Kaşıkçı senaryoları

15 Ekim 2018 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Cemal Kaşıkçı olayı bir çok açıdan çok ilginç: Bir kez işin teatral yönü çok çekici, iyi yazılmış bir polisiye romanı gibi duyanı, okuyanı anında bir girdabın içine çekiyor ve ister istemez insanlar olayın arka planını, gelişmesini ve sonuçlarını vs. sorgulamaya başlıyor.

Siyasi açıdan bir o kadar, hatta daha fazla çetrefilli olduğunu çok fazla vurgulamaya gerek bile yok: Riyad ve Ankara, Suriye-İran ve Katar ablukası konusunda ve  daha da genelde Orta Doğu'nun yaşamakta olduğu süreçlerle ilgili olarak taban tabana zıt sayılabilecek tutumlar içindeler.

Şimdi böyle bir ortamda, Suudi rejiminin muhalifi sayılan ve Suudi sarayında bir zamanlar önemli görevler üstlenmiş bulunan bir kraliyet ailesi üyesinin İstanbul'da sırra kadem basması, nesnel bir gözlükten bakıldığında herhalde Riyad'dan çok Ankara'nın işine yarar.

Nitekim, Kaşıkçı'nın ortadan kaybolmasından sonra Türk basınında, özellikle yandaş medyada sürekli olarak Kaşıkçı'nın Suudi hükümeti tarafından öldürtüldüğü yolunda söylentiler yayıldı. Söylentiler sözcüğünü kasıtlı olarak kullanıyorum, çünkü hiçbir resmi açıklamada Kaşıkçı'nın öldürülmüş, kaçırılmış veya başka bir şekilde istem dışı olarak kontrol altına alınmış olabileceği yolunda ifadelere yer verilmedi.

Sadece Türk yetkililer, Kaşıkçı'nın buhar olup ecinnilere karıştığı Suudi Arabistan'ın İstanbul başkonsolosluğunda arama yapmak istediklerini kamuoyuyla paylaştılar, Suudi Arabistan "hay hay gelin arayın" dedi, biraz gecikmeli de olsa, ama bu arama halen gerçekleşmedi nedense.
Bütün bu demeç/açıklama gelgiti devam ederken, Cuma günü Suudi Arabistan'dan üst düzeyde bir heyet olayı soruşturmak için Türkiye'ye geldi.

Türk ve Suudi emniyet ve istihbarat görevlilerinin incelemeleri sonucunda yapılacak ortak açıklama muhtemelen Kaşıkçı olayında kepengin resmen indirilişi anlamına gelecek. Bunun için bulunacak formülün öyle kolayca icad edilmesi de pek mümkün görünmüyor. O yüzden meraklıların biraz sabırlı olmasında yarar var.

Ancak başta Beyaz Saray olmak üzere, tüm uluslararası kamuoyunun baskısı giderek artarken, bu bekleyişin uzun sürmesinin Suudi Arabistan açısından giderek vahimleşecek sonuçlara yol açması kuvvetle muhtemel.

Kim ve neden?

Değerli bir uluslararası ilişkiler gözlemcisinden öğrendiğim bir ilke var:

Büyük terör olaylarında, siyasi cinayet veya skandallarda, perde arkasını irdelemek için sorulması gereken ilk soru, olaydan kimin nasıl çıkar sağlayabileceğini çıkarsamayı amaçlamalıdır.

Kaşıkçı olayına bakıldığında, Cemal Kaşıkçı'nın buharlaşmasından kim en fazla yarar sağladı?

Eğer ülkeyi fiilen yönetmekte olan şımarık veliaht prens Muhammed bin Salman, yönetimine muhalif olan bir kraliyet ailesi mensubunu, ülkesiyle  Orta Doğu'da nüfuz mücadelesi içinde olan Türkiye'nin topraklarında katlettirdiyse, babası Kral Salman tarafından derhal azledilmeli, çünkü bu derecede beceriksizce planlanıp uygulanan bir senaryonun, Riyad hükümetinin başına öreceği çorapları göremeyen bir tıfıl politikacı yerini koruduğu sürece, daha hangi belaları ülkenin başına saracağını bilmek mümkün olamaz herhalde.

