'Medya karanlıkları aydınlatmalı'

03 Eylül 2018 Pazartesi  |  GÜNLÜK

Hürriyet Okur Temsilcisi Faruk Bildirici, bu haftaki yazısında medyanın sosyal sorumluluk rolünü kaleme aldı:

"Kayıp yakınlarını arayan "Cumartesi Anneleri" aynı gün Hürriyet'in iki ayrı sayfasına konuk olmuştu.

26 Ağustos tarihli Hürriyet'in ilk sayfasında "Cumartesi Anneleri'ne 700. hafta müdahalesi" haberi yer alıyordu. Hürriyet Pazar'da ise kayıp yakınlarından Besna Tosun ile yapılan söyleşi, "Bir gün mutlaka 'Kaybedenler kaybedecek' demek için oradayız" başlığıyla verilmişti.

Hürriyet'in polis müdahalesini yeterli biçimde vermediği eleştirilerini yöneltenler sanırım söyleşiyi gözden kaçırmıştı. Zira söyleşi ve haberin birlikte yayımlanması iyi olmuş; konu farklı yönleriyle, bütün olarak sunulmuştu okura.

Banu Tuna'nın yaptığı söyleşi sarsıcı bir öyküyü aktarmakla kalmıyor, eylemlerin neden 23 yıldır sürdüğüne dair vicdan muhasebesini de yansıtıyordu. Besna Tosun "Entelektüellerin desteği, katkısı nasıl" sorusunu yanıtlarken "Yeterli değil" dedikten sonra "Daha fazlasını yapabilseydik bu mücadele bu kadar uzun sürmeyecekti" diye eklemişti.

12 yaşından beri eylemlere katılan genç bir kadının yine de daha fazlasını yapamadığı için hayıflanması çarpıcı bir durum. Aslına bakarsanız medya da üzerine düşeni yapsaydı kayıplar ve faillerinin çoğu şimdiye kadar bulunmuş, "Cumartesi Anneleri"nin eylemleri sonlanmış olurdu.

700 haftadır eylem yapan "Cumartesi Anneleri"ni 700 kez yayımlayan gazete, TV ya da internet sitesi yoktur sanırım. Halbuki yaygın medyanın haksızlıkları, adaletsizlikleri gündeme getirmesi halinde sonuç alındığını görüyoruz. Örneğin geçen hafta boşanmak isteyen eşini bıçaklayıp balkondan atan kocayı ve parkta arkadaşlarıyla oynayan 7 yaşındaki çocuğu sırtından vuran adamı mahkemeler adli kontrol şartıyla serbest bırakmıştı. Hürriyet ve diğer gazetelerde haber olunca iki saldırgan da tutuklandı.  

Maalesef medya her zaman bu performansı göstermiyor. Yakın dönemden bir örnek vereyim: Ceylanpınar'da iki polisin evlerinde öldürülmesini Hürriyet 23 Temmuz 2015'te "PKK iki polisi şehit etti", ertesi gün de "Gözyaşlarıyla uğurlandılar" başlıklarıyla duyurdu. Bu haberler birinci sayfadaydı.

Aradan iki yıl geçti, yargılananların hepsi beraat etti. Bu gelişme 19. sayfada "Ceylanpınar davasında tüm sanıklara beraat" diye küçük bir haber oldu. Sonra da karanlıklara terkedildi bu olay. Ne medya üzerine gitti, ne yargı, ne de polis.

İyi de iki polisi kim öldürdü? PKK mı, başkaları mı? İlk haberlerde PKK'nın üstlendiği yazılmıştı. Çünkü PKK'ya yakın ANF'de HPG'nin bir açıklaması çıkmıştı. İşin garibi bu açıklamada "öldürülen iki polisin silahlarına ve kimliklerine el konulduğu" belirtiliyordu ama öldürülen polislerden Feyyaz Yumuşak'ın soyadı Facebook'ta kullandığı gibi "Özsahra" olarak yazılmıştı. Üstüne üstlük PKK yöneticilerinin daha sonra bu açıklamayı farklı yorumlayıp cinayeti işlemediklerini savunmaları düğümü iyice çözülemez hale getirdi.

Hâlbuki iki polisin şehit edilmesi sıradan cinayetler de değildi; "barış süreci"ni bu saldırı bitirmişti. Saldırı faili meçhul kaldı, "barış süreci" de...

Medya, karanlıkları aydınlatma rolünü ihmal etmemeli..."

Yazının tamamını okumak için tıklayın