Şarbon ve gelecek

14 Eylül 2018 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye, geçtiğimiz hafta Cumhuriyet tarihinin en ciddi halk sağlığı sorunlarından birine daha tanık oldu.

Artık unutuldu, yok oldu diye düşündüğümüz, çağdaş ülkelerde görülmeyen bir hastalığı yaşadık:

Şarbon.

Koyun, inek, keçi, deve gibi otçul hayvanlarda görülen ve insana da bulaşabilen bu mikrobun neden olduğu hastalık  ölümcüldür. Hastalığa Bacillus anthracis ismi verilen sporlu bir bakteri neden olur.

Tarih boyunca insanlığı uğraştırdı 

Peki, neden ?

Şarbon basili,  havada, suda, toprakta, dışkıda kısacası her ortamda canlı kalabilen bir  mikroptur. Kolayca üreyebilir. Isıya dayanıklıdır. Hem oksijenli, hem de oksijensiz ortamlarda canlılığını korur.

Sporlar yapabilme özelliği sayesinde varlığını sonsuza kadar sürdürebilir. Bu yüzden de havadaki tozlara karışarak çok geniş bir alana dağılabilir.

Şarbon hastalığına yol açan bakteriler oksijeni sevmez. Oksijenli ortamda hemen spor formuna geçer ve böylece varlığını sürdürmeye devam eder.

Bu yüzden şarbon şüphesi olan hayvanlarda otopsi bile yapılmaz.

Hastalık mikrobu vücuda girdikten sonraki 2 ile 7 gün içerisinde hastalık belirtileri ortaya çıkar. 

Şarbon hastalığının deri, bağırsak ve akciğer şarbonu olmak üzere üç farklı türü vardır. Hastaların yüzde 95'inde deri şarbonu görülür. Halk arasında kara çıban da denilen bu hastalık, deride kızarıklıkla başlar ve deri bölgesi zamanla ortası siyah renkli bir yaraya dönüşür. Hasta hayvanlarla temas eden çobanlarda sık görülen bu hastalık zamanında tedavi edilmez ve hastalık mikrobu kana karışırsa ölüme neden olabilmektedir.

Şarbon mikrobu taşıyan etlerin yenilmesi ile bağırsak şarbonu denilen hastalık oluşur. Bulantı, karın ağrısı, kusma, iştahsızlık, ateş ve kanlı ishal tipik belirtilerdir. Bağırsak şarbonunda uygun tedavi zamanında yapılamazsa ölüm oranı yüksektir.

Kontrol şart

Hayvan sürülerinin düzenli olarak veteriner hekim kontrolünden geçtiği, aşılama hizmetlerinin periyodik olarak yapıldığı ülkelerde şarbon hastalığına rastlanması çok enderdir.

Şarbon hastalığı ile ilgili olarak geçtiğimiz hafta Türkiye'de yaşananlar, ülkemizde gıda güvencesi ve gıda güvenliğini sağlamaya yönelik sistemin çöktüğünü göstermektedir. Böyle bir sistemin altyapısını oluşturduğu kabul edilen kamu kurumları geçtiğimiz yıllarda özelleştirilerek ya da kapatılarak tasfiye edildi. 

Geçtiğimiz hafta yaşanan şarbon hastalığı ve ardından yaşananlar işte bu hatalı özelleştirme ve tasfiyelerin sonucudur. 

Avrupa Parlementosu Çevre, Toplum Sağlığı ve Gıda Güvenliği Komitesi'nin 2008 yılında hazırladığı raporda şöyle denilmişti:

"Türkiye'de Çiftlik hayvanlarında Brusella, Tüberküloz, Sığır Ensefelopatisi gibi hastalıklarda etkin ve kapsayıcı eradikasyon ve kontrol önlemleri kurulmamış, bu konudaki belgeler yeterli olmayıp gıda güvenilirliği belgelenmemiştir, gıda güvenliği yönünden yakın zamanda AB standartlarına ulaşılacağı düşünülmemektedir." 

Raporda şarbon hastalığına değinilmese de bugün şarbon ile birlikte yaşadıklarımız yıllar öncesinden hazırlanan raporda özetlenmektedir. 

SON SÖZ: Gıda güvenliğini sağlayamayanlar, bizlere sağlıklı bir gelecek sunabilir mi ?