'Şimdi gazetecilik zamanı'

01 Ekim 2018 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Kelimesine kelimesine aynı manşetlerle çıkan gazetelerimiz, aynı bakış açısıyla, sorgulamaya gerek duymadan yayın yapan haber kanallarımiz var artık. Son 15 yılda Türk medyası büyük bir dönüşüm geçirdi ama aslında bugün ulaştığımız yolun taşları çok önceden döşenmişti. "Yeni Türk medyası"nda mesleği büyüklerinden öğrenen, toplumu bilgilendirme sorumluluğu taşıyan, soran ve sorgulayan, haberle yorumu karıştırmayan, özel haber peşinde koşan ve rakipleri "atlatma"nın heyecanını duyan gazetecilere artık yer yok...

Ümit Aslanbay, 35 yıldır mesleğin içinde bulunan, önde gelen gazete ve televizyon kanallarında çalışmış, programlar yapmış, kitaplar yazmış deneyimli bir gazeteci. Aslanbay'la Doğan Medya'nın satışını, Cumhuriyet'teki gelişmeleri ve genel olarak medyanın içinde bulunduğu durumu konuştuk:

- Doğan Medya'nın Demirören Grubu'na satılması sizce Türk medyası açısından bir dönüm noktası sayılır mı, yoksa genel tablo değişmedi mi?

- Doğan Medya'nın, Demirören Grubuna'a satılması, zoraki satışı ya da devredilmesi dönüm noktası değil, sonuç. 1980 sonrası başlayan ve medyanın fokur fokur kaynayarak, nihayetinde bugün buharlaştığı nokta. Aydın Doğan, 1980 öncesinin "en yeni" medya patronu iken, 1980 sonrası yıllarda "en eski" patronu haline geldi. Ücretleri kontrol altına aldı, başka işlerini gazeteciliğe bulaştırdı, ne rakip bıraktı, ne sendika, ne de sendikalı gazeteci.  TÜSİAD'cı, iş takipçisi, önceliğini kamunun haber almasında değil, patronun menfaatlerinde gören bir gazetecilik yapma biçimini ortaya çıkarttı. Patronunu, şirketlerini, onun çevresini ve iş ilişkilerini bilen, bunları gazetecilik yeteneği ve erdemi haline getiren yeni bir gazeteci tipi yarattı. Üstelik bu tipler, çok para kazanan, çok para kazandığı için övünenlerdi. Eskilerden devşirilmiş eskiler ve yeniler, yerinden haber yapmaları bıraktırılmış, yazar olacakları günleri bekleyen muhabirler. Dönüm noktası bütün bunlardır ve elbette yıllar almıştır. Demirören'e satıldığı gün, olsa olsa final sahnesinden bir bölümdür.

- Yani daha devamı var?..

- Aydın Doğan'ın kendine sakladığı, akıl hocalığına soyunmuş, eski gelenekten kalan son gazeteciler de onunla beraber gitti, hala da birer birer meydanı terkediyorlar. Düşünürseniz isim isim bulabilirsiniz. Doğan'ın kurduğu imparatorluğun baş ideologu ve bazıları ise, bugün herhangi bir gazetecilik kaygısı gütmeden, gazetecilik yapmamalarına gerekçe dahi göstermeden, sağlamlaşan yeni pozisyonlarında suya sabuna dokunmadan arsızca yazmaya devam ediyorlar. Özal zamanında icat ettikleri, "Ama Türkiye'de iyi şeyler de oluyor" cümlesindeki "Ama" ve "de" sözcüklerini de attılar. Oyunun komik tarafını ise sanki Doğan/Demirören medya grubundan atıldıktan ya da ayrıldıktan sonra iktidarı kıyasıya eleştirmeye başlayanlar üstlendi. Magazin gazeteciliğinin zıvanadan çıkarılmasından, mankenlerin haber sunmasından, yorum yapmasından, her konuyu bilen köşe yazarlarının spor sayfalarında teknik direktörlüğe soyunmasından, onlar sorumlu değil sanki. Eleştiri haklarıdır; ama bu tablo onların eseridir. En acımasız iddia ise şudur: Yeni dönemde su üstünde kalmayı beceremediler. Becerseydiler, "Majestelerinin muhalefeti" olmayı, muhalefetmiş gibi görünmeyi sürdüreceklerdi. Her fırsatta ana muhalefet partisini eleştirmeyi ihmal etmeyerek tabii...

- Tek neden Aydın Doğan mı?..

