Bir annenin dramı

16 Eylül 2018 Pazar  |  GÜNLÜK

Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde 8 Temmuz 2018 tarihinde, yolcu treninin devrilmesi sonucu yaşanan kazada toplam 25 kişi hayatını kaybetti, 318 kişi yaralandı.

Olayın üzerinden geçen iki aylık sürede, adli tatil nedeniyle, henüz iddianame aşamasına gelinmediği belirtiliyor.

Ancak Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, tren kazasıyla ilgili CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer'in sorularına verdiği yazılı yanıtta, kaza ile ilgili olarak "şiddetli yağışı" temel sebep olarak gösteren bir açıklama yaptı.

Turhan, açıklamasında, "hattın işletilmeye açıldığı tarihten bugüne kadar görünmeyen miktarda yağış gerçekleşti." dedi.

Trende hayatını kaybeden 25 kişi arasında 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel ile eski eşi bulunan Mısra Öz, olayı bir "cinayet" olarak tanımlıyor:

"Yatırım eğer doğru yapılmazsa doğal afetten etkilenir. Havayolu, ulaşım vesaire.. Doğru yapılmazsa doğal afetten etkilenir. Mühendislik nerede kalıyor? Cinayet dememdeki sebep; bu rayların altının, yani bu menfezin altının boş olduğunu çıkan haberlerde, çekilen fotoğraflarda da gördük. Meteoroloji uyarıyı yaptı. Meteoroloji ne kadar yağış düşeceğini de söyledi. O zaman o treni o sırada kaldırmasaydılar, hareket ettirmeseydiler. Bu kadar başı boş ray olmaması gerekir. İnsan geçiyor üzerinden."

Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi de kaza ile ilgili yayımladığı raporda "mühendislikle ilgili ihmaller" bulunduğuna dikkat çekmişti.

İstanbul'daki evinde BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan 35 yaşındaki Mısra Öz, kaza ile kader kelimelerinin yanyana anılmasına tepkili.

Öz, "O trene binmeleri kader olabilir ama o trenin kaza yapması kader değil. Çünkü o trenin kaza yapmasında belirli sebepler vardır." diyor.

"En alt kademeden AB'ye kadar suçluyorum"

35 yaşındaki Öz, "kimi suçladığı" sorusuna ise dikkatle, ayrıntılı bir yanıt veriyor:

"Sadece bir değil, birkaç suçlu var. En alt kademeden başlayarak, en üst kademeye kadar çıkıyorum suçlular tarafında. Kesinlikle Devlet Demiryolları'nı suçluyorum. En başta Devlet Demiryolları'nı suçluyorum.

"İkinci olarak ihaleyi alan firmayı suçluyorum. Denetlemeyeni suçluyorum ki bu da Ulaştırma Bakanlığı oluyor. Makinisti de suçluyorum en alt kademede çünkü son çıkan haberlerde, seri fren yaparak durduğunu, seri fren yapmaması halinde kazanın yaşanmama ihtimali olduğu söyleniyor.

"Ama en alttan en uca doğru gittiğimde de Avrupa Birliği bir fon vermiş, bu rayların onarımı için. Ciddi bir fon vermiş. Bu rayı, bu fon doğrultusunda, doğru onarıp onarmadığı ne şekilde onarıp onarmadığına dair bir araştırma yapmadıysa verdiği fonun arkasında durmadıysa, evet, AB'ye kadar suçluyorum ve soruyorum."

"Birazcık daha duyarlı olun, 'Bana Ne'ci' olmayın"

Kazadan hemen saatler sonra Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından haberlere yayın yasağı getirilmişti.

Öz, bu yayın yasağı ve sonraki günlerde olayla ilgili haber yapılmaması nedeniyle kazanın yeterince duyulmadığını anlatıyor. Kendisine aylar sonra dahi başsağlığı mesajı geldiğini söylüyor:

"Bu ülkede tren kazası olduğunu hala bilmeyen, üç gün önce bana mesaj atan, "Mısra tren kazasını yeni öğrendim. Senin çocuğun olduğunu yeni öğrendim." diye mesaj atan insanlar var. Çünkü yaz dönemiydi, herkes tatildeydi. Televizyon açılmıyordu. Haber dinlenilmiyordu. Haber de yapılmayınca... Hepsi birleşince, bu olaydan haberdar olmayan kişilerin varlığını gördüm. Ben çok üst düzeyde bir insan değilim ya da çok alt düzey... Normal orta standartta yaşayan bir insanım. Kimseye zararım yok, herhangi bir şeyim yok.

