Zaporojya Kazakları ve IV.Mehmed

31 Ağustos 2018 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Azerbaycan, Türkmenistan ve Kırgızistan'dan 3 siyasetçi bir Rus siyasetçinin etrafına toplanmış onun anlattıklarına kahkahalarla gülüyorlarmış...

Grubun içindeki Türkiye'den gelen siyasetçi de anlamadan onlara bakıp ''ne diyor yahu bana da anlatın'' diye sorunca sonunda Azeri dönüp ''Şu duvardaki tablo var ya gardaşım işte onu anlatıyor'' demiş! 

Yukarıdaki fıkra şu anda uydurulmuş olsa da, ünlü ressam İlya Repin'in tablosunda 1880 yılında  betimlenen ve Zaparojya Kazaklarının (Slav) 17. yüzyılda Osmanlı Sultanı'na hakaret dolu mektubunu içeren konu, tarih boyunca herhalde Osmanlı adına epey trajikomik sahneler yaratmış olsa gerektir. Fıkrada ayrıca vurgulanan, aralarında aynı dilde zar zor anlaşan Türk kavimlerinin, Türkiye hariç tümünün, Rusça ortak dilde pek güzel anlaşmasıdır!

Belki de Osmanlı'nın hep Batı'ya dönük yüzü ve Orta Asya topraklarındaki kardeşlerine yeğenlerine arkasını dönmesi sonucu, Türk kavimlerinin birbirinden kopma noktasını bu yukarıdaki 1700'leri gösteren resim tam olarak betimlemektedir.

Yukarıdaki tabloyu ele alıp inceleyen Sayın Serdar Tuna'ya ait bir ''Eleştiri Denemesi''*, hem tablonun sanatsal analizi olarak hem de tarihi olayı gayet net anlatması açısından bu yazının tamamında, aşağıda sunulmaktadır (burada denemenin bir kısmı sunulmakta ancak tamamı yazının sonunda için link verilmiştir).

''... Resmin adından da anlaşılacağı üzere, resimde görülenler Zaporojya Kazaklarıdır. Tablonun konusu, 1676'da Osmanlı Padişahı IV. Mehmet'in, Zaporojya Kazaklarına yazdığı söylenen mektuba cevaben, Koşovi Ataman İvan Sirko'nın yazdığı düşünülen mektupla ilgilidir.

14. yüzyıldan sonra Rusya'nın güney bölgelerine yerleşen, Moldova'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanan geniş step bölgesinin batısında Polonya ve Rusya'dan kaçmış, hükümdarların otoritesini tanımayıp steplere sığınan Hristiyan asilerdi. Kazaklar hayatlarını saldırdıkları bölgelerden elde ettikleri ganimetlerle, yani yağmayla sürdürürlerdi (Afyoncu, 2011). Doğularında Tatarlar, güneyde Osmanlı İmparatorluğu yer alırken, Polonya, Litvanya ve Rus Devleti de etraflarında yer alan diğer devletlerdir. Kazakları komşularından ayıran en önemli özelliği, yönetim şekilleriydi. Elinde bulundurduğu yetkiyi oğullarına devreden hükümdar, sultan, prens veya krallarla idare edilmiyorlar, liderler oylama sistemiyle belli bir dönem için seçiliyorlardı. Ayrıca Kazaklarda kimseye tabii olma isteği de yoktu (Hagen&Hagen, 2003). Zuravno (İzvança) Antlaşması'na göre Türk egemenliğine geçmesi gereken Zaporojya Kazakları, bu durumu reddetmiş ve Siç kalesini ele geçirmek için yollanan 10.000 kişilik Türk ordusunun nerdeyse tamamı 1675 yazında Kazaklar tarafından katledilmişti. Leh kralı III Jan, Zuravno'da kuşatma altındayken İvan Sirko komutasındaki Kazak güçleri Kırım'da Simferopol ve Bahçesaray'ı yağma etmişlerdi, Selim Han Giray kaçarak yakalanmaktan kurtulmuştu (Allen, 1940).

Söylenceye göre Sultan IV. Mehmet, Zaporogian Kazaklarına bir mektup göndererek, teslim olmalarını ve egemenliği altına girmelerini istemiştir. IV. Mehmet tarafından gönderildiği iddia edilen, ancak ortada olmayan ve sadece bir efsane halini almış olan mektup şöyledir.

"Ben, Muhammed'in oğlu; Güneş ve Ay'ın kardeşi; Tanrı'nın torunu ve veziri; Makedonya, Babil, Kudüs, Yukarı ve Aşağı Mısır'ın hükümdarı; İmparatorların imparatoru; hükümdarların hükümdarı; hiç yenilmemiş harikulade savaşçı; Hz. İsa'nın kabrinin yılmaz bekçisi; Tanrı tarafından seçilmiş mütevellinin ta kendisi; Müslümanların ümidi ve huzuru; Hıristiyanların kahredicisi ve koruyucusu olan; ben, Sultan, size emrediyorum Zaporojya Kazakları, kendi rızanızla ve direnmeden bana teslim olun ve saldırılarınızla beni rahatsız etmekten vazgeçin." Friedman (1978).