- Basının/medyanın bu kadar değiştirilmesinin, ele geçirilmesinin ya da içten düşürülmesinin tek nedeni elbet Aydın Doğan değil. Cem Uzan'dan Dinç Bilgin'e, Erol Aksoy'a, Asil Nadir'e... Onlarla menfaat temelli işbirliğine soyunan, yol gösteren gazeteci ve yöneticilere, siyasi iktidarlara herkesin payı ve sorumluluğu var. Ancak, Aydın Doğan sonradan işadamı olarak girdiği basında, gazeteciliği, gazeteciyi ve rakiplerini yok ederek, 1980 sonrası başlayan neo liberal şekillenmede, bilinçli ya da bilinçsiz bugüne gelinmesinde belki de en önemli rolü oynamıştır. Yanı başından ayrılmayan gazeteci "teorisyen"leri de bu arada onu hem meşrulaştırdı, hem de her eylemini gazetecilik adına haklı gösterdi. 

- Son dönemde bir kesim gazeteleri, haber kanallarını izlemeyi bıraktı. Siz gazete okuyor musunuz, haber kanallarını izliyor musunuz?

- İzliyorum. İzlemek, okumak gazeteci için bir refleks. Okumak işimiz. Değişen ne var diye sorarsanız, sadece başlığını, ilk bir kaç satırını, spotları okuyarak gerisini okumaya ihtiyaç duymadığım haberlerin sayısı bir hayli arttı. TV haberlerinde durum daha vahim. Seçilmiş haberleri izlemek tam bir işkence halini alıyor. Hele bunları, "Türkiye'de iyi şeylerin olduğunu anlatmak istiyorum" diyen ve gazetecilikten (habercilikten) geldiğini iddia eden, gazetecilikten bihaber bir "meslektaş" sunuyorsa... Eziyet katlanıyor. Şimdi sorununuzun yanıtına gelecek olursak; Bana göre,  gerçekten de Türkiye'de ciddi bir şekilde haber izleyen önemli kesim haber izlemeyi, gazete okumayı bıraktı. Çünkü bir şey öğrenmediği gibi, gazeteler TV'ler bir tür propaganda makinası gibi çalışıyorlar. Bırakın satın alınıp okunmayı, itici hale geldiler. Okuyan insanlar kaçmaya başladı. Böyle bir kesimin okumaktan, izlemekten de öte bir çok şeyi bırakarak kentleri dahi terkettiğini yazıp çizenler var.

-Gerçek haber izleyicisi derken, kimleri kastediyorsunuz?

- Geçmişe takıntılıyım. Yine filmlerdeki gibi bir "geri dönüş" yaparsak. "Türkiye'de iyi şeyler oluyor" mottosu ile "haber" kibarca sansürlendi. Bunun mükemmelleşmiş hali, "Biraz da eğlensek ne çıkar?" haberciliğiydi. Tabii aslında rating ve tiraj savaşının bir sonucuydu bu durum. Türkiye bir dönem cinli perili, cüceli devli, mankenli, şarkılı-türkülü prodüksiyon "haberlerle" tanıştı. "Televizyon haberciliği" diye bir kavram ortaya çıktı. Onların yardımıyla ezici bir çoğunluğa "Haber" diye skeçler, kısa eğlendirici prodüksiyonlar yutturuldu. Bu, bizim de içinde bulunduğumuz gazeteci kuşağı tarafından yıllar önce yapıldı. Ancak o yıllarda da bütün bunları reddeden, haberi arayan, bulan, izleyen az sayıdaki vatandaştan söz ediyorum, gerçek haber izleyicisi derken. Onların azınlığa düşmesinin sorumlusu ve yaratıcısı da bugünkü iktidar değil. O meyvesini yiyor. Bügun tamamen dikensiz hale getirdiği bu gül bahçesinde istediği gibi dolaşıyor. Azınlıktaki  "gerçek haber izleyicisi" de artık gidiyor. "Vatandaşın" kalmadığı, yerine "tüketicinin" konduğu toplumda zaten "haber" de kalmıyor. Eşyanın tabiatı. 
 
-İnternet medyasında düzeyin bu kadar düşük olmasının nedeni ne?

