Doğu Akdeniz'de ne oluyor?

07 Kasım 2018 Çarşamba  |  GÜNLÜK

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz'de Kıbrıs adası etrafındaki enerji kaynaklarına dair gerilim yeniden yükseliyor. Yunanistan'da kara sularının karasularını bazı bölgelerde 6 milden 12 mile çıkarılması tartışmaları ile Doğu Akdeniz'de Güney Kıbrıs'ın 'Münhasır Ekonomik Bölge' (MEB) ilan ettiği 10'uncu saha ile ilgili son hamlelerine Ankara'dan sert tepki geldi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'ye rağmen Doğu Akdeniz'de veya Ege'de adım atabileceklerini sananlar ne kadar büyük bir hata yaptıklarını anlamaya başladılar. Doğu Akdeniz'deki doğal kaynakların ülkemiz ve KKTC dışlanarak adeta gasp edilmesine yönelik girişimleri kesinlikle kabul etmeyeceğiz" çıkışını yaptı. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Ankara'yı 'uluslararası hukuka uygun davranmaya' davet etti.

Gelişmeleri enerji uzmanı ve Medya Günlüğü sitesinin yazarı Aydın Sezer ile konuştuk.

Sezer, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege'deki sorunların yıllardır devam ettiğini anımsatırken, meselenin çözümlenmemesinde bölgenin doğal yapısından da kaynaklandığının altını çizdi:

"Ege'deki sorunların niteliği çok uzun yıllardır beri tartışılıyor. Ama Ege ile ilgili bizim şansımız ya da şanssızlığımız muhatabımızın sadece Yunanistan olması. Dolayısıyla örneğin eğer Ege'de kıta sahanlığı konusu konuşuluyorsa, Birleşmiş Milletler hukukunun öngördüğü 'doğal uzantı' işin içine giriyorsa Ege'nin tamamı hatta Atina'ya kadar Anadolu'nun doğal uzantısı şeklinde. Ama gelin görün ki pratikte üzerindeki adalar, uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı artı Avrupa Birliği'nin kendine özgü içtihadı çerçevesinde işler kolayca çözülmüyor, düğüm haline geliyor. Bizim Ege'de sadece kıta sahanlığı değil FIR hattından kara sularına, bitişik bölgeden hatta bazı yerlerde iç sulara kadar bir dizi sorunumuz var. Burada yeni bir gelişme ya da boyut yok. Bu yıllardır devam eden bir süreç."

Sezer, Güney Kıbrıs'ın en son sondaj çalışmaları başlattığı 10 numaralı parsel Kuzey Kıbrıs tarafıyla çakışan bir alanı olmadığı için Türkiye'yi ilgilendiren bir durum olmadığı görüşünde:

"Kıbrıs ile ilgili konudaki durum ise şöyle: Belki de bu bahsedeceğim gelişmeye istinaden Cumhurbaşkanı bu açıklamayı yaptı. İki gün önce ya da dün ajanslara düşen haberlere göre Güney Kıbrıs, 10 numaralı parselde sondaj çalışmaları yapılacağından bölgeyi dört aylığına deniz trafiğine kapattığını açıkladı. Bu 10 numaralı parsel bizim aslında Kıbrıs açıklarında hak iddia ettiğimiz kıta sahanlığımız alanının ötesinde. Yani kıta sahanlığı ile çakışan ya da örtüşen bir alan değil. İkincisi bu saha Güney Kıbrıs ile Mısır'ın yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması 2003 tarihli anlaşmaya istinaden Kıbrıs'a bırakılmış bir saha. Biz bu anlaşmayı da tanımadığımızı daha önce deklare ettik. Hatta 2 Mart 2004 tarihli mektubumuzla Birleşmiş Milletler deniz hukuku ofisinin bülteninde itirazı kaydımızı kayıtlara geçirdik. Bu anlaşmada bahsi geçen 32-16-18 doğu boylamının batısında kalan bölgelerde Türkiye'nin hak iddiası vardır ve biz bunu tanımıyoruz dedik. Dolayısıyla böyle resmi bir belgeye konu olan savımıza istinaden de baktığımızda Güney Kıbrıs'ın arama yapacağı bölge bu sahanın dışında. Kıbrıs kendisine ait münhasır bölgede trafiğe kapatarak sondaj yapıyor olması ilk etapta Türkiye ile olan sorunlarda ya da politikada bizi ilgilendiren bir durum değil. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Güney'deki sahalar ve parseller üzerindeki iddiaları açısından, farklı bir açıdan kapsama sahamıza giriyor olabilir diye düşünülebilir. Buna da bakıldığında bizim Güney Kıbrıs'ın ilan ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hak iddia ettiği sahalarda bu bölge ile çakışmıyor. Bunun da altını çizmek lazım. Çakışan bölgeler 8 ile 12'den başlayarak doğuya gidiyor."

