Kasabanın 'dayı'sı

09 Ekim 2018 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Kasabanın kabadayısı bir kez daha kazandı: ABD Başkanı Donald Trump'ın ülkenin en yüksek yargı organında yaşam boyu üye olarak görev yapması için aday gösterdiği Brett Kavanaugh (BK), ülkeyi ciddi bir biçimde geren siyasi tarışmaların ardından Senato'da kıl payı bir çoğunluğun desteğini bularak Yüksek Mahkeme yargıçlığına atandı.

BK'nin atanmasıyla sonuçlanan süreç kısa vadede, yaklaşık bir ay sonra yapılacak Kongre ara seçimleri açısından önemli bir siyasi ivme yarattı, bundan hangi partinin daha çok yararlanacağı tartışmasına aşağıda değineceğiz.

Ancak bu atamanın ABD'de yalnızca siyaset kurumuna değil, Yüksek Mahkeme'nin saygınlığına ve tarafsızlığına indirdiği darbe o denli güçlü oldu ki, ülkenin yönetim sisteminin bu iki payandasının ciddi bir sallantı geçirdiğini söylemek abartı sayılmamalı.

Kavganın nedeni

Kısaca özetlenecek olursa, lise yıllarında katıldığı bir partide aşırı icklili bir BK tarafından cinsel saldırıya maruz kaldığını söyleyen psikoloji profesörü Christine Blasey Fortd, iyi bir vatandaş olma bilinciyle, bu saldırıyla ilgili olarak kamuoyunu medya aracılığıyla bilgilendirdi. Ford, cinsel saldırıda bulunabilecek bir kişiliğe sahip olan BK'ye Yüksek Mahkeme'de yer olmamasi gerektiğini bildirdi. Ford'un ardından başka kadınlar da BK'yi uygunsuz cinsel davranış ve tacizle suçlayan açıklamalar yaptılar.

Cunhuriyetçi Parti, BK'a yönelik suçlamaların Demokrat Parti tarafından bilinçli olarak tasarımlanmış bir siyasi karalama kampanyası olduğunu iddia ederek Ford'un ve öteki kadınların suçlmalarının ciddiye alınmamasını istedi. Ford basına yaptığı açıklamaların yeterli kamuoyu baskısı yaratmadığını görünce, Senato'nun hukuk işleri komisyonuna ifade vermeye razı oldu. Tüm ülkeye TV'den canlı yayınlanan ifadesinde Ford 26 yıl önce meydana geldiğini söylediği olayın bir çok ayrıntısını hatırlayamadığını söyleyince, ifadesini alan Trump taraftarı senatörlere önemli bir koz vermiş oldu.

Ancak Ford'un ifadesinden daha vahimi, ona cevap veren BK'nin kullandığı üslup ve gösterdiği partizan tutum oldu. BK adeta canhıraş feryatlarla Ford'un Demokrat Parti'nin siyasi oyuncağı olduğunu ve ifadesinin aslında kendisinin kariyerini bitirmeye yönelik olduğunu iddia etti.

Bir senatör ifadelerin sonucunda iddiaların FBI tarafından soruşturulmasını talep etmesiyle, atama oylama geciktirildi ve FBI'ya bir hafta süre tanındı.

Ancak dağ fare doğurdu ve FBI çok baştan savma bir soruşturma yaptı ve bilgisine başvurması gerekenlerin büyük çoğunluğuna tek bir soru sormadan, Ford'un iddialarının gerçek dışı olduğu sonucuna vardığını ilan etti.

Bunun ardından yapılan oylamada da, Yüksek Mahkemenin 137 yıllık tarihindeki en zayıf çoğunlukla, 48 red oyuna karşılık 50 oyla BK mahkeme üyeliğine atandı.

Vahim bir toplumsal bölünme

Donald Trump'ın, adayının Yüksek Mahkeme'ye yargıç olarak atanmasıyla kendi çapında bir zafer kazandığını herkes kabul ediyor da Amerika'nın bundan ne kadar büyük bir yara aldığını konuşan pek yok.

