30 yılda Rusya'nın zirvesine

01 Eylül 2018 Cumartesi  |  GÜNLÜK

Şu günlerde Türk inşaatçılar, 30 yıl önce SSCB'de başlayıp Rusya Federasyonu'nda devam eden inanılmaz bir "başarı öyküsü"nün zirvesine, "simge bir proje" ile bayrağı dikmek için geceli gündüzlü çalışıyor "Zirve" dememiz lafın gelişi değil; gerçekten de Avrupa'nın en yüksek binası St. Petersburg semalarında bulutlara doğru yükseliyor ve bu eşsiz projeyi hayata geçiren de yine Rusya'da doğup dünya devleri arasına giren bir Türk inşaat şirketi: Rönesans. 

2018, inşaatçılarımızın Sovyet coğrafyasına adım atmalarının 30'uncu yıldönümüne denk geliyor. Rusların deyişiyle "yuvarlak bir tarih" olarak daha coşkulu anılmayı, hatırlanmayı hak ediyor. Belki yıl bitmeden Türkiye Müteahhitler Birliği bir etkinlikle bu yıldönümünü hatırlar, hatırlatır. Belli mi olur?

Her şey 1988 yılında, Özal yıllarında, Türkiye-SSCB Doğal Gaz Anlaşması çerçevesinde Rusya'da ilk inşaat projelerini Enka'nın üstlenmesiyle başladı. 

1903 yılında ünlü Rus mimar Kalugin'in eseri olarak yapılan, "şaheser mimari eser" sayılan ünlü Petrovski Pasajı'nın restorasyonu, Türk işçi ve mühendisleri vitrine çıkaran ilk eser olarak alkışlandı. Ve sonrası çorap söküğü gibi geldi. Türkler hızlı, kaliteli ve ucuza Rusya'yı sil baştan inşa ediyordu artık. 30 yılın sonunda Rusya'da Türk müteahhitlerin aldığı işlerin toplamı 70 milyar doları buldu. Kriz şartlarına rağmen, yeni projelerle bu rakam artmaya devam ediyor. 

İşte bu yıldönümünde, bu büyük başarıyı kelimenin tam anlamıyla "taçlandıran" bir projede sona geliniyor. 462 metre yüksekliği ile Avrupa'nın en yüksek binası olan Gazprom'un yeni merkez ofisi "Lakhta Center"ın inşaatı yıl sonuna kadar bitecek. 12 bine yakın işçinin çalıştığı proje, Türk inşaat sektörünün bu coğrafyadaki "etalon" işi olarak anılıyor.

Bayram tatilini fırsat bilip "kuzeyin başkenti"ne, St. Petersburg'a kısa bir yolculuk yaptık, başı bulutlara eren Gazprom binasının tepesine çıktık.

Patronundan "A takımı"na her zaman, haklı olarak "yaş ortalaması en genç" şirketlerimizden olmakla övünen Rönesans'ın bu dev şantiyesinin başında da henüz 38 yaşında bir isim, ODTÜ'lü Bener Derun var.

Bir Cumartesi sabahı, adeta arı kovanını andıran devasa şantiyede Bener Derun ve kendisi gibi genç ekibiyle Lahta Center'ı tavaf ediyoruz. 

2014'te Gazprom'un "ana müteahhit" olarak Rönesans İnşaat'ı seçmesiyle "eşi görülmedik" proje için start verilmiş. Bu proje Avrupa'nın en yüksek binası olarak özel bir yere sahip olduğu gibi, Rönesans için de kurulduğu, büyüdüğü, kendisine ev sahipliği yapan bu güzel şehre vurabileceği en anlamlı damga demek.

Bu proje, inşaat teknolojisi açısından pek çok ilke imza atılan, süreç içinde çözümler üretilirken yeni know-how'lar yaratan, en ufak malzemesine kadar "en kalitelisi" olsun diye dünyanın dört bir yanı dolaşılan, akıl almaz mühendislik çözümlerinin yaratıcı beyinlerden çıkıp uygulandığı bir "laboratuvara" benziyor.

