Dev sahne

31 Ağustos 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Akşam yedi sularında merdivenleri çıkarken müdürüne de, markette sırayı bozan kokonaya da kızgınlığı geçmişti Selma Hanım'ın. Belki de yıllarca bankada çalışmaktan, günde bilmem kaç kişinin parasıyla puluyla uğraşmaktan sinirleri bozulmuştu. Ama sevdiği dizinin günü olduğunu düşününce keyiflendi bir an. Sonra, "İyi ki şu diziler var, kahramanları izlemek gerçek tiplerle cebelleşmekten daha iyi", diye geçirdi içinden. Önüne sarkan atkısını savurup anahtarı çevirdi. Gıcırtıyla açıldı evin çelik kapısı. Paltosunu çıkarırken esmer, zayıf yüzü ile karşılaştı vestiyerin aynasında. Ekranlara bakmaktan göz altlarında morluklar oluşmuştu. Üzerinde durmadı. Aceleyle elbisesini değiştirdi. Mutfağa  yürürken kızına seslenip geldiğini haber verdi. 

Her akşam aynı şey oluyordu. Buzdolabından bir şeyler çıkarıyor, aceleyle doğruyor, pişiriyor, kocası gelene kadar hazır ediyordu yemeği. Selin'se ders çalışırdı ya da çalıştığını düşünürdü annesi. Oysa kocası Akif Bey'e göre gençlerin odalarına kapanması, gün geçtikçe çoğalan elektronik araçlarla başka dünyalara açılması demekti. Bu devirde onları anlamanın da kontrol etmenin de mümkün olmadığına inanıyordu. Belki de bu yüzden işin kolayına kaçıp karısından öğreniyordu Selin'le ilgili gelişmeleri. Muhasebe hesaplarından kafası kazan gibi dönüyordu zaten. 
Aslında bunca yıldan sonra Selin'le ilgili konular dışında fazla bir şey kalmamıştı konuşacakları. En iyisi televizyonun karşısında susmaktı belki de. Üstelik bundan ikisi de şikayetçi değildi. 

Selma Hanım aspiratörü açmış, mutfağın kapısını kapamıştı. Birazdan Selin'e seslenecek, masanın hazırlanması için yardım isteyecekti. Çorbanın altını kapattı. Salata malzemelerini çıkardığı sırada, diziyi düşündü. Birazdan başlayacak yeni bölümde geçen hafta en heyecanlı yerde kesilen sahnenin nasıl gelişeceğini merak ediyordu.

Annesi eve gelip seslendiğinde koridorun sonunda, parka bakan odasındaydı Selin. Test kitapları açık duruyordu önünde. Kulaklığı takmış ama müzik seçmemişti bilgisayardan. Elleri yumruk halinde şakaklarındaydı. Uzun, kumral saçları örtmüştü ellerini. Bir an bilgisayarın parlayan ekranında mutsuz yüzüyle karşılaştı.

Bazen rüyasında gördüklerinin gerçek olmasını dilerdi. Hatta bazı rüyaların etkisinden kurtulamaz, içinde bir şeylerin filizlendiğini düşünürdü. Bazen de yaşadığı şeyin kabus olduğuna, bağırıp uyandığında her şeyin eski haline döneceğine inanmak isterdi. Ama gerçeklik olduğu gibi dururdu karşısında. Şimdi de öyleydi işte. 

Annesi kapıyı vurduğunda şaşırıp ayağa kalktı nedense. Selma Hanım ise kızının mahremiyetine saygısını göstermek istercesine kapıyı yavaşça aralayıp başını uzattı.

"Selin? Sesin çıkmıyor, iyi misin kızım? Rengin de solmuş."

"İyiyim anne. Kırgınlık var biraz, önemli değil."

"Sanki başka bir şey?"

"Bir şey yok anne."

"Gel biraz yardım et bana."

"Peki."

Ağır adımlarla annesini takip etti Selin. Yemeği salonda yiyeceklerdi. Büyük ekran televizyon buradaydı çünkü.

Mutfaktan aldığı tabaklarla salona doğru ilerlediği sırada kapı çaldı. Babası olmalıydı. Tabakları bırakıp kapıyı açtı.

