Sessiz katil: Hipertansiyon (2)

03 Kasım 2018 Cumartesi  |  BEYAZ ÖNLÜK

Önlenmesiyle her dört ölümden birisini önleyebileceğimiz hipertansiyon ülkemizde her üç erişkin bireyin birinde, 50'li yaşlarda iki kişiden birinde mevcut. 

55 yaşında tansiyonu normal olanların %90'ında ileride hipertansiyon gelişmekte. 

Kontrol edilmeyen yüksek tansiyon kalp ve damar sistemi hastalıkları, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği gibi öldürücü hastalıklar için büyük risk. 
Bu gerçeklere rağmen teşhisi tansiyon ölçmek gibi basit bir yöntemle konabilen, tedavisi mümkün bu hastalığa ülkemizde sahip olan her yüz kişiden sadece 29'unda tansiyon yeterince düşürülebilmiş durumda.

Neden? 

Sorunun ilk boyutu farkındalık olarak görünüyor.

Yüksek tansiyonu olan on erişkinimizin beş ya da altısı tansiyon sorunu olduğunu bilmiyor. 

Bunun nedeni şüphesiz tansiyon ölçümü yapılmamış olması. 

Başka bir vesileyle hastaneye başvurmuş bir kişiye "yüksek tansiyonunuz var mı?" diye sorduğumuzda "hayır, yok", "peki hiç ölçtürdünüz mü?" diye tekrar sorduğumuzda "hayır" ya da "çok uzun zamandır ölçtürmedim" yanıtlarını aldığımız seyrek olmuyor. 

Kendimizde bir sorun hissetmediğimiz, bir şikâyetimiz olmadığı zaman tansiyonumuzun normal seyrettiğine hükmediyoruz. Oysa hipertansiyon olarak adlandırdığımız yüksek tansiyon sıklıkla kişinin hissedebileceği bir şikâyete neden olmuyor. 

"Olsaydı hissederdim. Başım, ensem ağrırdı" diye düşünüyor ve yanılıyoruz.

Hipertansiyonu olduğunu bilenlerde de işler yolunda gitmiyor. 

Teşhisi konmuş, ilaç verilmiş her beş hastanın sadece birinde tansiyon yeterince düşürülebilmiş durumda.

Burada da gerek hastalığın bir şikâyete neden olmayabileceği gerekse ciddiyeti konusunda yeterince farkındalığımızın olmayışı sorunuyla karşı karşıyayız. 

Yaygın bir davranış biçimi, hipertansiyon hastalarının reçetelerini alıp ilaçlarını kullanmaya başladıktan sonra tansiyonlarını ölçtürmeyi bırakmaları, "nasıl olsa ilacımı kullanıyorum, bir şikâyetim de yok" düşüncesiyle rehavete kapılmaları. Bu rehavetle daha da ileri giderek ilaçlarını azaltan, kesenler de çok oluyor. 

Tüm bunların sonucunda varılan nokta şu ki hipertansiyonu olan hastaların yalnızca %29'unda tansiyon yeterince kontrol altına alınabilmiş durumda. 

Gerçekten erişkinlerimizin sağlığını tehdit eden çok önemli bir toplum sorunuyla karşı karşıyayız.

Kolumuzu, bileğimizi uzatıp tansiyonumuzu ölçtürmedikçe böyle bir soruna sahip olup olmadığımızı bilemeyeceğimizin farkında olmamız gerekiyor. 

Eğer büyük tansiyonumuz 120 mmHg'yı (12'yi), küçük tansiyonumuz 80 mmHg'yı (8'i) aşmıyorsa şanslı bir azınlıktayız ve sık sık tansiyon ölçtürmemiz gerekmiyor. 

Büyük tansiyonumuz 120140 mmHg (1214) ya da küçük tansiyonumuz 8090 mmHg (89) aralığındaysa yüksek tansiyon henüz gelişmemiş olsa da bunun habercisi bir durumdayız ki erişkinlerimizin yarıya yakını bu "prehipertansiyon" safhasındalar. 

Büyük tansiyonumuz 140 mmHg'yı (14'ü) ya da küçük tansiyonumuz 90mmHg'yı (9'u) aşıyorsa ve birkaç ölçüm bunu tekrar tekrar gösteriyorsa hipertansiyon teşhisi koyabiliyoruz. 

Yapılan çalışmalar büyük tansiyonu ortalama 135 mmHg (13,5) olan insanların 115 mmHg (11,5) olanlara göre iki kat artmış kalp-damar hastalığına bağlı ölüm olasılığına sahip olduğunu gösteriyor ki farkındaysanız her iki düzey de henüz hipertansiyon sınırına ulaşılmamış kişilerin ortalamaları. 

Anlaşılan o ki kanın damarların çeperlerine uyguladığı basınç, yani tansiyon ne kadar yüksekse ölümle sonuçlanan hastalıklara yakalanma riskimiz o kadar artıyor. 

Hipertansiyonu tedavi etmekle felç riskini %40, kalp krizi riskini %2025, kalp yetersizliği riskini %50 oranda düşürmemiz mümkün. 

Neden oluyor hipertansiyon? 

Neler yapmamız gerekiyor? Nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Mutlaka ilaç kullanmamız mı gerekiyor? 

Bu sorularının yanıtlarını gelecek yazımızda arayacağız.