Neden sorusuna gelince: Kaşıkçı kendi çapında bir muhalif olarak Muhammed bin Salman'ın Suudi Arabistan'ı sürüklediği aptalca maceralara karşı çıkıyordu, bu kesin. Ama Kaşıkçı'nın muhalefeti Riyad'daki hükümeti gerçek anlamda sarsacak derecede etkili değildi, gerçi Washington Post'ta yazıları çıkıyordu ama (İngilizce konuşmasını dinlediğinizde Kaşıkçı'nın gerçekten Post'ta yazı yazacak düzeyde dil bilgisine sahip olup olmadığını sorgulamamak olanaksız) Trump Beyaz Sarayı'nın prensi Jared Kushner'le arasından şu sızmayan Suudi prensin bundan çok da rahatsız olması olması için ciddi bir neden olmamalı.

Üçüncü bir taraf?

Bu noktada Cemal Kaşıkçı'nın buharlaşmasının ardında gerçekten kimin olabileceği spekülasyonunu genişletmekte yarar olabilir.

Biraz geriye gidersek, Suudi Arabistan'ın bundan önceki son kralı Abdullah'ın ölümünden sonra yerini alan Kral Salman, hanedan üyelerinin tahta yükselme sırasını fiilen kaydırmış ve kendisinde sonra gelmesi gereken kuzenini veliahtlıktan azledip yerine kendi oğlu Muhammed'i, yani bugünkü veliaht prensi getirdikten sonra ülkenin hem askeri hem de ekonomik/mali işlerinin yönetimini tamamen genç prense emanet etmişti.

Veliaht prens geçen yıl, reform yapıyorum iddialarıyla, kraliyet üyesinin bir çok nüfuzlu üyesini, devletten para çaldıkları ve yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle haftalarca lüks bir otele hapsettirmiş, hepsinden zorla imzalı belgeler alarak varlıklarına el koymuş ve saraydaki nüfuzlu konumlarına son vermişti

Elbette bu manevranın Suud sarayındaki tüm entrika ve komplolara son verebildiğini iddia etmek biraz safdillik olacaktır.

Soğuk lezzet

"İntikam en iyi soğuk yenen bir yemektir" sözü herhalde çoğu okura yabancı gelmeyecektir.

Acaba Kaşıkçı olayı, veliaht prens Muhammed bin Salman'a karşı, Suudi hanedanının, hem Kaşıkçı'nın çizgisine  karşı olan hem de geçen yılki "reform" sürecinde ihanete uğradıklarını düşünen gruplar tarafından düzenlenmiş bir komplo mu?

Muhammed bin Salman, gazeteci Kaşıkçı'yı ortadan kaldırmakla bir muhalifinden kurtulmuş olabilir, ama bunun karşılığında başına aldığı dertleri şöyle sıralamak mümkün:

- Ülkesine milyarlarca dolarlık yatırım cezbetmek için düzenlediği, gelecek ay yapılması planlanan  uluslarararası  konferansın hazırlıkları büyük darbe yedi, 20'ye yakın yatırımcı kuruluş konferanstan çekildiklerini açıkladı;

- Suudi Arabistan'ın bölgedeki siyasi ağırlığı ciddi biçimde sarsıldı; ABD başkanlığı görevini devraldıktan sonra ziyaret ettiği ilk ülke olmasına karşın, Donald Trump bir TV programına verdiği demeçte, Kaşıkçı'nın Suud yönetimi tarafından öldürtülmüş olduğu kanıtlanırsa "ciddi olarak cezalandırılacağı" uyarsında bulundu;

- Riyad'ın Yemen'de binlerce sivilin ölümüne neden olan askeri kampanyası giderek artan biçimde eleştiri konusu olmaya başladı;

- Muhammed bin Salman'ın tecrit etmeye çalıştığı Katar ve İran hükümetleri ellerini ovuşturarak izliyor gelişmeleri.

Veliaht prensin, reform görüntüsü altında hedef aldığı Suud hanedanı mensupları, saraydaki nüfuzlarını yitirmiş olabilirler ama bu ilişkilerini de yitirdikleri anlamına gelmez. Bu unsurlar çok rahatlıkla Suudi istihbarat ve güvenlik servisleri içindeki ilişkilerini kullanarak Kaşıkçı'yı ortadan kaldırmakla veliaht prense mükemmel bir tuzak kurmuş olabilirler.

Eğer durum böyle değilse ve Muhammed bin Salman Kaşıkçı'nın buharlaştırılmasını bizzat emrettiyse, siyasi miyopluğu nedeniyle ülkesine yönelik olarak uygulanacak her türlü yaptırımın siyasi sorumluluğuna ve sonuçta başına geleceklere müstahaktır demektir.

Cengiz İzmirli (mahlas)