Kafes...

27 Eylül 2018 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Kafesini arayan kuş yoktu bir zamanlar.

On binlerce, yüz binlerce yıl kafesin ne olduğunu bilmedi insanlar, kafes diye bir ihtiyaçları olmadıydı hiç.

Sonra bir gün...

Öyle apansız değil, azar azar biriktirerek, kendi dünyasını tellemeye başladı insanoğlu, telleme dediğim düpedüz tel değil tabii ki, sınırı icat etti insanoğlu. Sınırsız bir ufuk varken önünde ve beynin, yüreğin sınırı olabileceği gibi bir saçmalık hiç gündeme gelemezken, daha uzaklara, en uzaklara diye yollara düşmesi gereken insanoğlu BENİM olsun da isterse küçücük olsun kurnazlığını icat edip sınırladı kendi dünyasını.

Güneşin etrafında dönen dünya artık kocaman değil ve fakat kozmos içinde denizde damla kadar, belki de o kadar bile olmayan insan, dünyayı sahiplenmek açıkgözlüğü ile kendi fiziki boyutlarına indirgedi dünyasını ve sınırladı. Artık kendinin olan, sahibi olduğu bir dünyası vardı, varsın harnıptan taşa olsundu, onundu ya o, ona yetiyordu

Kendini kafeslemek belki de ilk icadıydı insanoğlunun, kendini kafesledikten sonra başka herşeyi kafeslemek kurnazlığın kaçınılmaz adımlarıydı ve atılmaya başlandı.

Burası benim dedikten sonra, aklına, başka yerler de niye benim olmasın sorusu düşecekti insanın hele de kalabalıklaştıkça.

Bizim kavramının benim kavramı ile tam bir kavram kargaşası içinde sarmaş dolaş halvet olması an meselesi bile değildi ve oldu.

Bizim olan topraklar aslında kimindir? Bizim takım olan Manchester United takımının Amerikalı bir sahibi varken ve İngiltere'yi kendi memleketi zanneden "British" vatandaşının kendisi, karşı iken savaşlara gönderilmesinin altında yatan hikmet ne ola ki?

Muhabbet kuşları kafessiz yaşayamıyor mu artık?

Komşunun kafesinden firar eden yeşil mavi, sarışın muhabbet kuşcukları diğer komşunun kafesinin üstüne konmazlar mı gelin beni kafesleyin diye?

Yapıyorlar, çünkü kafeslenmek tabiatlarını bozdu bir kere.

Ya biz?

Kim kafesliyor bizi kafesin icadından binlerce yıl sonra ve insanoğlu uzayın sırlarını! keşfedecek akla ve bilgi birikimine ulaştıktan sonra?

Bilgi ve bilim sandığımız her şeyin ne kadar rolü var kafesimizi arıyor olmamızda?

Kafesi de kuşun hayatına dahil eden bizler için, ne yazık ki kafeslenmek artık sıradan bir hale dönüştü de hiç farketmeden kafesimize, kafeslerimize tutkuyla bağlanır olduk.

Evimizle kuşun kafesi arasındaki farkları hangimiz sayabiliriz ki? Evet biliyorum kuş kafeslerinde garaj yoktur da, o binayı bizim için evimiz yapan şey garajı ise örneğin kafesimizde mutlu huzurlu yaşıyoruz ki hey maşallah.

Okulları çocukların kafesi midir, değil midir, ya yavruların kreşlere bırakılmasının tek nedeni güvenli (fiziki açıdan) bir mekâna bırakılması değil midir?

Kafesindeki kuşlar da uçmayı bilir ve uçmayı bilmekle uçmak aynı şey midir?

Özgürlüğün ne olduğunu biliyor, tanımını dahi yapabilir de, özgür müdür acaba?

Eşyalarımız ile aramızda kurduğumuz ilişkiyi irdelemeye durursak eğer, kumanda cihazının eri, erbaşı olduğumuz sonucu çıkarsa ortaya, uzaktan kumanda cihazı tarafından kafeslenmiş olamaz mıyız acaba?

Kafesini kuşların sevdiğini zannetmiyorum da...

İnsanoğlu ile sevmek eylemi arasındaki ilişkinin de irdelenmesi gerekmiyor mu?

Kafeslerimizi seviyor muyuz yoksa?