Tahtakurusu hikayeleri

18 Eylül 2018 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Genç tahta kurusunun keyfi yerindeydi; o kadar yerindeydi ki, sırtüstü duruyor olmak bile rahatsız etmiyordu o anda onu. Yanına gelen arkadaşı tahtakurusu bir çığlık attı onu görünce:

"Ayyy!" dedi. "Sırtüstü mü kaldın sevgili tahtakurusu kardeş? Dur yardım edeyim de düzelteym seni."

"Boşver arkadaşım! " dedi bizimkisi. "Zevkimden öyle duruyorum."

"Nasıl yani?" dedi diğeri.

"Valla" dedi bizimki. "Bugün o kadar çok kan emdim ki, keyfim yerinde. Böyle durmanın da ayrı bir zevki varmış gerçekten."

"Tuhaf!" dedi tahtakurusu. "Ben en son böyle kaldığımda öleceğimi zannettim neredeyse."

"Benim kadar kan emseydin, anlardın bunun ne kadar zevkli olduğunu. Baksana, bir deri bir kemik kalmışsın."

"Haklısın" dedi o da. "En son kaldığımız evden ilaçlama yüzünden zor attık kendimizi. Günlerce aç yaşamak zorunda kaldım. Bir sürü arkadaşımı kaybettim bu yüzden. Allahtan yaşlı tahtakurusu bizi yanına aldı da kurtulduk o sefil hayattan. Yarın onun gösterdiği bir yere gideceğiz, dediğine göre kanlı canlı insanlar yaşıyorlarmış orada."

"Hadi bakalım, şansın yaver gider inşallah" dedi bizim tahtakurusu. "Yaşlı tahtakurusu nerede? Göremedim onu bugün."

"Yeni yerler bulmaya gittiğini söylediler. "Bak! Geliyor yavaş yavaş."

Genç tahtakurusu, yaşlı tahtakurusuna büyün hürmet gösterirdi. Anne ve babasını büyük bir ilaçlamanın sonucunda kaybetmişti ve ona yaşlı tahtakurusu bakıyordu uzn bir zamandır. Onun geleceğini gördüğünde toparlanmak istedi.

"Bir omuz atsana" dedi diğer tahtakurusuna. Tahtakurusu, tahtakurusunu sırtüstü yatmaktan kurtardı böylece. Birlikte yaşlı tahtakurusunun yanına gittiler.

"Hoş geldin ulu ve yaşlı tahta kurusu!" diye seslendi bizimkisi önünde saygıyla eğilerek.Yaşlı tahta kurusu onu görünce gülümsedi: "Bayağı kan emmişe benziyorsun, bugün keyfin yerinde galiba" dedi ona.

"Evet, öyle" dedi bizimkisi. "Sayende kısa sürede toparladım kendimi, teşekkür ederim sana.

"Teşekküre gerek yok" dedi ulu ve yaşlı tahtakurusu. "Biz tahtakuruları her türlü zorlukta bir arada olmalıyız." Diğer tahtakurusuna dönerek: "Sizin için de harika bir yer buldum" dedi. "Yarın hep beraber gider, yerleşirsiniz."

"Teşekkür ederim ulu ve yaşlı tahtakurusu" dedi diğeri. "Hemen gidip bizimkilere haber vereyim."

O koşarak haber vermeye giderken bizim tahtakurusu sordu:

"Ulu ve yaşlı tahtakurusu! Dün akşam tahtakurularının kanının ememediği bir insandan bahsediyordun. Hiçbir tahta kurusu, onun kanının emmeye yanaşamamış. Bu insanın hikayesini duymak istiyorum senden, anlatır mısın?"

Yaşlı tahtakurusu pis kokan bedenini bir yere dayayarak anlatmaya başladı:

"Uzuunnn yıllar önce benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının  büyük babasının büyük babası ailesiyle birlikte bir okulun yatakhanesine dadanmışlar.  Gencecik çocukların, tazecik kanlarıyla günlerini gün ediyorlarmış. Bir gün yatakhaneye bir çocuk gelmiş, yeni bir çocuk. Anlatılanlara göre çocuk oldukça çirkin ve pis bir çocukmuş. Yatakhaneye geldiği gün benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının  büyük babasının büyük babası ailesiyle birlikte çok sevinmişler. Bütün çirkinliğine rağmen gürbüz bir çocuk olan bu çocuktan emebilecekleri kanların hayalini kurmuşlar bütün gün. Gece olup da el ayak çekildiğinde, benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının  büyük babasının büyük babası yeni gelen çocuğa yaklaşmış, ailenin reisi olarak ilk kan emme hakkı onunmuş çünkü. Çocuğa yaklaştıkca çocuktan yayılan kötü koku rahatsız etmiş benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının büyük babasının büyük babasını. Önce arkasına bakmış,acaba bu koku bizimkilerden mi geliyor diye. Ama arkasında kimse yokmuş. Çocuğa daha da yaklaşmış, ama bakmış ki koku gittikce artıyor. O zaman bu kokunun o çocuğa ait olduğunu anlamış. Son bir gayretle yanına gitmiş ama kendisinden çok daha pis kokan bu çocuktan kan emmeyi midesi kaldırmamış.