Bu yaranın Amerikan toplumunun bünyesinde yaratacağı tahribat herhalde uzun yıllar konuşulacak. Öncelikle en başta belirttiğimiz Senato'nun ve Yüksek Mahkeme'nin halkın büyük bir bölümünün gözünde saygınlık ve güvenilirliğini yitirecek olmasının dışında, bu süreç Amerika açısından bazı önemli toplumsal olumsuzlukları da su yüzüne çıkardı.

Bunların en başında ABD siyaset kurumundaki yozlaşmayı saymak gerekiyor. Evet, ABD temsilciler Meclisi'nden sonra Amerikan Senatosu'ndaki Cumhuriyetçi Parti grubunu da kendi siyaset üslubunu benimsemeye zorladı, yani ABD Kongresi'nin her iki kanadında da çoğunluğu elde tutan Cumhuriyetçi Parti üyeleri artık "uygar ve nazik" siyaset standardını terkedip çoğunkluğun kabadayılığına dayanan bir üslubu benimsediler.

İkinci olarak toplumdaki uzlaşma/oydaşma amaçlı eğlilimler önemli bir yenilgiye uğradı; toplumun sözü dinlenmesi gereken kesimleri, kulak verilmesi gereken sivil toplum kuruluşları hem Beyaz Saray hem de Kongre tarafından yok sayıldı. Emekli bir Yüksek Mahkeme yargıcının, BK'nin Yüksek Mahkeme kürsüsünde görev yapabilecek izan ve duyarlılıktan nasibini almadığı yolundaki uyarısı kaale alınmadı; BK'nin mezun olduğu Yale üniversitesi hukuk fakültesinin tüm akademik kadrosunun imzaladığı ortak çağrıyla BK'nın atamasının reddedilmesi çağrısı bir yana itildi; kadın kuruluşlarının  ülke çapında yaptıkları protesto gösterileriyle, bir cinsel tacizcinin ülkenin en yüksek makamlarından birine atanmasının tecavüzcülere cesaret vermek anlamına geleceği yolundaki uyarıları duymazdan gelindi.

Üçüncü ve belki de en önemlisi olarak, atamanın gerçekleşmesiyle sonuçlanan süreç Amerikan toplumunda pek de raslanmamış ölçüde bir sosyal "ötekileştirme" sürecinin doğusuna tanıklık etti. Türkiye'de uzun yıllar acısını çektiğimiz ve son 20 yıldır giderek derinleşen bizden olanlar ve olmayanlar ayrımcılığı Amerikan toplumunda ciddi bir eğilim olarak güçlenmeye başladı.

Yaklaşan 6 Kasım ara seçimlerine ilişkin kampanya bu ötekileştirme eğilimlerini önemli ölçüde güçlendirecek gibi görünüyor. Cunku BK'nin atama oylamasından sonra her iki partinin liderleri de toplumdaki ikiliği daha güçlü ve sık aralıklarla telaffuz etmeye başladılar.

Demokratik Parti yöneticileri, özellikle bu oylama sonucunda ihanete uğradıklarına inanan kadınların sandık başı seferberliğinden medet umarken, Trump'ın destekçisi olan orta yaşlı, beyaz, çoğu Anglo-Sakson kökenli seçmen de, Cumhuriyetçi Parti sempatizanlarını Senato'da BK atamasıyla kazandıkları "zaferi" yinelemeye çağırıyor.

Kadınlar dünyanın her yerinde siyasi iktidarı sallama gücüne sahip bir toplumsal potansiyel yaratabilmeleriyle tanınıyor. (Ne yazık ki Türkiye'de bu potansiyel hemen hiç bir dönemde realiteye dönüşemedi.) Eğer 6 Kasım'da Amerikalı kadınlar bu güç gösterisinden yüz akıyla çıkabilirlerse, yalnızca ülkeleri için değil, tüm dünya için çok önemli bir adım atmış olacaklar.

Cengiz İzmirli (mahlas)