Çıplak ayaklı varoş

18 Eylül 2018 Salı  |  MENTOR

Ben bir futbolseverim, futbolu ortak akıl oluşturduğu için seviyorum, gerek tribünde gerekse sahada ortak bir amacı paylaşan insanlar önceden tahmin edilemez sürprizlere açık bir amaca ulaşmak için mücadele ediyorlar.

Kolay ve basit, çöpten bulduğun kağıt ve iplerle yuvarlak yaptığın topla, mahalle arasındaki boş arsada, iki taşı aralarında mesafe bırakarak kale yaparak oynayabiliyorsun, tek ihtiyacın başka insanlar çünkü futbol tek başına oynanamıyor. Futbolun büyüsü bu; paylaşmak ve eşitlik başbakanla ayakkabı boyacısını aynı tribünde buluşturan da bu büyü.

Ayrıca çıplak ayakla kaldırımda koşan yetenekli çocuğun büyük servetlere ulaşmasını sağlayacak kadar da fırsatlara açık.

Ama ülkemizde büyü çoktan bozulmuş, biz futbolun paylaşmaktan gelen büyülü doğasını bir kenara  bırakıp kolay para kazanmak kısmına odaklanmışız ve paylaşmayı unutmuşuz, benim cebime ne girer derdine düşmüşüz. Paylaşmayı ve güzelliği değil kazanmayı amaçlamışız.

Kısacası futbol köyün güzelliklerini kaybetmiş ama kentli olmayı da başaramamış dar paçalarından çıplak ayakları görünen varoş kültürüne esir olmuş.

Sahada var gücünü göstererek, her şekilde mücadele ederek kazanmaları gereken paraları kimi başkana, kimi teknik direktöre kimi ona kimi buna yanlayarak kazanmış. Bu nedenle parayı ödeyen taraftarla paylaşacak ortak amaç ve mücadeleleri kalmamış çünkü onlar o temiz yüzlü helal kazanç sahibi insanların onlara duyduğu sevgiyi sahada  ödemek yerine ahbap-çavuş ilişkileri ile cebe atmayı tercih etmişler.

Köyün masumiyetini kaybetmiş, kentin sadece kazancına odaklanmış dar paçalı, çıplak ayaklı, görgüsüz, para ile adam olduğu fikrinde olan varoş ve çomar kültürü futbolun her yerine bulaşmış.

Necip Fazıl Kısakürek'i cadde ismi, Nazım Hikmet'i Rus, Sokrates'i futbolcu, okumayı ve öğrenmeyi bayağı, sanatı ve sanatçıyı fuzuli, görgüyü ve bilgiyi yok sayan, her şeyi olan ama hiçbir şeyi olmayan insanlar. Her şeylerini borçlu oldukları bu topluma hiçbir şey vermiyorlar, ne bir sosyal proje, ne bir eğitim katkısı ne bir sergi ne de bir burs. Bu topluma o kadar borçlu olmalarına rağmen askerlik bile yapmıyorlar, hatta vergi bile ödemiyorlar. Tüm dertleri almak, almak, almak bunu için de hiçbir çirkinlikten kaçınmıyorlar.

Nefret, hakaret, aşağılama, değersizleştirme, kötüyü ve çirkini yüceltme, taraftar düşmanlığından performans üretme, küfür, saygısızlık, yalan, popoyla top istop etme, eline gelen top için "Valla kafamla vurdum hocam" deme hepsi bunlarda.

Futbol o kadar düşkün durumda ki, tereddüt etmeden masum insanları öldüren kanlı katil bir örgüt taraftar toplamak için futbolu kullanmış, en zayıf olduğu günlerde futbolun popülizmini kullanarak geniş kitlelere ulaşmış. Ülkemizin varlığını tehdit eder duruma gelmesinde futbolun büyük sorumluluğu var. 

Tüm bu rezalete rağmen bunun içinde parçası olan insanlar ne özeleştiri yapmış, ne pişmanlık duymuş ne de sisteme bunu tekrar olmasını engelleyecek bir kontrol mekanizması kurulmuş. Hala futbolun içine sızarak taraftar toplayan insanların sokakta masum insanları öldürmesi ve buna neden olan insanların da hiçbir şey olmamış gibi sokakta dolaşması mümkün.

Elbette iyileri vardır ama genel tablo bu, bireysel olarak kimseyi işaret etmiyorum.

Bu arada kandırılan taraftar da varoş kültürünün darbesini yemiş, iyiyi ve doğruyu anlamaktan çok uzakta. Onlar da yaşamda kaybettikleri herşeyi  futbolda arıyor, kazanç, kariyer, para, yaşamın onlardan esirgediği her şeyin suçunu rakibe, rakip taraftara, hakeme bağlayıp nefretlerini yönlendirecek bir hedef arıyorlar. Oysa iyiye, güzele ve paylaşmaya yönlenip buradan sağlayacakları pozitif enerji ile yaşama daha güçlü tutunma şansları varken kötüyü tercih edip düştükleri çukuru biraz daha derin kazıyorlar. 

Fırsatçılar da bundan yararlanıp küfür, kavga, nefret, yalanla onları soyuyor.

Bu tablonun değişmesi için tek şansımız sadece Fenerbahçe değil, tüm Türk futbolunun tek şansı Ali Koç. Yedi düvel varoş karşısına dikilmiş durumda ama ben mavi gözlülere güvenirim onların yedi düveli tek başına diz çöktürmek gibi bir özellikleri vardır.

Ve evet ben basketbolu seviyorum, sahada birbirinin gözünü çıkarıscasına mücadele ederken maç bitince birbirine kardeş gibi sarılan saygı beni kendimden geçiriyor. Her ne kadar son zamanlarda basketbolu futbollaştırmak için çırpınan varoş ağaları olsa da hala saygı, sevgi ve kalite var.