Soçi-İdlib hattı

17 Eylül 2018 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Son dönemde Türkiye ile Rusya arasında en önemli anlaşmazlık noktalarından biri haline gelen İdlib meselesi Pazartesi günü Soçi zirvesinde resmi gündemin bir numaralı maddesi olacak.

7 Eylül'de İran'ın da katılımıyla Tahran'da yapılan üçlü zirvenin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu kez soruna Karadeniz'deki liman kenti Soçi'de çözüm bulmaya çalışacak.

İdlib, Suriye'de Beşar Esad yönetimine karşı savaşan muhaliflerin son kalesi durumunda. Esad ve Rusya, burasını ele geçirerek sekizinci yılına yaklaşan iç savaştaki zaferlerini "taçlandırmak" istiyor.

Ancak, son üç yıldır -İran'la birlikte- Suriye'de ortak hareket eden Türkiye ile Rusya arasında Esad'ın geleceğinden İdlib'e önemli görüş ayrılıkları var.

Esad ve Rusya'nın tersine Türkiye, siviller arasında büyük can kaybına yol açabileceği, ayrıca sınırlarına doğru büyük bir göç dalgası başlatabileceği endişesiyle kapsamlı operasyona karşı çıkıyor. Muhalifler arasında uzlaşılabilecek "ılımlı" unsurların da bulunduğunu düşünen Ankara ayrıca, operasyonun bölgedeki gözlem noktalarında görev yapan Türk askerlerinin ateş altında bırakmasından çekiniyor. (Ama aynı zamanda oradaki Türk askerlerinin varlığının operasyonu frenleyen bir unsur olacağını da varsayıyor)

Soçi zirvesi öncesi Moskova'dan hem "uyarı" hem de "uzlaşma" içeren mesajlar geliyor.

Örneğin, Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, İdlib'deki gerilimi azaltma bölgesinin Türkiye'nin sorumluluğunda bulunduğunu, bu nedenle cihatçıları ılımlı muhaliflerden ayırma sorumluluğunun Türkiye'ye ait olması gerektiğini söyledi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov ise, iki ülkenin Suriye'deki pozisyonlarında farklılıklar olabileceği, ancak tarafların ortak payda arayışında olduğunu belirtti ve "Açık olan bir şey var: Terörist bölgesinin bu şekilde kalmasını kabul edemeyiz. Şam'ın politikası böyle ve bu kesinlikle doğru bir politika"dedi.

Bu açıklamalarla Moskova bir yandan İdlib'teki terörist unsurları ayırma görevini Türkiye'nin yerine getirmesi gerektiği -aslında geciktiği- bir yandan operasyonun kaçınılmaz olduğu ama diğer yandan da her şeye rağmen Ankara ile uzlaşı noktası arandığı mesajlarını veriyor.

Eğer Türkiye devrede bulunmasaydı, Rus ordusunun, Çeçen savaşında örnekleri sıkça görüldüğü gibi, İdlib'i şimdiye kadar çoktan yerle bir etmiş olacağını varsayabiliriz. Moskova'yı frenleyen Suriye'de hala Türkiye'nin yardımına ihtiyaç duyması ve aslında geçici nitelik taşıyan iş birliğine nokta konulması zamanının henüz gelmediğini düşünmesi. Üstelik, Türk-Amerikan ilişkilerinde "itiş kakış" yaşandığı bir dönemde Ankara'nın Suriye'deki taleplerine toptan "kırmızı ışık" yakılması Rus çıkarları açısından da hiç uygun bir an görünmüyor. Diğer yandan Moskova, "itiş kakış"a rağmen Türk-ABD soğukluğunun aniden özellikle Suriye'de iş birliğine dönüşmesi olasılığından rahatsızlık duyuyor ve Ankara'ya karşı gardını hiç düşürmemeye çalışıyor. Bu olasılık sadece "güven sorunu" yaratmakla kalmıyor, Rusya'nın hareket alanını kısmen daraltıyor.

Bu koşullar altında dört olasılık bulunuyor:

- İdlib'te sınırlı bir operasyon yapılarak HTŞ gibi radikal grupların hedef alınması

- Operasyon yapılmadan terörist unsurların bölgeyi terketmesi formülü

- Görüş ayrılıkları giderilinceye kadar operasyonun ertelenmesi

- Türkiye'ye rağmen İdlib'e topyekun bir saldırı düzenlenmesi

Zayıf bir olasılık ama eğer dördüncü madde gerçekleşirse bunu "Rusya'nın Türkiye'den artık bir beklentisinin kalmaması" olarak yorumlamamız dışında bir seçenek kalmayacak...

Ama Soçi zirvesinde tek gündem maddesi İdlib değil, Türk Akımı ve Akkuyu ile ilgili konuların da liderler tarafında ele alınması bekleniyor.