İdlip ve 'cihatçılar'

26 Eylül 2018 Çarşamba  |  GÜNLÜK

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin'in 17 Eylül'de Soçi'de üzerinde uzlaştığı İdlib Mutabakatı'ndan sonra top Türkiye'nin sahasında. Ankara kendi yol haritasını silahlı gruplara nasıl kabul ettirecek? "Terör örgütleri" listesinde olanlar ne yapacak? Alınacak kararlar sadece Suriye değil Türkiye'nin güvenliğini de ilgilendiriyor.

Mutabakatla Türkiye'nin üslendiği misyondaki kritik noktaları hatırlatırsak;

İdlib'in etrafında Suriye ordusu ile silahlı grupları ayıran 15-20 kilometrelik silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulacak.

10 Ekim'e kadar tank, roketatar, top ve havan gibi ağır silahlar bu bölgeden çekilecek.

15 Ekim'e kadar tüm "radikal terörist gruplar" silahsızlandırılmış bölgeden uzaklaştırılacak.

2018'in sonuna kadar M4 (Halep-Lazkiye) ve M5 (Halep-Hama) otoyollarının güvenliği sağlanıp trafiğe açılacak.

Tampon bölge, M5 ile M4'ün güzergahını güvenceye almıyor. M5 Serakıb, Maaret el Numan ve Han Şeyhun'dan, M4 ise Eriha ve Cisr el Şuğur'dan geçiyor. Tampon bölge bir yana bu iki yolun açılması için çok sayıda örgütün ikna edilmesi gerekiyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "terör örgütlerinin nasıl çıkartılacağı ya da pasifize edileceği" konusunda Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT), Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özel Kuvvetler'in sahada Ruslarla çalıştığını söyledi. Sözcünün sözünden anlaşılan ya ikna olacaklar ya da tasfiye edilecekler! Ama nasıl?

Cihatçılar arasında Türkiye tartışması

Radikal örgütlerin takınacağı tutum Türkiye'nin ne ile karşı karşıya olduğunu gösterecek. Türkiye'nin nüfuzu altında olan Ulusal Kurtuluş Cephesi bileşenleri "açık çek" sunmasa da plana zorluk çıkarmaktan yana durmuyor. Cephe ihtiyatlı destek sundu:

Cephede Ahrar el Şam, Nureddin Zengi, Feylak el Şam, Ceyş İdlib el Hür, Ceyş el Nasr, Sukur el Şam ve Ceyş el Ahrar gibi örgütler yer alıyor.

Fakat planın asıl hedefinde yer alan örgütler ise küresel El Kaide ağıyla iletişim ve etkileşim içinde olan gruplardan oluşuyor. Çekilme meselesi hem İdlib'deki örgütler içinde hem dışarıda cihadi-selefi çevrelerde tartışılıyor.

Birincil muhatap İdlib'in yüzde 60-65'ini elinde tutan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ). Örgütün etkili isimleri Soçi mutabakatını reddetse de HTŞ liderliği tam olarak ne yapacağını deklare etmiş değil.

HTŞ'nin önde gelen isimlerinden Mısırlı Ebu Yakzan, Mısırlı Ebu Feth el Fergali, Iraklı Ebu Maria el Kahtani, Şeyh Ebu Zübeyir el Gazi ve eski siyasi büro başkanı Zaid el Attar plana şiddetle karşı çıkıyor. Fergali silahların teslim edilmesini isteyenleri 'düşman', teslim edenleri de 'dinen hain' ilan etti. Ebu Yakzan da "Önce silahları isteyenlerin boynunu vuralım" dedi. Ebu Zübeyir el Gazi de silahsızlandırılmış bölgenin kendilerini korunmasız kılacağını ve rejime saldırma olanaklarının kalkacağını kaydetti.

Cihatçı gruplar arasında "akil adam" muamelesi gören ve kendisini "Mekkeli Muhacir Kardeş" olarak takdim eden Abdullah Müheysini de "Silahınız namusunuz gibidir" deyip planın Ehli Sünnet'in geleceğini tehlikeye atacağını, bu yüzden komutanların iyice düşünmesi gerektiğini söyledi.

Cihatçıların kulak verdiği Suriyeli Şeyh Abdurrezzak el Mehdi de Türkiye'ye dokumadan Rusya ve İran'ı düşman ilan edip herkesi silahlara sıkı sıkıya sarılmaya çağırdı. Mehdi'ye göre silahları bırakmak teslim olmak demek. HTŞ'nin haber ajansı İBA da anlaşmayı, Srebnenitsa katliamına yol açan silahların teslim sürecine benzetti. Henüz işbirliğine dönük mesaj veren çıkmadı.

Cihatçılar arasındaki Türkiye tartışması TSK'nin İdlib çevresine 12 kontrol noktası kurduğu süreçte yoğunlaşmıştı. Küresel cihadın ideologları arasında Şeyh Ebu Katade el Filistini, Türkiye'nin kontrol noktaların kurmasını onaylarken, Ürdünlü Ebu Muhammed el Makdisi ve eski Nusra imamı Sami el Uraydi, Türk ordusunun bölgeye girmesine izin verdiği için HTŞ'yi suçluyordu. İdlib operasyonu yaklaşırken de Türkiye, savaşı bertaraf etmek için kendisini feshetmesi yönünde HTŞ'yi kıskaca aldı. Örgüt buna direndi. Bir kanat gerekirse Türkiye ile de savaşı göze almaktan bahsediyordu.

HTŞ yol ayrımında

HTŞ ya radikal kanada kulak verip savaşı göze alma pahasına tampon bölgede direnecek ya da maslahatı gözeterek daha güçlü olduğu Türkiye sınırlarına çekilecek. Mutabakatta "Terörist örgütler silahsızlandırma bölgesinden uzaklaştırılacak" deniliyor ama İdlib'in geri kalan bölgelerindeki statükoyu bozacak bir şey söylenmiyor. Hatay'ı çevreleyen bölgeler tamamen HTŞ'nin kontrolünde. Türkiye ile daha 'uyumlu' örgütlerin hâkimiyeti İdlib'in güneyi, kuzeydoğusu ve orta kesiminde birkaç parça. İç içe oldukları çok sayıda bölge de var.

HTŞ'nin 12 kontrol noktası kurulurken, Türkiye'nin saha unsurlarıyla temas halinde olduğu dikkate alındığında, örgütün pragmatist bir tavırla uyumlu davranması tamamen ihtimal dışı da değil. Fakat bu eğilime direnç de hayli güçlü. Karar, çekilmeden yana çıkarsa radikal unsurlar bir kez daha yollarını ayırabilir. "Direnelim" denilirse Türkiye destekli gruplar eliyle tasfiye seçeneği ile karşı karşıya kalabilirler. Kâfi gelmezse TSK'nin doğrudan müdahalesi gündeme gelebilir. Bu da Türkiye'yi savaşın doğrudan parçası haline getirir. Ya da Türkiye, kendi planından çekilip direnen grupları Rusya ve Suriye ordusunun insafına bırakmak durumunda kalabilir.

(Fehim Taştekin, BBC Türkçe)