'Kawboy'ların bisikleti

08 Kasım 2018 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Butch Cassidy & Sundance Kidd filmini hatırlayanlar vardır herhalde...

Paul Newman ile Robert Redford'un başrollerini paylaştıkları filim sinemasal değerleri yanında feodal ilişkilerin yerini kapitalizmin acımasız ilişkilerinin almakta olduğu bir döneme ayna tutuması bakımından da çok değerliydi.

Bütün çocukluğumuzun en heyecan verici olaylarından olan "kawboy" filmlerinden, "Vahşi Batı"dan, vahşi olmayan ve fakat sonuçları açısından vahşiden de öte bir modernite olmayı genetiğinde taşıyan yerleşik hayata, kasabaların kente dönüşmesine atmosfer olacak olan kapitalizme geçişin sinemasal anlatımları ile geçiyorduk.

Bir Western filminde ilk defa bisiklet rol alıyordu. Paul Newman'ın Katherina Ross'u bisikletin demirinde gezdirdiği sahne, filmin final sahnesi kadar etkileyiciydi.

İlk gençliğimizden gençliğimize geçiş günlerinde görmüş ve beğenmiştik "Sonsuz Ölüm"ü

Çocukluk gençlik kavram olarak da tarihe mi karışıyordu ne?

Çocuk olmak genç olmak feodal kavramlar mıydı yoksa? Kapitalizm ele geçiriyordu ve kirletiyordu temiz olan herşeyi.

Yıllar sonra "Yeni Türkü" grubu " Biz büyüdük ve kirlendi dünya" diye aynı şeyi anlatacaktı bize.

Sütçü Ramiz'in, Amcasının Kaymakamı'nın, Kara Kalpaklı Terzi Hasan Paşa'nın, Alex ile Zarife'nin ve hatta Mustafa ile terzi Nikola'nın anlamadığı şey gelenin Terzi Nikola değil, o güne kadar süregelen bütün ilişkileri tarumar ederek yerine de benci ve bencil çıkarları koyacak olan pazar ekonomisinin geldiğiydi.

Sütçü Ramiz'in anlamadığı şeyi, Bihter'in, Belül'ün, Adnan'ın, Nihal'in anlamasını bekleyebilir miyiz?

Halid Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz romanı Aşk- ı Memnu yıllar önce TRT tarafından dizi film olarak çeklip gösterilmişti.

Rejisörlüğünü Halit Refiğ'in yaptığı filim TRT'nin yüz akı olmuş ve Müjde Ar'ın Bihter rolü de Türkiye sinemasının unutulmaz kadın karakterlerinden biri olarak belleklere kazınmıştı.

Halit Refiğ usta da, Halid Ziya Uşaklıgil de bir devrin bitmekte olduğunu, var olan, biriktirilmiş değerlerin altüst olmakta olduğunu fark edebilecek algı kapasitesine ve bilgi birikimine, görgü donanımına sahip insanlardı, o yüzdendir ki yaptıkları işler önemli işlerdi.

Bir dönem romanıdır Aşk-ı Memnu, İstanbul yavaş yavaş kabuk değiştirmeye doğru ilk adımlarını atıyor ve Saray'a yakın aileler, Batı'dan gelen önlenemez esintilerle dağılan saçlarını Batı tarzında yeniden permanat yapmaya başlıyorlardı.

Alt üstlükler başlamış "muassır medeniyet" kapıya Boğaz'a, Haliç'e dayanmıştı.

Kirlenen Haliç yeni İstanbul'un simgesi olacaktı.

Şimdi sorun kendinize bakalım.

Kadın ruhundan çok iyi anladığı kabul edilen Ahmet Altan, neredeyse 3. sınıf bir metnin adını" Aldatma"koyabiliyorsa ve bu metin devrimci bir edebiyat olarak kabul edilmişse, Bihter ile Behlül'ün cep telefonları ile memnu bir aşk yaşıyor olmalarını garipsemek gerekir mi?

İsteyen istediği konuda film yapabilir ve lâkin edebiyatın ölümsüz eserlerini de rahat bırakmak gerekmiyor mu?

Bihter değil de Ece, Behlül'e değil de Kıvanç'a tutulsaydı, ne kaybederdi filmin yönetmeni?

Aşk-ı Memnu olamaz her bir kişinin cep telefonu kullandığı bir filmin adı. Ve hiç kimse Behlül koymuyor isim diye oğluna.

Kentsel dönüşümün insani dönüşümden öne alınması, Çukur yaratmıştır.

Ve Çukur dizisi yarınki İstanbul'un aynasıdır...