Közlenen gençlik

27 Ağustos 2018 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Günümüz şartlarında iyiye gitmesi gereken birçok durumun tersine daha da kötü bir hal alıp en berbat haline gelişini ve geleceğimizi, umutlarımızı tüketmesini izlemek zorunda bırakılmak... En acısı da bu zaten...

Ben bir öğrenci olarak diplomamı almamın geleceğe dair bana bir fayda getireceğine hiçbir koşul altında inanmıyorum.

Peki neden? ,

Çünkü torpiliniz olmadığı sürece herhangi bir hareketinizin kalitesine bakılmıyor. Başarılarınız önemsiz, vasıflarınız geçersiz kalıyor.

Ülkenin yüzde 90'nın katıldığı bir siyasi seçim bir demokrasi şöleni gibi gözükse de aslında işin ne kadar içler acısı olduğunu ortaya koyuyor. Neden mi ? Çünkü bu oranı yakalamak için 18 yaşına yeni girmiş ve oy kullanma hakkı edinen kişilerin siyasi bir görüşü olması gerekiyor. Gençlerimiz erken yaştan itibaren sürekli olarak siyasi bir savaşın içinde yetişiyor. Bunun sonucu olarak da kendilerine bir zorunlulukmuş gibi dayatıldığı için siyasi bir fikir edinmek zorunda kalıyorlar. Okumaya veya kendilerini geliştirebilecekleri işlere yoğunlaşmayı bırakıp, aslında büyüklerinin çözmesi gereken siyaset meselelerine aktif olarak katılıyorlar.

Pasif olarak elbette hepimiz bunu düşünmeliyiz ama aktif olarak bunun içine girmemiz gereken yaş, kesinlikle 18 değil; kaldı ki biz bundan çok daha erken bunun içine sokulmaya çalışıyor ve dayatılmasına maruz kalıyoruz. Kimse yaşadığı toplumun refah seviyesi kötü olsun istemez tabii ki. Gençlerimiz de mutsuz oldukları ve gelecek kaygıları peşinde ezildikleri için aktif olarak bir siyasi yükümlülük edinmek zorunda kalıyor.

Ülkenin dört yanına üniversite açılması vasıflı kişilerin yetişmesi için gerekli ortamın temelini atmayı amaçlasa da bir üst temel olan ekonomi düzenlemeleri ve gerekli iş olanakları olmadığı için... diplomalı işsizler kategorisi kendini oldukça net bir şekilde belli ediyor. Bunun yanı sıra özel sektör kendini genç ve potansiyeli yüksek kişiler yerine, aile bireyleri olan ve el mahkum durumunda çalışmak zorunda olan kişileri değerlendirip, kendi cebini düşünüyor.

Bakmak zorunda olduğunuz bir aileniz olduğunda kendiniz için değil onlar için katlandığınız bir iş hayatını sahipleniyorsunuz. Bu da sizi neden daha çok çalışıp az para alıyorum sorusundan uzak tutuyor.

Gençlerimiz keza ağabeyleriyle sokakta görerek değil de ekran başında büyüdükleri için aktif sosyal yapının içine adapte olamadan, özgüvensiz, girişimci olmayan ve en kötüsü kendini ifade edemeyen bireyler haline geliyor. Toplum yapısının kaygı üzerine işlediğini baz aldığımızda yarınımızın tecelli etmesini sağlayacak gençlerimizin lakayıt, özverisiz ve olgunluktan uzak tavırları önümüzü aydınlatmaya yetmeyecektir. Kaygı duyulmayan bir yarınımız olsaydı eğer... 21 yaşındayım, yıllardır bunları düşünmek zorunda olmazdım. Bu yükü istemiyorum.

Siyasetçi abilerimiz, politik amcalarımız vs... Beni yarınımın kaygısı içerisinde közlemekteler, hayır siyasi bir eleştiri yapmıyorum.

Aç kalmaktan, daha da önemlisi yarınki çocuğumu doyuramamaktan korkuyorum.

Aziz Yıldırım

(Üniversite öğrencisi)