Beyaz Zambaklar Ülkesinde

28 Eylül 2018 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Rus yazar Grigori Petrov'un, Finlandiya'nın, bir avuç aydının çaba ve fedakarlıklarıyla nasıl bir refah ülkesi haline geldiğini anlattığı önemli bir eser. 

Esas itibarıyla kurguya dayanılarak yazılan Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitapta söz edilen kişiler ve olayların gerçekle bir ilgisi bulunmuyor.

Önder bir aydın olan Snellman'a mal edilen düşünce ve açıklamalar da aslında yazarın kendi hayal gücü ve anlatımlarına dayanıyor. Bununla birlikte kitapta bahsedilen olayların Finlandiya'nın gelişim öyküsü ile benzerliği veya ilişkisi olmadığı anlamına gelmiyor bu.

Bugün Finlandiya dünyada en iyi eğitim sistemini uygulayan ülkelerden biri olarak biliniyor. Eğitim ve kültürel zenginlik çabalarının Finlandiya'nın gelişmesinde ve refaha ulaşmasındaki kilit rolü kitaptaki anlatımla örtüşüyor.

Kitap öncelikle kahramanlar ve kitlelerin nasıl etkileştiğine ilişkin bir tartışmayla başlıyor. Bu konuda iki görüş ön plana çıkıyor. Bunlardan biri kahramanların kendi başlarına ülkelerin ve ulusların kaderini büyük ölçüde değiştirebileceklerine dair görüş. İkincisi ise halk kitlelerinin asıl belirleyici olduğu, bütün olaylara yön, nitelik ve tarz verenin halk kitlelerinin kendisi olduğunu ileri süren diğer görüş.

Birinci görüşe göre kahramanlar kitleleri ateşleyip canlandırıyor ve kendi uluslarından aldıkları ateşle tutuşturuyorlar onu. Snellman her iki görüşe de haklılık payı veriyor bir bakıma.  Ona göre bir ülkenin refahının, devletin gücü ve erdeminin, tek tek kimselerin, hükümetlerin iradesine değil bizzat yurttaşların iradesine bağlı olduğunu gösteren en iyi örneklerden biri, kaderini belirgin bir şekilde değiştiren Finlandiya. 

Yazara göre ulusların gelişmesinde özellikle aydınlar, entelektüeller, öğretmenler ve eğitim kurumlarının çok büyük bir rolü bulunuyor. Finlandiyalıların "okullar bizim en büyük zenginliğimizdir" şeklindeki sözüne yer veriyor ve bunun doğal zenginliklerden çok daha kıymetli olduğunu söylüyor.

Çünkü yüksek medeniyet seviyesi öncelikle büyük halk kitlelerinin ilerlemesine, aydınlanmasına ve onların ortak değeri olmasına bağlı bulunuyor. Eğitim seviyesi yetersiz, dengesiz ve eşitsiz olan bir toplumun yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşması da bu bakış açışından olası görülmüyor.

Aydınların önderi konumundaki Snellman entelektüellere ve aydınlara büyük bir rol biçiyor. Onlara şöyle sesleniyor: "Siz ulusun aklını, ulusun iradesini ve enerjisini, ulusun vicdanını uyandırmakla yükümlüsünüz." 

Ve genel olarak Snellman'ın şu seslenişi ilginç görünüyor: "İster bürolarda çalışın, ister tüccar olun, istediğiniz işi yapın ama canlı bir ruha ve yüksek bilgilere sahip kimselerin gerekli olduğu yerleri işgal etmeyin!"

Bu tespit bir çok gelişen ülke açısından kurumların ve kurumlarda önemli yerler işgal eden kişilerin konumlarına ilişkin çok önemli bir gerçeği dile getiriyor. Zira bu kurumları belli bir seviyeye getirecek ve gerçek işlevlerini açığa çıkaracak oralardaki yetkililer olacağına göre bunların da en iyi kişilerden, en enerjik, en fazla bilgiye ve yeteneğe sahip olan kişilerden seçilmiş olması gerekiyor.

Snellman'a göre çocukların ve gençlerin eğitiminde ve gelişmesinde aile ve anne babaların büyük rolü bulunuyor. Şöyle sesleniyor onlara: "Anne babalar, içtenlikle düşünün ve söyleyin, çocuklarınızın karakterlerinin meydana çıktığı ve şekillendiği aile ortamlarınız yeterince akıllı ve ahlaki mi?"

Yine Snellman'a göre köylülerin, işçilerin ve tüm yurttaşların aydınlanması büyük önem arz ediyor. Halk kitlelerinin aydınlanmamışlığı en temelde devletin kabahatidir, onun kendini aldatmasıdır, diyor Snellman. 

Kitabın Atatürk tarafından da beğenildiği ve özellikle askeri okullarda okutulmasını istediği söylenmektedir.

Samih Güven

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın