İvan go home!

21 Ağustos 2018 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

St. Petersburg'da 2000'lerin başında açılan başkonsolosluğumuzun en yüksek düzeyli diplomatına, "Acaba Osmanlı'nın büyükelçilik binası nerede,  keşke orada açsaydınız...'' dediğimde, "Bilmiyoruz yerini" diye cevap vermişti!

Osmanlı'nın Perası'nda 19. yüzyıldan saray gibi iki muhteşem sefaret binasına ve ötesinde Boğaz'da saraylar, yalılar sahibi Rus Çarlığına karşı bir tanecik Osmanlı sefaretimiz, yapımız yok muydu eski  Rusya başkentinde? 

Bu yıl uzun bir restorasyon sonucu açılacak olan Beyoğlu-Tünel'deki İsveç Konsolosluğu karşısı ilk Rus sefaret binası olan Narmanlı Han, 1843'te mimar Fossati tarafından karşı sırada gerideki deniz manzaralı yapı inşa edilene kadar bu amaçla kullanılmış, sonra da Rus sefaretinin bürolarını, hatta Sofyalı Sokak tarafında küçük bir hapishaneyi barındırmaya devam etmiş. 

Elden ele geçen ve bir çok tarihi olayı barındıran Narmanlı Han, uzun bir restorasyon sonucu yakında türlü dükkan ve restoranla açılacakken, Rus sefareti döneminde çeşitli anlatımlarda geçen ''küçük bir hapishane'' lafının daha geniş anlatımını bir yerlerde bulamadım ama aşağıdaki Falih Rıfkı Atay anlatımı belki bu hapishaneye bir anlam katabilir! Yani düşünsenize koskoca Osmanlı İmparatorluğu başkentinde yüzyılların düşmanı Rusya Çarlığının kendine ait bir hapishanesi var. Bu nasıl bir egemenlik hakkıdır? Osmanlı'nın elçiliği bile meçhulken olabilir mi acaba bir de meçhul hapishanesi  Petersburg'da? Bu durum Osmanlı'nın 93 savaşı (Rumi 1293, Miladi 1877-78) ve Ayestefanos sonrası perişan hallerinin net bir göstergesidir...

Gözünüzde canlandırın, şu anki Florya Yeşilköy'ü ve Rus ordusunun orada olduğunu, hatta oraya kendi kiliselerini yapacak kadar da yerleştiklerini.

Osmanlı'nın bittiği andır Ayestefanos (Yeşilköy) Anlaşması. Efendim sonra Avrupalılar Rusların İstanbul'u sahiplenmesinden, Akdeniz'e inmesinden korkmuşlar da, araya girmişler de, Berlin anlaşmasıyla koşullar hafiflemiş de filan falan... Geçiniz bunları... 1878'de Rusya, tüm Balkanlara el koyduğu gibi Osmanlı'yı 1917'ye kadar da esir almıştır. Lenin gelip ihtilal yapınca I. Dünya Savaşından çekilmiş ve Kurtuluş Savaşıyla da bize destek olarak belli bir süre dostluk yaşanmıştır Stalin'e kadar. Bugün düşman ABD'ye o zaman Boğazları ve Erzurum'u isteyen Stalin yüzünden yanaşılmış, bu uğurda Kore Savaşında yüzlerce şehit verip Batı ve NATO yandaşlığımız kanıtlanmıştır 1950'de! Şimdi ise aksi gelişmekte!

Falih Rıfkı Atay'dan Rusya nın Osmanlı hegemonyası üzerine bir olay (Zeytindağı eserinden):