"Ama normal bir vatandaş olarak 9 yaşında çocuğumu, hayallerimi, bütün dünyamı kaybettim. Bu bugün benim başıma geldiyse, yarın sizin de başınıza gelebilir. Birazcık daha duyarlı olun, birazcık daha "Bana Ne'ci" olmayın."

"Bu davaya inanmak istiyorum"

Mısra Öz, özellikle Twitter hesabını kaza sonrasında çok aktif olarak kullanıyor. "Başka bir inanç türü oluşturmaya çalışıyorum" diye anlatıyor çabasını, "Adaletin olduğuna inanmak istiyorum" diyor.

Kendisini neyin teselli edebileceği ile ilgili çok düşündüğünü söylüyor:

"Açıkçası çok düşündüm. Bunun bir tesellisi yok. Hiçbir şekilde tesellisi yok. Ama bu tarafta benim olmasını istediğim şey, hani diyorlar ya, "Yeni Türkiye, adalet var." Ben toplumdan sürekli olarak şunu görüyorum; hangi dava sonuçlandı ki bu dava sonuçlanacak? Bu ülkede adalet yok. Bu ülkede yönetim şekli doğru değil." gibi yorumlar yaparak aslında başladığım davada beni geri adıma ittiren bir sürü tepki ile karşılaşıyorum. Ben de diyorum ki, "Bu dava başka bir dava. Bu olayın oluş şekli başka.Yaşayış şekli başka. Yaşayanları başka." diyerek başka bir inanç türü oluşturmaya çalışıyorum. Bu davaya inanmak istiyorum. Adaletin olduğuna inanmak istiyorum.

"Bir şeyler değişti deniliyorsa bu ülkede ve ben bu ülkenin vatandaşıysam, bu ülkenin vatandaşı olarak sahip çıkılmak ki, 25 kişi adına konuşuyorum burada, hepimizin istediği bu. Eğer değişen Türkiye'de gerçekten adalet varsa buna sebep olan herkesin, gerçek şekilde ortaya çıkartılmasını, ve kimmiş, neymiş, ne olduğu... Hiçbir şekilde düşünülmeden yargılanmasını istiyorum. Ancak bu durumda benim bu ülkeye olan inancım ve bu ülkenin vatandaşı olarak sahip çıkıldığına...Bazı olayların artık sahip çıkıldığına, bazı olayların değiştiğine dair inancım yeşerecek. Yoksa onun dışına hiçbir şey benim tesellim olmayacak."

"Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir insana dönüştüm. Daha önceden attığım her adımı 10 defa düşünürdüm. Ama şu anda, şöyle söyleyeyim; attığım adımı sadece iki defa düşünüyorum. 'Doğru mu, yanlış mı? Yanlış olabilir mi? Olursa ne olur?' bitti. Günlerim de şu anda sadece acı çekerek geçiriyorum. Başka hiçbir şey yapmıyorum. Acıyı sonuna kadar yaşıyorum, antidepresan kullanmıyorum. Bu dönemi antidepresan kullanmadan atlatamayacağımı söylüyorlar. Ben atlatabileceğime inanıyorum. Çünkü atlanabilecek bir süreç de değil.

"Bu 10 yıl yaşayacaksam, 10 yıl sürecek. Öleceğim ve oğluma kavuşacağım güne kadar bu acıyı iliklerime kadar hissederek yaşamak istiyorum çünkü taze kalması gerekiyor. Eksilmemesi gerekiyor, azalmaması gerekiyor. O yüzden de antidepresansız, onun yokluğunu hissederek, ne yapacağımı sorgulayarak...bazı şeylerin değişebileceğine inanarak, nasıl değiştirilebileceğini düşünerek günlerimi geçiriyorum. Daha bir yol çizemedim, rota çizemedim kendime."

(Efe Öç, BBC Türkçe)

Yazının orjinalini okumak için tıklayın