- Güvenilir değil, doğru bilgiyi süzmek zahmetli iş, bilgi kirliliği var. Okuyanlar, izleyenler güvenemiyor. Bütün dünyadaki gibi. Herkes gazetede, konvansiyonel mecralarda haber görmek istiyor hala. -Ki güvenebilsin... İkinci olarak, bu ülkede akıllı cep telefonu satışları bir çok ülkeden daha fazla olabilir. Ama bu telefonlardan kaç kişi haber veya  ilgili bir internet sitesi izliyor acaba? Daha merakla ve yoğun olarak izledikleri konuları ve siteleri ise araştırmaya bile gerek duymadan tahmin edebiliriz. Dünyada da benzer bir durum var. Reklam pastasında internetin daha çok pay alması bu durumla çelişmiyor, tersine oluşturulan yeni medyayı doğruluyor. Tüketiciye ulaşmakta başarılı olduğunu gösteriyor. Sonuçta Türkiye için konuşursak, gezegenlere yol yapılabileceğine ya da dünyanın en güçlü ülkesi olduğumuza inananların hiç de azımsanmayacak bir kalabalık teşkil ettiği (çoğunluk ise hiç şaşmamalı) bir ülkeden söz ediyoruz. Zaten, internette varolan bu oran da düşecek gibi görünüyor. Çünkü internet medyasına da RTÜK denetimi geliyor. Hani kurulmasını zamanında medya sahipleri ve üst düzey yöneticilerin ayakta alkışladığı RTÜK'ün denetimi buraya da yayılıyor. Sansür alanları ve devlet büyüyor, haberle birlikte, şimdi yeri geldiği için kullanıyorum "sivil" alanlar küçülüyor, daralıyor. Bazılarının yıllardır anlamamakta ısrar ettikleri, bir paradoks sandıkları için başka türlü söyleyeyim. Devlet büyüyor, kamu alanları küçülüyor, yok ediliyor. Birey değil.
 
 

- Cumhuriyet Vakfı'ndaki değişiklik sonrası yaşanan gelişmeler kamuoyunun kafasını karıştırdı. Sizce Cumhuriyet'te gerçekte ne oldu?

- Cumhuriyet'te yaşanan en basit anlatımıyla şu: İlhan Selçuk'un ölümünden sonra gazetenin politikasını belirleyen en yetkili organ olan Vakıf yönetimindeki bazı üyeler, usulsüz oylamalar yaparak, eski üyelerden diğer bazılarını tasfiye etti, onların ve ölenlerin yerine de yeni üyeler seçti. Cumhuriyet çizgi değiştirerek "Yeni bir Cumhuriyet" olarak yoluna devam etti. Bu İlhan Selçuk'un temsil ettiği Cumhuriyet gazetesi olmadığı gibi 1991 yılındaki temel ayrışma ve kırılma ardından, Selçuk'un neredeyse "baş düşman" haline getirdiği çizgiydi. Ona göre "liberal" bir çizgiydi. Vakıf yönetimindeki bu değişim iktidar tarafından da (o zaman öyleydi) hoşgörüldü. Yönetimden hukuksuz tasfiye edildiğini söyleyen Alev Çoşkun dava açtı ve katılamadığı bir vakıf toplantısı ardından yaşanan süreçte vakıf üyeliğinden de olan İnan Kıraç, başta onlardan ayrı düşen ancak tekrar bir araya gelen eski Cumhuriyetçi Mustafa Balbay ile davayı kazanarak geri döndü. Onlar da sonradan alınan üyeleri mahkeme kararı gereği dışarı attılar. Yeni üyelerden bir vakıf yönetimi oluşturdular. Yeni vakıf yönetimi Cumhuriyet'in en eskilerinden oluşuyor. Ali Sirmen, Şükran Ketenci, Işık Kansu gibi. Cumhuriyet'in "asseti" olmuş isimler..  Bunlar Alev Çoşkun ve İnan Kıraç gibi hep İlhan Selçuk ile de beraberdiler. Geçmiş yöneticilere tepkili gazete çalışanları da tam bir destek halinde Aykut Küçükkaya'yı (25 yıldır gazetede) genel yayın yönetmenliğine taşıdılar. İçlerinden yazı işleri ve servis şefliklerine isimler getirdiler. Kimsenin, sonradan gelip Cumhuriyet'i ele geçirdiği yok. Tam tersine onlar sonradan gelenleri, henüz ayrılmış olanları işgalci olarak görüyor ve şimdi evlerini temizlediklerini söylüyorlar.

-Bundan sonra ne olacak, nasıl bir Cumhuriyet olacak?