Türkiye'nin sert çıkışlarının arkasında emsal teşkil etmesi yahut Kuzey Kıbrıs'ın haklarını korumak gibi kaygıları olabileceğini de belirten Sezer, bu noktada Akdeniz'in Ege Denizi'nden farkının altını çizdi. Türkiye'nin karşısında Mısır, İsrail ve Lübnan gibi ülkelerin bulunduğunu vurgulayan Sezer, MEB için kıyıdaş devletlerin anlaşması gerekliliğini anımsatarak meselenin Ankara'nın uluslararası siyasetin parçası olan bir gündemi hala hukuki zeminde tartışmasından kaynaklandığını kaydetti:

"Geriye tek bir olasılık kalıyor: Bizim Güney Kıbrıs yönetiminin herhangi bir adımına yönelik politikaya karşı çıkışımız ve itiraz etmemiz gibi bir durum söz konusu olabilir. Bu da 'A) emsal teşkil etmesin diye B) Türkiye'nin arzu ettiği şekilde Kuzey Kıbrıs'ın da haklarının gözetildiği bir şekilde tam anlamıyla bölgede siyasi çözüm sağlanıncaya kadar ötelenmesi olabilir. Bu noktadan bu söylemde bulunulmuş olabilir. Burada Ege'den farklı olarak şöyle bir durum var: Akdeniz'de karşımızda sadece Ege ve Akdeniz yok. Net bir şekilde bir Mısır Arap Cumhuriyeti, bir İsrail ve bir de Lübnan var. Biz Mısır'ın 2003 yılında yaptığı anlaşmadan önce Mısır tarafıyla temaslarda bulunarak Türkiye'nin tezlerini anlattık. Ve Türkiye'nin hak ettiği kıta sahanlığı çizgisi üzerinde Mısır ile ortaklaşa Münhasır Ekonomik Bölge ilan edilebileceğini söyledik. Bugün Kıbrıs'ın egemenlik hakları iddia bölgenin aslında Mısır'a ait olduğunu iddia ediyoruz biz. Bunu Mısır'a da söyledik. Mısır buna rağmen Kıbrıs ile kendi arasındaki bölgeyi eşit olarak ikiye paylaştırarak bu anlaşmayı yürürlüğe koydu. Bunun hemen akabinde Mısır kendi milli mevzuatını oluşturdu ve bunu BM'ye deklare etti.

Çavuşoğlu'nun bu yılın başında Mısır-Güney Kıbrıs anlaşmasına yönelik yaptığı açıklamalara ilişkin çok sert bir tepki verdi Mısır Dışişleri Bakanlığı. Mısır Dışişleri Bakanı 'Bizim Kıbrıs ile imzaladığımız anlaşma üçüncü tarafları ilgilendirmez. Bunu tartışmaya açmayız. Bu uluslararası hukuka uygun bir anlaşmadır' diyor. Bunu söyleyen ülke Mısır. 2013'ten beri Mısır ile ilişkilerimizin ne düzeyde olduğunu biliyoruz. Yanılmıyorsam 2013 yılından beri hala Mısır'da büyükelçimiz bile yok. İşin bu boyutunda bir de Avrupa Birliği müktesebatı var. Avrupa Birliği de tam üyelik müzakerelerinde 2012 yılından beri bize defalarca Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı bir müktesebattır, Türkiye'nin bunu imzalayıp yürürlüğe koyması gerekir şeklinde söylemleri var. Kıta sahanlığı ile Münhasır Ekonomik Bölge rejimleri ve tabii oldukları hukuki prosedürler farklı. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı madde 55'te kıta sahanlığı düzenleniyor. Türkiye de zaten buna istinaden haritalardaki çizgiyi Türkiye'nin kıta sahanlığı olarak belirtiyor ve orada hakkımız olduğunu iddia ediyoruz. Bu noktadan bakıldığında hukuki ve coğrafi olarak bu doğru.

Bizi burada sıkıntıya sokan, bizim hala konuyu uluslararası siyasetin bir parçası olan bir gündemi olan konuyu bizim hala hukuki zeminde tartışarak Münhasır Ekonomik Bölge ilanı ya da ilan edilmemesi ile paralel götürmeye çalışıyoruz. Kıta sahanlığı tek taraflı bir rejim. Münhasır Ekonomik Bölge için diğer bir kıyıdaş devletin imzası gerekiyor. Bizim maalesef 90'ların sonundan beri Mısır ile bu konuda temaslarımız olmasına rağmen biz o hattın Mısır ile aramızdaki bir anlaşamaya istinaden oluşturulduğunu deklare edemedik, geç kaldık."
 

(Ceyda Karan, Sputnik)

Tamamını okumak ve söyleşiyi dinlemek için tıklayın