Ali Koç ve varoşla savaş

05 Eylül 2018 Çarşamba  |  MENTOR

Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri, köyü terk etmemize rağmen kentli olmayı başaramamış olmamızdır.

Megaköy tanımlamalarını da doğru bulmuyorum, keşke gerçekten söylendiği gibi şehirlerimiz megaköy olabilseydi. Çünkü köy üretim yöntemi olarak ağırlıklı olarak doğayla işbirliği yapmayı içeren ilkel kapalı bir organizasyonu tercih eder. Bunun sonucu da doğa ile bütünleşme, ona sahip çıkma, dayanışma, paylaşma ve masumiyet içerir. Köy ilkeldir ama kötü değildir. Masumdur, misafirperverdir, paylaşımcı ve dayanışmacıdır, doğaya karşı korumacıdır. 

Ancak gelişen teknoloji ve üretim ilişkileri büyük ölçekte üretim yapmayı ve maliyet kontrolü nedeniyle daha kalabalık ve gelişmiş işgücü arz eden kentleri zorunlu hale getirmiştir. Gelişmiş ve kalabalık kent için anahtar sözcüklerdir çünkü bu sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesi için kentlinin eğitilmesi ve kentin organize olması gerekir. Bu açıdan bakıldığında kentli saflığını kaybetmiştir ve daha az güvenilirdir ancak eğitim ve bilgi kentlinin bu eksiğini hızla kapatmasını sağlar. Bilmekten kaynaklanan güç köyden kente geldiğimizde yok olan masumiyetimizin yerini insana ve doğaya kötü davrandığımızda sonumuzun geleceğini bilen entelektüel dayanışma kültürüne bırakır. 

Çok kaba hatları ile köy ilkel ama iyi, kent ise gelişmiş şeytan ama gelişerek bunu kontrol etmeyi öğrenmiş kültürün adıdır. Her ikisi de birbirinin alternatifi değildir sadece dönüşümün adıdır ve her ikisi de kendi bütünlüğü içinde iyidir.

Ancak bizim ülkemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da başka hiç kimseye benzemeyen özellikler gösterir. Biz ağırlıklı olarak köyü terk etmiş ama kentli olamamış bir toplumuz. Hayvanlarımızla beraber hayvan sevgimizi de köyümüzde bırakmışız ama kentin doğaya sahip çıkmak yaşama sahip çıkmaktır kültürünü de almamışız. Paylaşmayı köyümüzde bırakmışız ama kentin vahşi kapitalist özelliklerini almakta teredüt etmemişiz.

Kentin Makyavelizmini almışız ama onu dengeleyen, kültür ve beraber yaşamak için saygıya ihtiyacımız var davaranışını benimsememişiz.

Örnekler çok ama gerçek büyük kısmımız ne kentliyiz ne de köylüyüz, nedendir bilinmez belki yaşam savaşının sertliğinden her iki kültürün de kötülerini almış iyilerini terk etmişiz.  

Kısaca varoş kültürü diyebiliriz buna, aslında bunlar Brezilya'da, Meksika'da, Uzak Doğu'da, Hindistan'da görülen teneke mahallelerden falan çok farklı. Onlar köyü tamamen terk etmiş ve maddi olarak da kentten hiçbir şey alamamış bir kesim, oysa bizde öyle değil. Bizde çoğu köyü terk etmemiş ama kentin ekonomik nimetlerindenden de yararlanıyor, hiçbiri köleleşmemiş, kentteki marjinal işlerden, kayıt dışılıktan ve imar affı gibi uygulamalardan servet edinmişler. Bu şekilde yaşayan ve kazanan insanlar fırsatçı, kolaycı, değeri olmayan, her yolu mübah gören bir bir topluluk yaratmış işte bu topluluk Türk kültür yaşamını belirleyecek güce sahip ve giderek kültür yaşamımızın yok olmasına ve bozulmasına neden oluyorlar. Eğer bu marjinal sistemi besleyen kayıt dışılığı ve kolay kazancı yok etmezsek sanırım yakın gelecekte artık uygar bir toplum olup olmadığımız tartışılmaya başlanacak diye endişe ediyorum.

Elbette bu kültürün toplumun her yanına yansımış izleri var. Futbol bunlardan biri, kolay kazanç ve köşe dönmenin sembolü haline geldiği için baştan aşağı varoş kültürünün izlerini taşıyor. Kolaycılık, ahbap çavuş ilişkileri, ilkesizlik, kötülük, her yolu mübah görme sistem haline gelmiş. İşte Ali Koç futbolu bu varoş kültüründen kurtarıp "kentli" yapmak için çaba gösteriyor.

Ancak Koç kent kültürünün en üst aşamasını temsil eden ülkenin en büyük sermaye gruplarından birinin ikinci kuşak üyesi ve olasıdır ki bu varoş kültürü ona hiç ulaşmamış. Çünkü varoş kültürü çıkarcı ve fırsatçıdır, o da para ve fırsatı temsil ettiği için karanlık yüzlerini asla göstermemişlerdir.

Ama şimdiki pozisyonu tam tersi bu varoş kültürünün kolay ve ucuz kazanç alışkanlığının tam karşısında duruyor Ali Koç'un. Bu kültürün temsilcilerinin medyası ile rakibi ile futbolcusu ile profesyoneli ile ne kadar kötü olabileceği konusunda hiçbir fikri yok. Bunların kötülüğünün sınırı yok.

Sonuç; Ali Koç futbolu "kentlileştirmek" istiyorsa bunu yaparken en büyük kalesi olan Fenerbahçe'yi kentlileştirmek zorunda yoksa sırtından hançerlenmesi kaçınılmaz olacak. Çünkü bu varoş kültürü şu anda Fenerbahçe'nin her yerinde profesyonelinde, futbolcusunda, teknik heyetinde onlardan kurtulmadan bu savaşı kazanma şansı yok.

Son günlerde Comolli, Cocu, kavga istifa haberlerinin gerçekten tiraj ve rating için uydurulmuş asparagas haberler olduğunu sanıyorsan büyük yanılgı içindesin Başkanım çünkü yapılanlar sana savaş açmış varoş kültürünün sistematik saldırılarıdır. İçerdekiler dışarıdakiler sana karşı işbirliği yapıyor, senden kurtulup eski kolay kazançlı günlerinin  hayalini kuruyorlar. Dışardakilerle savaşın çok uzun zaman alacaktır ancak kaleni hainlerden bir an önce temizlemelisin Başkanım...