- İlhan Selçuk'un Cumhuriyet'i, 1991'deki ayrılış ve yaklaşık bir yıl sonraki  geri dönüş ve liberallerin ayrılışı ardından (tıpkı bugün gibi) daralarak yoluna devam etti. Bir yıl boyunca "Kemalist sol" olmadan gazeteyi yöneten ve onları destekleyen kesim artık yoktu. Tıpkı bugünkü gibi. Olay tekrar etti. Liberaller bir süre yönetti ve ayrılmak zorunda kaldılar. Beraber olmadılar, olamadılar. Eski sahipler geldi, bu kez liberaller yok ama İlhan Selçuk da yok. Oysa, Cumhuriyet gazetesi "Altın Sentezi"ni 12 Eylül sonrası oluşturmuştur. 150 bin tirajları gören, en etkili gazete haline gelmiştir. Liberaller, solcular ve Kürtler... Sol kemalistlerin yani İlhan Selçuk ve arkadaşlarının (Uğur Mumcu'yu özellikle saymak gerekiyor) oluşturduğu zeminde birlikteydiler. 80 sonrası yeniden şekillenen medya ve Türkiye'nin bir parçası olarak 91'de bir daha bir araya gelmemek üzere kendi içlerinde dağıldılar. Vazo kırıldı. Onarılamaz biçimde. Ama umut, yeniden gelen eski yönetimin, geniş ve kapsayıcı bir senteze ulaşmasında, bunun için çaba göstermesinde. Sekterlikten uzak, Cumhuriyet'e altın dönemine tekrar döndürmesinde. 

- Siz umutlu musunuz?

- Evet, umutluyum. Böyle olmak zorunda...

 - Günümüzde bir vatandaşın habere ulaşabilmesi için hangi mecralar kaldı?

- Aslında mecra var. Sorun bunlara ulaşmamakta. Gelenekselden, alışkanlıklardan vazgeçmemekte. Evrensel ve Birgün gibi gazeteler. bianet, solportal gibi ilk aklıma gelenler, daha pek çok mecra var. Bunları hemen söyledim. Dediğim gibi pek çok var. Buralardan doğru haberler almak mümkün. Ulaşılır olmamanın kendisinden başka daha öte vahim sonuçları var. Cumhuriyet'ten ayrılanlardan Kadri Gürsel, cezaevinden çıktıktan sonra katıldığı bir panelde, okuyucuları gazetelerini almaya, okumaya çağırmıştı. "Kurtuluş burada"demişti. O kadar doğru ki; bu gazeteler ve elbette Cumhuriyet alınmalı, dedikleri gibi koltuk altında taşınmalı, ellerde, cep telefonlarında göstere göstere okunmalı, sahip çıkılmalı. Onun da esas sorunu biraz daha avantajlı olsa da diğerleri gibi. Gazetecilik yapmakta. Gazetecilik yaptıkça güçlenecekler. Özellikle Cumhuriyet dışındakiler, bir misyonun yayını olmaktan uzaklaşarak daha çok gazetecilik yaparlarsa, gazetecilerle çalışırlarsa güçlenecek, okurlarıyla sağlam bağlar kuracaklardır. Çünkü tam da gazetecilik zamanıdır. Onlardan beklenen, bilgi edinmeleri ve edindikleri bilgileri (haberleri) kamuya aktarmalarıdır. Gazetecilik ve güçlenmek; içiçe geçmiş, birbirlerini besleyen süreçler. Gazeteyi gazeteciler yapar. Bunun bir meslek olduğunu herkes bilmeli ve saygı duymalı. 

-Sizin gazeteciliğe başladığınız yıllarla bugünü karşılaştırınca tablo nasıl?

- Tam da bıraktığımız yerden devam edebiliriz. Gazetecilik; kim ne derse desin, kim ne anlatırsa anlatsın "alaylı" bir meslektir. Yani okulda öğrenilmez. Gelirsin, çalışırsın ustalarından, büyüklerinden öğrenirsin. Matbaada çalışan işçiden, direksiyon sallayan seni habere ulaştıran soförden, yanındaki arkadaşından, istihbarat şefinden öğrenirsin. Okulda öğrendiğin ancak işin tekniği olabilir. Bugün, ne gazetecilik ne teknik, ne de usta kaldı gibi görünüyor! Gazeteciliği yaşayan, bilen bir sonraki kuşağa/çalışanlara aktarabilecek yerler yok gibi. Olanlara, kalmışlara örneğin Cumhuriyet'e, Birgün'e, Evrensel'e, solportal'a ve diğerlerine göz bebeği gibi sahip çıkmak, yaşatmak, güçlendirmek gerekiyor. Okuyucuların bu tür alanları savunması gerekiyor. Artık elde kalan küçücük adalardır, adacıklardan söz ediyoruz. Belki de hayırlısı bu olacak, buradan başlayacak.

