Bir işçinin 'kazara' ölümü

19 Eylül 2018 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Bir işçi barakasının içindeyiz. Ortamı zorla aydınlatan bir ampül ışığında işçilerin ranzaları seçilmektedir. Yan devrilmiş bir kaç iskemle, yerlerde atılmış izmaritler ve geri planda çalan arabesk bir şarkının güçlükle duyulan nağmeleri; ve kendi aralarında konuşan bir sürü insanın konuşmaları kulakları tırmalamaktadır. Bütün kalabalık barakanın ortasında toplanmıştır ve yerde olduğunu düşündüğümüz şeye bakmaktadır. Okkalı bir küfrün etkisiyle kalabalık kenarlara doğru dağılır. Yerde hareketsiz yatan birini görürüz. Herkes yerde yatanın ölü olup olmadığını birbirlerine sormaktadır.

Kimisi ellerini başlarının arasına alarak yerde yatana bakar, kimisi yataklarına doğru geri çekilir.O anda geri planda duyulan arabesk şarkı kesilir ve bir orkestranın davullarının sesleri kreşendo olarak yükselirken birdenbire kesilir.

Derin bir sessizliğin ardından barakanın dışından başka sesler  duyulmaya başlar bu kez. Ambülans sesleri, birbiri ardına fren yapan arabalar, araçlarından inen  ve koşuşturan insanların ayak sesleri gittikçe yaklaşmaktadır.

- Geliyor, Savcı geliyor, açılın! 

Takım elbiseli bir kişi  ve arkasından kalabalık bir insan grubu içeri girer. Takım elbiseli adam elindekı çantasıyla yerde yatan kişiyi işaret eder:

- Öldü mü?

- İtiraz ediyorum Sayın Savcım! Basit bir ölüm vakasını bu kadar büyütmeyelim, rica ediyorum.

Barakadaki herkes, barakanın en karanlık köşesinden gelen bu sese döndürür başlarını.

- Siz kimsiniz ve ne hakla benim işime müdahale ediyorsunuz?

Şık giyinmiş ve ellili yaşlarını çoktan geçmiş bir adam, karanlığın içinden sıyrılarak çıkar ve yerde yatan kişinin yanına gelir ve elini uzatıp Savcı'nın elini sıkar:

"Bendeniz efendim, gazeteci taifesindenim. Köşe yazarı demek daha doğru olur tabii ki. Vakti zamanında kaptığım köşemi senelerdir kimseciklere bırakmadığım gibi, gelen her iktidara yalakalık yapma konusundaki uzmanlığımı cümle alem bilmektedir.Sizi, siz Sayın Savcı'yı bir yanlıştan döndürmek için bulunuyorum" der gazeteci Savcı'nın önünde yerlere kadar eğilerek.

- Beni meşgul etmeniz hiç hoş değil, lakin söyleyeceklerinizi dinlemek isterim.

- Saygıdeğer Savcım! Yerde yatan bu zavallı işçi parçası ve bu barakada gördüğünüz pislik içinde yaşayan arkadaşları sizi yanıltmak isteyeceklerdir; öncelikle bunun için uyarmak  istiyorum sizi.

- Ne demek istiyorsunuz Yazar ya da her neyse Bey.

- Savcı Bey! Esprili tavrınızı sevdim;lakin benimle konuşmalarınıza dikkat etmezseniz eğer, kendinizi kim biliiirrr...

- Uzatmayın da söyleyin ne söyleyecekseniz.

- Sayın Savcı bu yerde yatan kişinin arkadaşları, siz incelemenizi yaptıktan sonra ısrarla size bu kişinin bir kaza değil, bir cinayet sonucu öldüğünü söyleyecekler;işverenin kendilerini zor koşullarda ve uzun sürelerde çalıştırdığını, kötü şartlarda yaşadıklarını, tahtakurularını, gelmeyen sevisleri, ödenmeyen maaşları, işten çıkarılan arkadaşlarını anlatacaklar.

(Etraftakilerden yükselen itiraz ve kızgınlık sesleri)

- Bakınız, daha şimdiden bütün kinlerini bana yönlendirmelerini görüyor musunuz? Çekilin, çekilin yahu, dokunmayın bana!

Savcı yerde yatan işçi üzerinde incelemesini yapar. Sesler hala devam etmekte ve işçinin arkadaşları Savcı'ya ölümün nasıl olduğunu anlatmaya çalışırlar:

- Servis beklerken, geri geri gelen aracın çarpması sonucu...