Projenin, Guinness Dünya Rekorları arasına kaydedilen bir başarısı da var: Taban döşemesinin beton dökme işlemi 1 Mart 2015 tarihinde tamamlanmış ve kullanılan 19 bin 624 metreküp beton dünyanın en hacimli kesintisiz beton dökme işlemi olarak Guinness Dünya Rekorları kitabı tarafından tescil edilmişti.

Gaz alevini anımsatan mimarisi ile Gazprom'un ofisi olacak dev gökdelen var. 130 bin m2'yi bulan ofis alanı ile Gazprom tüm ekibini burada toplayacak. Yanında daha az katlı olarak yayılan, bir bilim ve eğitim kompleksi, planetaryum, gözlem güvertesi, spor ve sosyal tesisler, açık hava amfi tiyatrosu gibi tesisler de hızla tamamlanıyor.

Bu arada proje ile ilgili en gurur verici kayıtlardan birini de tahtaya tıklatıp, nazar değmesin diyerek- paylaşmak lazım. Projenin başındaki mühendis Bener Derun'un anlattığına göre, "iş güvenliği"ndeki başarıları. Günde yaklaşık 5 bin kişinin çalıştığı inşaatta tek bir ölümlü kaza meydana gelmemiş. Tüm güvenlik kurallarına titizlikle uyularak, buna rağmen projenin hızından kaybetmeden söz verilen tarihe yetiştirmişler.

87 katlı binanın tepesine, yine teknoloji harikası asansörle göz açıp kapayana kadar tırmanınca, bir yanda ayaklarınızın altında uzanan Finlandiya Körfezi manzarasını, diğer yandan St. Petersburg merkezinin tarihi binalarını uzaktan görüyorsunuz. Daha önce şehir merkezine yakın planlanan proje, UNESCO'nun şehrin tarihi dokusunu koruma isteğiyle, Lakhta bölgesine taşındı. Ancak bina o kadar yüksek ki, Ermitaj'ın yanında, Neva Nehri'nin kıyısında oturduğunuzda da, şehrin her yanından görülecek kadar görkemli. Böylece hem rekor yükseklik, hem şehrin tarihi dokusu korunarak bir orta yol bulunmuş.

SSCB sonrası Putinli yıllarda büyüyen, dünyada yeniden ağırlığını hissettiren "yeni Rusya"nın simge şirketi olarak Gazprom, "en büyük-en yüksek" binayla mesaj yolluyor dünyaya... Yani Lakhta Center'ın görkeminde bu mesajı da aramak lazım.

1993 yılında St. Petersburg'da, henüz 26 yaşındaki genç bir mühendis olan Erman Ilıcak tarafından kurulan, Dünyanın En Büyük İnşaat Şirketleri listesinde 36'ncılığa yükselen ve en büyük Türk şirketi konumunda olan Rönesans da, 25'inci yılını bu dev proje ile taçlandırmış oluyor.  

Lakhta Center'ın şantiyesinde, "Disneyland'e düşmüş çocuk" heyecanı ile dolaşıp anlatılanları ilgiyle dinlerken, öğlen yemeği için yemekhanenin yolunu tutan işçilerle karşılaşıyoruz. 

Kuzeyin başkentinde bir "küçük Türkiye" ortamında ekmek parası için gece gündüz demeden çalışan, rüzgarın saatte 150 kilometreyi bulduğu St. Petersburg'un amansız ikliminde bellerine bağladıkları halatlara tutunarak gökdelenin tepesinde ter döken, inşaat sektöründe hep olduğu gibi iki haftada bir gün izinle yetinen, ama bayrağı en tepeye dikip, ekmeğini taştan çıkarmanın gururunu yaşayan Anadolu delikanlılarına alkış tutarak selamlıyoruz hepsini! 

Onların, ömürleri oldukça anlatacakları bir başarı öyküleri var... Avrupa'nın en yüksek binasını yapan öpülesi eller onların!

(Suat Taşpınar, TürkRus.Com)