"Nasılsın kızım?

"İyi."

Selin yeniden mutfağa babası da üzerini değişmek için yatak odasına ilerledi.

Annesiyle konuşmaksızın seri hareketlerle hazır ettiler masayı. Selin sırtını dönmüştü televizyona. Akif Bey iştahla yudumluyordu çorbasını. Selma Hanım ise yavaş yavaş yiyor, geçen hafta seyrettiği halde dizinin özet görüntülerinden ayırmıyordu gözünü.

Çorbasını yarım bırakmıştı Selin. Bir iki de salatadan almıştı. Konuşmadan televizyona bakan anne babasının yüzlerine baktı bir şey söylemek istercesine. Kalkmaya hazırlanırken göz göze geldi babasıyla. 

"Dersler nasıl Selin?"

"İyi."

"Tek kelime mi bütün cevabın?Hiç uzun konuşmazsın değil mi?"

"Sen de az konuşursun baba!"

Masadan kalkıp odasına ilerlerdi. Yine aynı şey oluyordu işte. Tasvip etmedikleri hayatları, konuşma biçimlerini dikkatle izleyecek, onunsa test kitaplarından iyi bir meslek, güzel bir gelecek devşirmesini hayal edeceklerdi. Umurlarında bile değilim Bunları düşünerek geçmişti odasına.

"İyice dalgınlaştı, rengi de solgun bugünlerde, sorup öğrensene neyi varmış", dedi Akif Bey.

"Sen de sor canım,senin de kızın değil mi? Elimden geldiğince takip ediyorum işte. Biraz soğuk almış."

"İhmal mi ediyoruz acaba?"

"Kız on yedisinde, ergenliğin son dönemi artık, ne çok üstüne gitmek ne de tamamen serbest bırakmak doğru olur. Görmedin mi dizideki kızı?"

"Neyse canım, sen kadın olarak daha iyi anlarsın onu. İletişimi koparmamak lazım bu yaşlarda."

"Anladım, anladım. Geçsene diğer kanala. Reklamlar bitmiştir artık. Bakalım şu çatlak doktora gidecek mi kız?"

Yatağın kenarında oturuyordu Selin. Avuçları dizlerinde, başı önündeydi. Dışarıya derin bir nefes verdi. Geriye dönüp olayları düzeltemezdi.

Yapacağı şey bedel ödemekti. İyi de neden bütün yük kendisinin üzerindeydi? Bu gerçeği düşündükçe fena halde canı sıkılıyordu. 

Ayağa kalktı. Pencereye doğru yürüdü. Parkı aydınlatan lambaların ışığında kar taneleri oyunlar oynuyor, yükselip alçalıyordu. "O gece de böyle güzel yağıyordu", diye düşündü.

Yine de o yılbaşı gecesi farklı sayılırdı. Notalara dokunan eller daha coşkulu, daha hünerliydi sanki. Yemekler, içkiler daha güzeldi. İnatçı bir umursamazlık içinde kendi sınırlarını zorlamaya her zamankinden daha yakındı Selin. Hoşgörülü, affedici bir tebessüm vardı insanların yüzlerinde.

Belki de bu yüzden geceyi dışarıda geçirme konusunda izin alması zor olmamıştı. Zaten televizyona dalmıştı annesi.

Dans pistini aydınlatan rengarenk, dalga dalga ışık hüzmesi gittikçe daha fazla insanı çekiyordu içine. Sahneye yakın masada dört kişiydiler. Bol bol konuşmuş, gülmüş, dans etmişlerdi. Uzun süredir arkadaşlık ettikleri çocukla iyice yakınlaşmışlardı o akşam.

Bir kaç saat sonra başka bir yere gitmek üzere dışarı çıkıp yürümeye başlamışlardı. Konuşurken gözlerine bakıyordu Selin'in. Onunsa kalbinde bilinmeyen yollar, karanlık kıvrımlar aydınlanıyordu. Sonra bir el yaklaştı eline. Kıpırdadı, ardından hareketi söndü elinin. Bunu istemesine rağmen, onu sınarcasına "Neden yaptın?", diye sordu. "Bilmem, içimden geldi", dedi diğeri gözlerine bakarak. Yine de bir şeyler istediği gibi değildi Selin'in.