- Uzun süredir medyadasınız, birlikte çalıştığınız arkadaşlarınız şu an nerede? Sektörde kalan var mı?

- Çok az... Onları görünce mutlu oluyorum. Braudel'deydi sanırım; eski Akdeniz cografyasını anlatırken, bu geniş toprak ve denizde o kadar az insan vardı ki, birbirleriyle karşılaşmaları az rastlanan bir olaydı. Önemliydi. Kıymeti bilinirdi. 

-Türk medyasının geleceğine ilişkin umudunuz var mı?

- Var. Bu ülkedeki, son gazeteci kuşağı her ne kadar genetik bir soykırıma uğratılsa da, yok edilemedi. Elbette çoğalmanın, bir sonraki kuşağa aktarmanın yolları var. Bu konuşmamız, soru ve paylaşım bile umudun kendisi, yollardan biri bence...
 
- Son olarak, genç gazetecilere ve gazeteci adaylarına önerileriniz neler?

- Eskilerden öğrenmek, eskiyi öğrenmek. O hatalara bir daha düşmemek. Çok okumak, çok çalışmak. Yeniye bakmak. Ve bu işin, matbaada çalışandan, "Mac" ile sayfa yapan sekreterine, televizyonlarda KJ operatöründen, sunucusuna, yapımcısından, şoförüne, muhabirine dek bir ekip işi olduğunu, akıldan çıkarmamak. 

Portre/ Ümit Aslanbay

İlk ve orta öğrenimini farklı illerde tamamladı. Ege Üniversitesi'nde iktisat, Mülkiye'de siyaset ve idare okudu. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi Ankara Bürosu'nda gazeteciliğe başladı. Okul ve gazeteyi birlikte yürüttü, 1986 yılında Mülkiye'den mezun oldu. 

Ankara Cumhuriyet'te önce eğitim daha sonra Parlamento Muhabirliği görevlerinde bulundu.1985 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı'nın okullara gönderdiği "Evrim Teorisi yerine Yaratılış Teorisi'nin okutulması" doğrultusundaki genelgesini ortaya çıkaran haberi nedeniyle Çağdaş Gazeteciler Derneği'nden Yılın Gazetecisi ödülünü aldı. 

1991-92'de yaşanan Cumhuriyet gazetesindeki "Büyük Kırılma" ardından İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre sonra Sosyal Demokrat dergisi'nin editör ve yayın yönetmenliğini üstlendi. Yeni kurulan SHP-DYP koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olan Erdal İnönü'nün basın danışmanlığı görevini yürüttü. Cumhuriyet gazetesine dönüşün başladığı günlerde, gazeteye dönmeyip İngiltere'ye gitti.
93 yılında Türkiye'ye döndü ve o zamanki adıyla ilk özel TV olan interStar'da televizyon muhabirliğine başladı. Sonraki yıllarda, bu televizyonda, Milliyet Gazetesi, Show TV ve NTV'de, Ankara-İstanbul bürolarında  muhabirlik, sunuculuk, yöneticilik yaptı. Yurtsan Atakan ile birlikte Onpunto adlı haber-sosyal paylaşım sitesinin kuruluşunda görev aldı. Yayın yönetmenliğini yürüttü. 2009'da gazeteciliğe ve Milliyet'e döndü. Milliyet gazetesinde yayın yönetim danışmanlığı ve editörlük yaptı. Emekli oldu. Bir süre, Taraf gazetesinde çalıştı ve yazdı. Halk TV'de yönetici olarak görev yaptı. Programlar hazırlayıp sundu. Gezi olayları sırasında aktif programlar yaptı. 2015 yılında 7 Haziran seçimleri ardından oluşan tablo ardından gerçekleşen Erdoğan-Baykal görüşmesini eleştirince bu kanaldaki görevine son verildi. Basın Konseyi'nin AB ile yürüttüğü "Etik" projesinde koordinatör olarak görev aldı. Halen, Türkiye'de medya üzerine bir araştırma yürütüyor.

Eserleri: 

Bir Eski Cumhuriyet İçin (İmge Kitapevi Yayınları 2017)

2. İnönü Hikayeleri (Bilgi Kitapevi 1990)