- Bu kaçıncı Sayın Savcım?

- Geçen hafta... kişi, önceki hafta... kişi!

- Yağmur altında saatlerce bekliyoruz Sayın Savcım!

- Kilometrelerce yolu yürümemizi istiyorlar bizden!

- Sağlıksız koşullarda yaşıyoruz, maaşlarımız aylardır ödenmiyor!

- Yalancılar, susun, susun! Sayın Savcım, bu işçi parçaları fırsatını bulur bulmaz iftiralara başladılar bile. Bakın, efendim nasıl da karşınıza geçmişler ve iğrenç bir şekilde kaşınıyorlar. Güya tahtakurusu olduğunu söyleyecekler burada. Geçin efendim, geçin! Benim okul zamanımda vardı tahtakurusu, ısırdıysa beni de ısırdı değil mi efendim?

- Yazar Bey, gitmek zorundayım, üzgünüm; eğer söyleyeceğiniz başka şeyleriniz varsa köşe yazılarınızda yazarsınız, okuruz biz de.

- Yazıyorum zaten efendim, hep yazdım. "Kaç senedir burada çalışan bu işçilerin hiç bir sıkıntısı yoktu da açılışa günler kala bu zavallılar birden bire neden şikayetlerde bulunuyorlar?" diye ilk soran bendeniz değil miyim? Ne zaman bir işçi eylemi olsa öküz altında buzağı arayan ben değil miyim? Bakınız bu koskaca tesis açıldığında bunlar gibi binlercesine iş sağlayacakken, bu zavallıların "hak, adalet, işçi cinayeti diye ortalığa çıkmalarının altında yatanı benden daha iyi kim bilebilir? Eğer biz bunlara fırsat verirsek, sendikalı oldukları gerekçesiyle işten atılan bir sürü solcunun yapacakları eylemlere nasıl engel oluruz? Bakın efendim, bakın; şimdi gelen habere bakın! Bursa'dan yürüyüşe geçen işçiler İstanbul'da oturma eylemi yapıyorlarmış, ama bu düpedüz felaket. Kapitalizmin ve bir kutsal din gibi senelerdir tapındığımız liberalizmin çökmesine, bu işçi parçalarının isteklerini dinlersek nasıl mani olabiliriz söyler misiniz? Bu utanmazlar, sonra gelirler, sanki bizden daha çok biliyorlarmış gibi bizimle siyaset tartışırlar; gelirler, köşelerimize el koyarlar; gelirler rezidanslarımızdan bizi çıkarmak isterlerse ne olur ey Sayın Savcı?

- Yani bir işçi cinayeti olduğunu söylemeyelim mi?

- Güldürmeyin beni Sayın Savcım. Diyelim ki burada bir işçi cinayeti yaşandı ve bu tescillendi tarafınızdan, sonrasında bütün bu olanlarla toplumun ilgileneceğini mi sanıyorsunuz? Bu toplum ne cinayetleri unuttu Sayın Savcım. Soma'yı hatırlatırım size. Birkaç kişi dışında kimin umurunda toprak altında kalanlar? Toplum için yaşamak Tv ekranlarında seyrettikleri sörvayvırdır Sayın Savcım.

Savcı arkaına bakmadan çıkar, onunla birlikte gelenler de onunla birlikte çıkarlar. Araçlarına koşanların ayak seleri, çalışan ve hareket eden araçların sesleri duyulur yine. İşçilerle başbaşa kalan yazari kendisine kızgın gözlerle bakan işçileri görünce işçilere çarpa çarpa barakadan çıkmaya çalışır.

Aynı anda duyulan polis ve jandarma araçlarının siren sesleri kaplar ortalığı. Koşuşturmalar sesleri, havaya sıkılan silahlar, işçilerin protestoları.. Jandarmalar ellerinde tüfekleriyle barakaya girerler ve içeridekileri dışarı çıkarmaya zorlarlar. Askerler son işçiyi de barakadan çıkarırlarken yerde yatan işçi kalır ortada bir tek. Protesto sesleri  ve sloganlar gittikçe artmaya başlamıştır. Yüzlerce kişi gözlatına alınır...

Bir işçinin kaza(!) sonucu ölümü,yalaka yazarlara rağmen, tüm duyarsızlıklara ve tüm yalanlamalara rağmen,  büyük ve haklı bir işçi eyleminin fitilini ateşlemiştir artık...

Geri dönüş yoktur...