Ali Koç'un duygusallığı

16 Ağustos 2018 Perşembe  |  MENTOR

İlginç bir ülkede yaşıyoruz, duyguların mantığı her fırsatta acımasızca patakladığı bir dünya bu.

Akıl ve mantığın kaybolduğu, liyakat yerine benim adamım, beceri yerine bana sadıktır, doğru yerine hamaset.

Doğru ve mantıklı olanın yerine bunlar gelince yıkıcı ve ciddi hatalar yapılması kaçınılmaz oluyor.

Mesela "Fenerasyon" yalanı üzerine büyük bir gazetecilik kariyeri kurabiliyorsunuz.

3 puan geride bitirdiğin sezonda koca ikinci yarı Elif Elmas'ı oynatmayıp, 3 Temmuz'un büyük kahramanı rolleri ile 12 Mayıs'ın sorumluları ile futbol oynadığın  halde yıllarca Fenerbahçe'yi futbol takımını yönetebiliyorsun.

Fetöcüleri kulübe üye yapıp onların PFDK üyesi olmasına aracı olduktan sonra  Fetö ile mücadele kahramanı olabiliyorsun.

Fenerbahçe'yi tam bir enkaz haline getirip mali olarak yok ettiğin ve 10 milyon ödeyip tapusunu almayacak kadar Fenerbahçe parasını sokağa attığın halde büyük başkan olabiliyorsun.

6-7 yıldır yediğin hatalı goller onlarca şampiyonluğa ve milyonlarca euroya malolmuşken, her derbide kavga edip rakibe küfrederek büyük kaleci unvanı alabiliyorsun.

O kaleci kalede iken ve eskinin köhneliğini, kayırmacılığını, futbol ağalığını temsil ederken, kulübü eskinin çöplerinden arındırmamışken yaptığın şeylere  "büyük değişim" "yeniden" diye insanları hala inandırabiliyorsun.

Aldığı enkazla Fenerbahçe'yi sahaya çıkarması bile mucize olan Ali Koç'tan ilk yıl Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu bekleyecek kadar akıldan uzaklaşabiliyorsun.

Fenerbahçe'nin en büyük defosu bu, akıl yerine duyguların hakim olması. Bu felsefe ile büyük başarılar yakalaman mümkün değil.

Ali Koç da aynı duygusallığa kapılmış görünüyor, Fenerbahçe'de çalışmanın ilk koşulu liyakattır, haketmeden çalışan, eski yönetimin eli değmiş herkesten ve her profesyonelden kurtulmazsa her maçtan ve her mücadeleden boynu bükük ayrılacak.