'Dedi dedi' gazeteciliği

27 Ağustos 2018 Pazartesi  |  GÜNLÜK

Hürriyet Okur Temsilcisi Faruk Bildirici, topluma olayların perde arkasını göstermekle görevli gazetecilerin sorgulamaktan kaçınmasını bu haftaki yazısında şöyle eleştirdi:

"Gerçi bu ülkenin gazetecileri olarak büyük kazalara, felaketlere, krizlere alışkınızdır; sıradan günlük olaylarmış gibi rahatlıkla izler, yazar, çizer ve görüntüler, okura/izleyiciye aktarırız.

Fakat son aylarda hepsi çok üst üste geldi, sarsıcı olaylar birbirini izledi. Çorlu'daki tren kazası, Ordu ve Ankara'da sel baskınları, şimdi de ekonomik kriz...

Hemen her kaza ya da her felaket sonrasında ilgili yöneticiler ve devlet insanları suçlanır; onlar da çoğunlukla bunların "önlenemez doğal felaketler olduğu" savunmasını yaparlar. Sadece bizde değil, örneğin Yunanistan'da da orman yangınının ardından politikacıların ilk açıklamaları "önlenemez doğal afet" olduğu yönündeydi.

Politikacıların doğal refleks haline gelmiş bu söylemleri çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. Hataları, eksiklikleri, ihmalleri olabilir; sorunları bilerek gizliyor da olabilirler. Gerçekleri ortaya çıkarmak gazetecilere düşer.

Doğruları perdelemeden topluma aktarma görevi sorun görünür hale gelmeden, daha dumanı tütmeden başlar. Gazeteci sorunları saptayıp üzerine gitmeli, göz önüne sermeli, yöneticileri/politikacıları uyarmalı. Olay haline geldiğinde de nedenlerini ayrıntılı olarak araştırmalı, bir daha tekrarlanmaması için alınması gereken önlemleri uzmanlar ve konunun tüm taraflarıyla görüşerek yansıtmalı. Fikri takipten de vazgeçmemeli. Yeterli önlem alınıp alınmadığını izlemeli, eksiklik ve ihmaller devam ediyorsa uyarmaya devam etmeli.

Altını çizdiğim bu yönteme "çözüm gazeteciliği" denebilir mi bilemiyorum. Toplumun büyük zarar gördüğü ve göreceği böylesi konularda "çözüm odaklı" olmanın gazeteciliğin temel işlevi ile çelişmeyeceğine eminim.

Peki, meydana gelen sarsıcı olaylarda Türkiye medyasında bu görevin hakkıyla yerine getirilebildiği söylenebilir mi?

Bu soruya olumlu yanıt vermek zor. Maalesef yine "Çorlu'da tren kazası oldu, 10 kişi öldü" ya da "Ordu'yu sel aldı" türü duyuru haberleri ağırlıktaydı. Tren kazasında yağmurun rayların altını boşaltması öncesinde zeminin neden güçlendirilmediği, bakım ihalesinin neden iptal edildiği, ray bekçilerinin görevlerine neden son verildiği gibi iddialara pek de yer verilmedi. Jeoloji mühendislerinin kaza sonrasında oluşturduğu rapor da görmezden gelindi.

Ordu'daki sel baskınlarında Karadeniz otoyolunun kentin önüne set çekmesi ve belediyelerin hatalı imar uygulamaları, iklim değişikliği gibi sorunların üzerine gidilmedi. Sembolik fotoğraflar üzerinden birkaç "duyuru haberi" yapıldı o kadar.

Ayrıntılı ve derinlemesine araştırmalar yapıp sorunları, sorumluları ve çözümleri gazeteci gözüyle topluma yansıtmak yerine işin kolayına kaçıldı. Son yıllarda alışıldığı gibi yine yetkililer ile politikacıların açıklamaları ve demeçlerini aktarma yoluna gidildi.

Üstelik açıklama ve demeçler aktarılırken de sınırlamalar oldu. Muhalefet partileri sözcülerinin görüşleri iyice gölgede kaldı. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve ekonomik krizle ilgili aykırı görüşler neredeyse hiç yer bulamadı medyada. Egemen kriz söylemini benimsemeyen, koroya katılmayan uzmanların sesleri duyurulmadı.

Oysa böyle bir "duyuru gazeteciliği" ya da "dedi dedi" tarzı habercilik ne felaketlerin önlenmesine ne de ekonomik krizin önlenmesine katkıda bulunabilir. Olsa olsa sorunların gizlenmesine yardımcı olur.

Yeni bir duman tütene, yeni bir kazaya, yeni bir krize kadar unutulabilir bu yaşananlar. Ama emin olun, ülkenin derinden sarsılmasına neden olan yeni felaketler, yeni krizler meydana geldiğinde yöneticiler gibi gazeteciler de sorumlu olacaktır."

Yazının tamamını okumak için tıklayın