"... Vak'a şuydu: Mahmut Şevket Paşa'yı öldüren Kavaklı Mustafa, memleketten kaçmaya muvaffak olmuştu. Eceli mi ayağına dolaştı, ne idi, bu katil bir Rus vapuruna binmiş, Romanya'ya gitmek üzere İstanbul'dan geçiyordu. Osmanlı Devleti'nin Rus sancağını taşıyan vapurdan hiç kimseyi almaya hakkı yoktu. İttihatçılar, Polis Müdürü Azmi Bey'in cür'etine başvurdular. Azmi Bey, bir kolayını bularak Kavaklı Mustafa'yı vapurdan kaçırdı ve hapsetti. Rus Büyükelçisinin Babıali'ye gelerek, Kavaklı Mustafa'yı geri isteyeceğine şüphe yoktu. İşte bu kaygı ile Talat Bey ve Sadrazam Halim Paşa, birlikte Edirne'ye gitmeye karar vermişlerdi. Büyükelçi Babıali'de kimseyi bulamayacak ve Kavaklı Mustafa hapishanede o gece boğulacaktı. ... Talat Bey'e, Kavaklı Mustafa'nın boğulduğu haber gelmişti. Ertesi gün Ruslar, Azmi Bey'i Polis Müdürlüğünden azlettirecekler, hükümet onu Adana Valisi yapacak, Ruslar bunu da kabul etmeyerek, Azmi Bey'in bir daha devlet hizmetinde kullanılmamasını emredecekler ve istedikleri olacaktı."  

Yoruma gerek var mı?

Geçenlerde Bebek'ten Beşiktaş'a boş gelen otobüse atlayıverdim ama iki durak sonra tıklım tıkış oldu. Ortaköy'de orta kapıdan içeri baskıyla hamle yapan 3 Rus erkek  yüklenerek bindi. ''Arkaya doğru ilerleyelim beyler'' anonsundan bu yana vatandaş tarihi bir inat olarak arkaya ilerlemediğinden, önü dolu otobüse artık yeni moda arkadan da binilmekte ve öne doğru elden ele kart yollanıp şoför yanı makineye  basılıp tekrar geri iletilmekte.

İzlemeye başladım 30'lu yaşlardaki çakı gibi fit ve Bond potansiyelli bu Rusları. Nasıl da rahat yüklenip bindiler ama kartlarını öne nasıl iletecekler diye bekledim. Oralı bile olmadılar. Tam koltuğumun önünde orta sahanlık cam kenarına yerleşip laflamaya başladılar. Babalarının malı gibi rahattılar. Beşiktaş'ta benimle bedavadan indiler! 

Yabancı bir ülkede toplu ulaşıma böyle rahat binip, bilet kart kullanmadan bu kadar samimi tavırlarda bulunmak, o ülkenin yerlisi gibi zaaflarını çözmek demektir. Tabii ki yüz binlerce evlilikle akrabalığımızın zirve yaptığı kesin de, bu otobüstekiler  %98'i gelinimiz olan Ruslara hiç benzemiyordu!

Rusya vatandaşları, uçak krizinin yaşandığı bir yıl hariç, 10-15 yıldır ülkemize vizesiz elini kolunu sallayarak girmekte, çeşitli yatırımlar yapmakta ve bir ülke için en yüksek risk olabilecek nükleer santral inşaatını da sürdürmektedir. Biz ise düşürdüğümüz uçaktan bu yana sakıncalı olarak hala Rusya'ya vizeli gitmekte ve bugünkü ABD ekonomik ambargosunun daha beterini iki yıl acı acı ödemiş bulunmaktayız. Yani kazara Ruslarla bir papaz olsak, bu sefer ne turizm ne inşaat ne de domates kalır! Göbeğimizden doğal gazla bağlandığımız Rusya'ya bir de nükleerle iyice kucaklanırken, düne kadar tarımı olmayan Ruslardan şimdi buğdaydan ete her şeyi aldığımız da ayrı bir acı gerçektir. 

Rusların "megalo ideası"  tarih boyunca Akdeniz'e inmektir. Çok şükür Suriye ile bunu açıkça gerçekleştirirken, bize de tam Başkan Putin'e yakışan bir entelejans tarz ile sessiz ve derinden yerleşmekteler ki ABD üsleri bile hafif kalabilir bu ilişkide! Toplumda Rusya'ya duyulan, tarihi gerçekleri unutmuş bir  hayranlık, ABD düşmanlığı ile cilalanıp toplumun damarlarına işlenirken, bir gün  "İvan Paşol Damoy"u (Yankee Go Home'un Rusçası -ABD defol) demeye kalktığımızda çok geç olacaktır! Ha bunu demeye kalkan da olur mu o da ayrı! "Yankee Go Home" diyen gençlere hangi karşıt görüşten gençler saldırmıştı?

Bu kadar da balık hafızalı bir toplum olmak güldürüyordur el âlemi bize!..

Görsel: 3 Mart 1878'de Yeşilköy'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması.