Türk üniversiteleri sınıfta kaldı

23 Ekim 2018 Salı  |  GÜNLÜK

Dr. Mahfi Eğilmez'in Türk üniversitelerinin dünyada ilk 500'e girememesiyle ilgili olarak BBC Türkçe'ye yazdığı yazıdan bir bölüm:
 
"Dünya üniversiteleri sıralamasında ilk 1.000 üniversite arasında Türkiye'den 13 üniversite yer alıyor. 2014 yılında ilk 1.000 üniversite arasında Türkiye'den 10 üniversite yer alıyordu.
 
 
2018 yılı itibarıya ilk 500 üniversite arasında hiçbir Türk üniversitesi bulunmuyor.
 
ODTÜ, 2014'de 396'ncı sırada yer alarak ilk 500 üniversite içine girebilmiş tek kurum iken 2018 yılında 200 sıra gerileyerek 596'ncı sıraya düşmüş görünüyor.
 
Genel olarak bakıldığında 2014 yılına göre 2018 yılında ilk 1.000 üniversite arasına giren Türk üniversitelerinin sayısındaki artış ve sıra yükselişleri olumlu bir gelişmeye işaret etse de bunun yeterli olamayacağı çok açık.
 
Listede dikkati çeken bir başka konu da vakıf üniversitelerinin durumu.
 
Türk üniversiteleri arasında vakıf üniversitesi olarak sadece Bilkent Üniversitesi ilk 1.000 üniversite arasında yer alıyor.
 
2014'den 2018'e sırasını yükseltmeyi da başarmış bulunuyor.
 
Sorun Nerede?
 
Türk üniversitelerinin üst sıralarda yer alamamasının altında yatan birçok neden var. Bunların önemli bir bölümü yapısal nedenler.
 
Bunlar arasında düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu, üniversitelerin YÖK aracılığıyla tek elden yönlendirilmesi, bilimsel ve finansal özerkliğin bulunmaması en önde gelenler.
 
Bu eksiklikler üniversitenin bilimsel üretim yapmasının önündeki engelleri oluşturuyor.
 
Sorunların bir bölümü toplumun üniversiteden beklentilerinin üniversitenin görevinden farklı olmasından kaynaklanıyor.
 
Toplum, üniversiteye giren öğrencilere çoğu aslında meslek okullarında öğretilebilecek bilgilerin verilmesini talep ediyor.
 
Cumhurbaşkanı Erdoüan 3 Ekim'de Beştepe'de düzenlenen akademik yıl açılış töreninde, 'Türkiye'nin yarınları bugünlerinden çok daha güçlü olacaktır' demiş, ve Türkiye'nin ilk 500 içerisine çok daha fazla üniversite ile gireceğini ifade etmişti.
 
Oysa üniversitenin varlık nedeni bilimle uğraşmak ve bilim öğrenmiş insanlar yetiştirmek.
 
Hiç kuşkusuz üniversitede okuyan herkes bilim insanı olmaz. Bilim insanına o kadar yer de yok zaten. Ama en azından üniversite bitirmiş kişilerin okudukları dalla ilgili bilimsel çerçeveyi bilmesi ve yaşama uyarlaması beklenir.
 
Ne yazık ki bunu yapabilen üniversite mezunu sayısı bizde çok az. Bunun altında yatan neden ne ortaöğretimde ne de yüksek öğretimde analitik düşünmeye ve çözümlemeye yönelik eğitim verilmemesi ya da çok kısıtlı olarak böyle işlerle uğraşılması.
 
Lisede türev almayı öğrenen bir öğrenci o türevi niçin aldığını, amacın ne olduğunu bilmiyor.
 
Formülü ya da mantığı ezberliyor ve problemi çözüyor ama neye yarayacağını bilmiyor. Üniversitede de durum farklı değil.
 
Benzer sorunlar üniversite hocalarının çoğu için de geçerli. Hoca dersi anlatıyor ve gidiyor.
 
Analiz öğretmekle uğraşmıyor. Öğrenciler anlatılanları ezberliyor ve sınıfı geçiyor.
 
Sonra yaşama atıldıklarında ne okuduklarını, niçin okuduklarını hatırlamıyorlar bile.
 
Türkçesi "söz uçar yazı kalır" diye çevrilen Latince bir özlü söz vardır: Verba volant scripta manent. Bu söz Türkiye'deki durumu en güzel özetleyen sözlerden birisidir.
 
Üniversite öğretim üyelerinin çoğu kitap ve makale yazmamayı tercih ediyor.
 
Çünkü yazdığı makaleler ya da kitaplarda eğer eleştiriler varsa bunlar ileride kendisine sıkıntı yaratıyor ve işini kaybetmesine yol açabiliyor.
 
Bu durumda hoca kendisi açısından en rasyonel tercihi yapıyor ve az yazıyor.
 
Öyle olunca da üniversiteler bu tür sıralamalar için sesini duyuramıyor."
 
Yazının tamamını okumak için tıklayın