu'ya sorun onlar da benden farklı değildir. Renkler farklı olsa da duygular değişmez... Tabii ki sadece bu dört takım değil, tüm takımların tarafları için durum aynıdır. 

İşte hangi takımın taraftarı olursanız olun maç öncesi veya sonraları benzer duyguları yaşarsınız. Örneğin takımınızın kaybettiği bir maçtan sonra hayat size zehir olur. Ne bir şey yiyip içmek istersiniz, ne de bir şey izlemek, ne de bir yerlere gitmek. 

Neşeniz kaçar, yaptığınız hiç bir şeyden zevk almaz olursunuz. Yüzünüz asılır, keyfiniz kaçar, hele çok önemli bir maç kaybedildiyse, o gece neredeyse uykularınız kabusa döner. Sizi gören eşiniz/çocuğunuz/anneniz/babanız gibi en yakınlarınız da bu durumunuzdan etkilenir.

Böyle maçlardan sonra ertesi gün işe/okula gitmek büyük bir işkence olur. Rakip taraftarların sizi kızdırması, dalga geçmesi o haftanın iyice uzamasına yol açar. Alınan yenilginin izlerini silmek için bir dahaki maçı sabırsızlıkla beklersiniz. O hafta geçmek bilmez, uzar da uzar.

Ama takımınız kazandı mı her şey değişir. Bir anda tüm dertlerinizi, sorunlarınızı unutur gidersiniz. Ne pazartesi sendromuna yakalanırsınız, ne ağır iş yükü/dersler/sınavlar sizin neşenizi kaçırabilir. Hele en büyük rakibinizi yendiğiniz maçlardan sonra çevrenizde kızdıracak eş dost arar, bu mutluluğun hiç bitmemesini istersiniz. 

O gece hangi kanalı ve spor programınızı izleyeceğinizi şaşırır, takıma gönül vermiş dostlarınızla sohbet etmeye doyamazsınız.

Bu arada bir gözlemimi de paylaşayım; son yıllarda kadın taraftarların sayısı hızla artarken kadınların erkeklere göre takımlarına daha şiddetle bağlı olduklarını söyleyebilirim. Yani kadınlar bu konuda erkeklerden çok daha fazla ateşli ve fanatik.

Sonuç olarak bir takımın taraftarı olmak zaman zaman size çok üzücü anlar yaşatsa da kimse bu durumdan kolay kolay vazgeçemez. Her maç, her sezon yeni umutlar, yeni heyecanlar demektir. Arada bir tuttuğunuz takımın hocasına-futbolcusuna -başkan ve yöneticilerine karşı gönül kırgınlığınız olsa uzun vadede takımınızdan vazgeçmeniz asla mümkün olamaz.

İşte böyle... Futbol taraftarlığı hiç bitmeyecek bir öyküyü, yaşamının sonuna kadar takip etmek gibidir.

Bu hastalık mıdır, vazgeçilmez bir tutku mudur yoksa son derece saçma bir saplantı mıdır ona da siz karar verin...

İlhan İlmenöz