Bu mektup üzerine, İlya Repin'in resminde de konu edilen karşı mektup, Kazaklar tarafından kaleme alınır. Mektubun bir kaç farklı şekli bulunsa da, Kostomarov'un 1872'de yayımlanmış olan versiyonu en kabul görenidir. "Sen Türk İblisi, lanetli şeytanın kardeşi ve arkadaşı ve bizzat Lüsifer'in katibi! Ne biçim bir savaşçısın? Şeytan sıçar ve ordun bununla yemlenir. Hıristiyan oğullarından asla kendine tebaa yapamıyacaksın; senin ordundan korkmuyoruz, seninle karadan ve denizden savaşacağız. Sen Babilli ahçı yamağı, Makedonyalı tekerlek tamircisi, Kudüslü biracı, İskenderiyeli keçi yüzücüsü, Yukarı ve Aşağı Mısır'ın domuz çobanı, Yılan'ın torunu, bu dünyanın ve öbür dünyanın budalası, Tanrı'nın aptalı, domuzun burnu, dişi atın kıçı, mezbaha iti, vaftizlenmemiş alın, şeytan kıçını haşlasın! Kazaklar işte sana böyle cevap veriyor, iğrenç balgam topağı! Sen gerçek Hıristiyanları yönetmekten acizsin. Ay gökte, yıl kitapta, buradaki gün ile ordaki gün aynı; onun için git k.... öp!" Friedman (1978).

Ancak genel görüş, söz konusu mektubun, Osmanlı arşivlerinde yer almadığı gibi, gerçekte (eğer yazıldıysa da) padişaha hiçbir zaman gönderilmediği yönündedir. Mektup, Rus ve Kazakların milliyetçilik duygularını harekete geçirdiği için, bu topluluklar arasında çok beğenilmiş ve son derece popüler olmuştur. Hatta Stalin'in de bu cevabi mektubu çok sevdiği ve ezbere bilidiği söylenmektedir. Yaygın kanı, mektubun bir tarihi belge olmayıp, bir metin olarak Zaporogian Kazaklarının, Polonya ve Osmanlı develtine karşı verdiği mücadelelerinde milliyetçi duruşlarını teşvik ettiği yönündedir (Friedman,1978; Hagen&Hagen, 2003). Resmin yapıldığı yüzyılda, milliyetçilik akımının Avrupa'da tamamen yayıldığı düşünüldüğünde, bu kanı hiç de boş değildir. Günümüzde milliyetçiliğin toplumları birleştiren, birlik ve beraberlik duygusunu pekiştiren, millet olmanın gereği kabul edilen bir düşünce biçimi olduğunu belirten Gölen (2012), ancak XIX. yüzyıldaki milliyetçiliğin, bugünkünden farklı olarak, devrimci ideolojinin bir parçası ve mevcut düzene başkaldırmanın etkili ve önemli bir aracı olduğunu ifade etmektedir. Repin, 1878 yılında bu mektup meselesini öğrendiğinde Türk - Rus savaşının da son yıllarıydı. Konu çok ilgisini çekti, gerekli materyalleri toplamaya koyuldu, hatta Kazakların kullandığı malzemeleri toplayan bir kolleksiyoncudan o günkü kıyafet ve silahlar hakkında bilgi ve malzeme edindi. Repin aslında, döneminde çok yaygın olan, Batı Avrupa'nın güçlü etkisine karşı Rus ve Slav gururu oluşturmaya çalışıyordu. Hatta bu çalışmasıyla 1895 yılında Münich'de "Baskıya Karşı Mücadele" temasıyla altın madalya kazanmıştır (Kochmann, 2009). Repin, Rus-Slav gururunu resimdeki Kazaklarda alaycı, aşağılayıcı yüz ve beden ifadeleri kullanarak ve sanki her birinin söz konusu mektubu tamamlamak için bir şeyler eklemek istermişcesine yarıştığı bir sahne betimleyerek yansıtmak istemiştir. Ayrıca Repin'in, Polonya'yı savaşta yenmiş, Viyana'yı kuşatacak güçteki Osmanlı İmparatorluğunun padişahını, yani mektubun muhattabını pek ciddiye almadıkları şeklinde göstererek bir çeşit propaganda yaptığı söylenebilir. İlya Repin'in Kazaklara büyük hayranlık beslediği bilinmektedir. Hagen&Hagen (2003)'e göre Repin, aslında Ukrayna'lıydı, ancak yakın arkadaşları bile onun Kazak olduğunu düşünüyorlardı. Bu hayranlık o kadar ileri gitmişti ki, 1881 yılında, Kazaklar bile bu adeti bıraktıkları halde, Repin, 4 yaşındaki oğlunun saçlarını Kazaklar gibi üstten bir perçem saç kalacak şekilde tamamen kestirmişti. Repin'in Rusya Devlet Müzesinde sergilenen bu resmi, gerçek dünyadaki figür ve nesneleri gerçeğine uygun, başarılı bir şekilde yansıttığından "yansıtmacı" sanat kuramına göre değerli sayılabilir. ''

* Bir Eleştiri Denemesi: "Türk Sultanına Mektup Yazan Zaporogian Kazakları" -İlya Repin Serdar TUNA , Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Dergisi Yıl / Year: 3 Sayı / Issue: 4 2014 Bahar (s. 32-40) http://dergipark.gov.tr/download/article-file/207757