Neden Ali Koç'a oy verdim?

08 Ekim 2018 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Geçen hafta bir Twitter kullanıcısının "#AliKocistifa" etiketli mesajını görünce ister istemez "nereden nereye..." diye düşündüm.

Oysa çok değil, bundan yaklaşık dört ay önce, tam olarak 3 Haziran'da Koç'un 16 bin 92 üyenin oylarını alarak Fenerbahçe Spor Kulübü'nün 39. başkanı seçildiği akşam saatlerinde bir bayram havası vardı. 20 yıla yakın süre başkanlık yapan Aziz Yıldırım'ın bir veda etmeden gitmesi o çoşkulu ortamda çok önemsenmedi. Belki beklenmedik yenilginin getirdiği düş kırıklığı, belki de bastıramadığı öfkesi nedeniyle veda etmemişti. Keşke etseydi, hem uzun süredir camiada oluşan bölünmüşlüğün giderilmesine bir nebze katkıda bulunabilir hem de hak ettiği şekilde uğurlanabilirdi.

Ali Koç'a oy vermemin asıl nedeni Fenerbahçe'nin bir zamanlar kanıksadığı, son yıllarda ise uzak kalmaya başladığı şampiyonluklarla yeniden kucaklaşmasını istemem değildi. Elbette her taraftar takımını şampiyon görmek ister ama o kaldırılınca sevinçten çılgına çeviren, belki mutluluktan ağlatan kupadan daha önemli kavramlar var.

Örneğin "büyüklük..."

Son 12 yılda Fenerbahçe camiası, diğer kulüplerin kolay kolay kaldıramayacağı iki büyük darbe yedi: 2006'da Denizli'de kaybedilen (çoğu taraftara göre kaybettirilen) şampiyonluk ve 2011'de maruz kaldığı "şike" suçlaması.

Normal şartlarda öldürücü olabilecek özellikle ikinci darbe çok acılara yol açsa da, taraftarın kenetlenmesiyle savuşturuldu, hem de kulübün başkanı cezaevindeyken...

Ama Türkiye'de "sistem"in Fenerbahçe ile bitmeyen bir sorunu var.

İstiyorlar ki, Fenerbahçe "sistem"in içinde kalsın ama domine edemesin, kolu kanadı hep kırık olsun. Fenerbahçe, ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu, "sistem"in kendi var olmadan yaşayamayacağını ya anlamadı ya da anladı ama nedense gereğini yapmadı. 4 Nisan 2015 tarihinde Fenerbahçe otobüsünün kurşunlanmasından bir hafta sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi lige devam etmek büyük bir hataydı.

Aziz Yıldırım başkanlığı süresince hep mücadele etti ama sonunda çok yoruldu, çok yıprandı. Keşke, cezaevinden çıktıktan hemen sonra "zirve"de bıraksaydı...

3 Haziran kongresine gidilirken çoğu üye yeni bir başkandan çok kulübün geleceği için oy kullanacağının farkındaydı. Mesele sadece şampiyonluk sayısında en önemli rakip Galatasaray'ın arkasına düşmek değildi, Fenerbahçe büyüklüğünü kaybetme sürecine girmişti.

İşte, Koç'a oy vermemin asıl nedeni buydu; yani Türkiye'nin belki de en büyük sivil toplum örgütünü yeniden hak ettiği yere taşıması, öncü spor kulübü unvanını yeniden kazandırması.

Aradan geçen dört ayda benim de hoşuma gitmeyen şeyler yaşandı.

Hayır, Cocu'nun gelmesinden ya da gönderilmemesinden, kaleci Volkan'ın kadro dışı bırakılmasından, falanca oyuncunun satılmasından ya da alınmasından, hatta arka arkaya gelen yenilgilerden söz etmiyorum.

Her şey bir yana, 2 Haziran'daki konuşmasında ve kampanya döneminde sıkça dile getirdiği "uzun süredir hazırlanıyoruz" sözünün havada kalmasından söz ediyorum. Örneğin, hem de "Lefter Sezonu" oynanırken- bazı çalışmalar yapıldığı söylense de-1959 yılı öncesi şampiyonlukların sayılmaması konusunda sessizliğini sürdürmesinden bahsediyorum. Bu konu, sadece adaletin yerine gelmesi açısından değil, kulübün haklarının korunması açısından da önemli.

Evet, ilk dört ayda hoşuma gitmeyen bunlar ve bazı diğer olaylar var ama borç içinde yüzen bir kulübü yeniden ayağa kaldırmanın o kadar kolay olmadığını, zaman ve sabır gerektiğini de biliyorum.

3 Haziran sabahı oy kullanmak için Fenerium tribününden aşağı inerken Ali Koç aniden yanımıza geldi, bizleri selamladı, "Hazır mıyız" diye sordu ve sağ yumruğunu hava kaldırdı. Cep telefonuyla çektiğim yukarıdaki fotoğrafta sadece kendine güven, gurur ve kararlılık değil, oy vermek için bekleyen genel kurul üyeleriyle görevlilerin ona yönelen hayranlık ve umut dolu bakışlarıyla inanç vardı.

Oyumun arkasındayım ve 3 Haziran sabahı gördüğümüz kararlılıkla yürümesini, öncelikle de camiadaki bölünmüşlüğü gidermek için acil adımlar atmasını ve arkasına alacağı büyük güçle "sistem"e meydan okumasını sabırla bekliyorum.