Bütün aile bireylerinin çocuklardaki kanlarla şenlik yaptığı o gece, benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının  büyük babasının büyük babası aç kalmış tabii ki. Bu durumu ailenin diğer bireylerine anlatmış, onlar da çocuğa yaklaşınca onun doğru söylediğini anlamışlar.

Sabah olup herkes uyanınca bu çocuk, herkesin hatır hatır kaşındığını görünce şaşırmış. Kokusundan dolayı yanına diğer çocukların da yaklaşamadığı bu çocuğun ısırılmamış olması diğerlerini şaşırtmışsa da oralı olmamış bizimkisi. Her gece diğer çocuklar ısırılırken kendisinin ısırılmaması bir yandan bu çocuğu bir yandan sevindirirken, bir yandan da üzmeye başlamış onu zamanlar: "Kanlı canlı bir çocuğum ben, acaba neden tahtakuruları beni ısırmıyor?" diye düşünür dururmuş. Diğer çocuklarsa günlerce yıkanmayan ve yatakhaneyi pis kokutmaya başlayan bu çocuğa kızıyor ve ondan uzak durmaya çalışıyorlarmış.

Gel zaman, git zaman bu çocuk sinirinden uyuyamaz olmuş. İlla kendini ısırtmak istiyormuş. Çünkü bütün arkadaşları tahtakurusu yüzünden hatır hatır kaşınır, kızarmış derilerini birbirlerine gösterirken, o sadece günlerdir yıkanmadığı için kaşınıyormuş.Son çare olarak tahtakurusu yakalamaya ve onları üzerine koyarak zorla ısırtmaya karar vermiş bizimkisi. Ama yakaladığı her tahtakurusu üzerine koyduğu anda can veriyormuş pislikten. Bakmış ki olmuyor, ısırılmış gibi orasını burasını kaşımaya başlamış diğerlerine göstermek için. Tahtakurularıyla kimse yokken konuşuyor:  "Isırsanıza lan, ısırsanıza beni!  Ben seneler sonra insanlara beni de yatakhanede tahtakuruları ısırmıştı demeliyim. Söylemeliyim bunu herkese" diye eline geçen tahtakurularını vücuduna atmaya devam ediyor ve tahtakurularının köküne kibrit suyu sıkıyormuş.

Her gün bir sürü arkadaşını kurban veren tahtakuruları çareyi  benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının  büyük babasının büyük babasına başvurmakta bulmuşlar. Benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının  büyük babasının büyük babası düşünmüş ve demiş ki: "Sevgili tahtakuruları, sevgili ailem! Görüyorum ki bizim bu pis çocuktan kan emmemiz mümkün olmadığı gibi, kendisi de bizim kan emmediğimizi görüp hırsını bizden çıkarıyor ve soyumuz tükenme tehdidiyle karşı karşıya. Ondan kan emerek yararlanamıyorsak da, başka yollar bulmalıyız. Şimdi size kararımı açıklıyorum: Bütün dişi tahta kuruları, (zor biliyorum ama) yumurtalarını bu çocuğun kıyafetleri içine bıraksınlar. En azından gittiği yerlere bu yumurtaları götürür ve hem bizim neslimiz başka yerlerde devam etmiş olur, hem de biz bu pis çocuktan intikamımızı almış oluruz."

Diğer bütün tahtakuruları bu öneriyi kabul etmişler, dişi tahtakuruları çok zor olmasına rağmen yumurtalarını bu pis çocuğun kıyafetleri içine bırakmışlar ve gittiği her yere farketmeden yumurtaları bırakmış çocuk. Zaman zaman çamaşırlarının içine yerleşen yumurtaların o pis kokudan kurtulmak ve o çocuğa kızgınlıklarını bildirmek için çocuğu ısırarak can verdikleri bile olmuş."

"Sonra ne olmuş? "demiş genç tahtakurusu. 

"Benim büyük babamın büyük büyük büyük büyük babasının  büyük babasının büyük babası ailesiyle birlikte, senin ailen gibi büyük bir ilaçlama sonucunda can vermişle. Bu hikaye de tahtakuruları arasındanesilden nesile anlatılagelmiş böyle."

"Ya çocuk?" demiş bizimkisi.

"Çocuğun ne olduğunu bilmiyorum ama yakın bir zamanda "Beni de yatakhanede tahtakuruları ısırdı" diyen bir insanın söylediklerini duyunca, bu hikaye geliverdi aklıma işte..." demiş ulu ve yaşlı tahtakurusu kahkahalarla gülerek...

İşte böyle!

Bu hikaye nesilden nesile tahtakuruları arasında anlatılır durur...

Ve illaki insanlardan biri de,  ne zaman birileri tahtakurusundan ve pislikten  şikayet etse, ortaya çıkar ve :"Beni de yatakhanede tahtakuruları ısırdı" der...

Durur...