Elini tutmasına, güzel sözler etmesine rağmen korkak buluyordu onu, biraz da çocuk. Böyle düşünmesi doğaldı belki de. Yaşına göre olgun bir kızdı ne de olsa. 

Pencereden geri çekildi bir an. Sıkıntıyla adımladı odayı. Elbise dolabının kapısını açtı. O gece giydiği siyah elbiseye dokundu. Sabaha karşı arkadaşına gidişlerini, içkili hallerini, elbisesini çıkardığı anı hatırladı. Pişman değildi ama neden böyle olmuştu sanki. Yatağın üzerine acıma uyandıran bir kütle gibi bıraktı kendini. 

Bu sırada salondaki kanepede ekrandan gözünü ayırmıyordu Selma Hanım. Akif Bey ise uyukluyor gibiydi.

Dizideki genç bir kız tuhaf bir sedyenin üzerindeydi ekranda. Bir kadın yürüyerek yaklaştı ona. Yüzü seçilmiyordu, beyaz bir önlük vardı üzerinde. 

"Hoş geldin kızım."

"Hoş olan bir şey yok. Neyse gereği yapın işte." 

"Peki, peki. Birazdan uyutacağım seni. Hem uyumak güzeldir biliyor musun? O zaman dünyalar gelip geçer içimizden."

"Böyle konuşmanız şart mı?"

"Değil elbet ama ben de sıkılıyorum burada ne yapayım. Zamanında aynı şey gelmişti başıma. Dünyaya açılmak istemiş sonra da böyle bir yere gelmiştim."

"Dünya çok değişti artık. Siz ne yapacaksanız yapın." 

"Seni uyuttuktan sonra çabucak çekip alacağım kızım. Benim işim kolay olacak anlayacağın. Ama seninkini bilemem." 

"Yeter be! Böyle konuşmanıza gerek yok. Uyutun, uyutun beni."

Odasında ter içinde uyandı Selin. Boğulacakmış gibi pencereye koştu. Camı açıp derin bir nefes aldı. Kar yeniden başlamıştı. Annesi babası farkında bile değildi ama cesur bilinirdi okulda. Bu özelliğinden mi yoksa kendisinin de bilmediği bir sebepten mi oracıkta bir karar vermişti Selin.
Kızgın bir ifade geldi yüzüne. Sonra baştan aşağı süzdü kendini. "Şu halime bak. Aptal mıyım ben? Öncelikle şu korkak oğlanı arayayım bir. Biraz da o uykusuz kalsın. Sonra da bizimkilerin dizi keyfinin içine edeyim", dedi alçak sesle.

Yine de onları tamamen şaşkınlığa uğratmak istemiyordu. Saçını başını düzeltip yüzünü yıkadı. Ardından salona yürüdü. Babası uyukluyordu koltukta. Annesi;

"Gel otur, iyi çalıştın mı?" diye sordu.

"Anne babamı uyandırsana."

"Ne yapacaksın babanı? Bana söyle."

Kumandayı eline alıp sessize aldı televizyonu.

"Ne yapıyorsun kızım en önemli yerinde?" 

"Neden önemli bu kadar?"

"Çocuğu aldırıyor görmüyor musun?"

"Anne hamileyim."

"Sen de mi izliyorsun diziyi? İyi de önceki bölümde öğrenmiştik ya kızın hamile olduğunu."

Şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi Selin. Sonra, annesinin elini tuttu, kumandayı eline yerleştirip, parmaklarını sıkıca üzerine kapattı, ona şöyle bir bakıp odasına yürüdü. Selma Hanım  hala o sahneye takılıp kalmıştı. Şunları geçiriyordu aklından: Böyle vicdansız bir doktor olabilir mi gerçekten?

Ama kız on sekizinden küçükse, ailesinden gizlice hareket etmişse az parayla iş yapan çatlağın birine rastlamış olabilir pekala. Hem dünya dev bir sahneydi, neler olmuyor ki orada...

Samih Güven

Yazının orjinalini okumak için tıklayın